Yesevî’den Önce ve Sonra Kur’ân’ın Türkçeye Tercümesi

Ahmed Yesevi'nin Türkmenistan'da bir heykeli
Ahmed Yesevi’nin Türkmenistan’da bir heykeli

Yesevî’den Önce ve Sonra Kur’ân’ın Türkçeye Tercümesi, Kur’ân’ın Türkçeye yapılan tercümelerinin başlangıcı Sâmânîler devrine kadar götürülür. 961-976 tarihleri arasında hüküm sürmüş olan Sâmânî hükümdarı Mansûr b. Nûh’un emriyle, Horasan ve Mâverâünnehir bölgesinin Belh, Buhara, Fergana, Şâş gibi şehirlere mensup âlimlerinden oluşan bir heyet kuruldu. Üyeler arasında Ahmet Yesevî’nin doğduğu şehir olan İsfi câblı (bugünkü Sayram) bir Türk âlim de bulunuyordu. Heyet 345/956 tarihinde Kur’ân’ın tamamını Farsçaya çevirdi. Mealde Muhammed b. Cerîr Taberî’nin Câmiu’l-beyân adlı tefsirinin özetine de yer verildi. Bu tercümenin iki yazması günümüze ulaşmış olup, bunlar İstanbul Ayasofya (nr 27) ve Dresden (nr 22) kütüphanelerindedir. Meal 1941 yılında Tahran’da basılmıştır. Tercümede satır arası yöntem kullanılmış olup, bu tekniğe göre düz tercüme yerine kelimelerin altına Farsça anlamları yazılmıştır. Aynı heyetin bir de satır arası Türkçe Kur’ân tercümesi yaptığı düşünülmekte ise de bu henüz ispat edilememiştir. Böyle bir tercümenin yapılmasının beşinci/on birinci yüzyıldan sonra (yaklaşık olarak 400/1008) mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Bilindiği gibi bu yüzyılda Divânü lugâti’t-Türk ve Kutadgu Bilig gibi Türkçe edebî başyapıtlar ortaya çıkmıştır. Satır arası tercüme tarzı sonraki zamanlarda da benimsendi. Bu yöntem, muhtemelen Moğol İstilası’ndan kaçan Harezimli ve Horasanlı âlimler tarafından Anadolu civarına da taşınmıştır. Nitekim günümüze ula- şan Anadolu’daki ilk Türkçe Kur’ân tercümelerinde bu tarzın uygulandığı görülmüştür. Türkçedeki tercümeler hakkında en kesin bilgi, 14. yüzyıla aittir. Çünkü İstanbul’daki Türk-İslâm Eserleri Müzesi’nde yazma olarak numara 73’te kayıtlı bulunan tercüme, Şîrâzlı Muhammed b. Hâc Devletşâh tarafından 734/1334 tarihinde istinsah edilmiştir. Uzmanların incelemelerine göre bu tercümede asıl metin Karahanlı Türkçesi ile yazılmış olup yer yer Harezm Türkçesi ile yazılan kısımlar da vardır. Dolayısıyla o aynı zamanda Karahanlı Türkçesinin eldeki en eski örneklerinden birisi sayılmıştır. Bu tercümeden istinsah edildiği düşünülen tercümelerin İstanbul’da birkaç tane olmak üzere, Sivas, Özbekistan, St. Petersburg ve Paris gibi birkaç yerde nüshası vardır. Bunlar üzerinde pek çok inceleme yapılmıştır.6 Fakat söz konusu yazmalar üzerinde yapılan çalışmalarda, en azından bazı tercümeler 734/1334’den öncesine tarihlendirmektedir. Mesela nüshalardan birisini Borovkov incelemiş, onu ‘Orta Asya Tefsiri’ diye isimlendirmiş ve onun söz varlığını bir sözlükte toplamıştır. Borovkov’un 12-13. yüzyıl aralığı- na tarihlendirdiği bu nüsha, Kehf sûresinden başlayan satır arası tercüme ve tefsirdir. Özbekistan nüshası üzerinde çalışan Üşenmez ise bu Türkçe Kur’ân tercümesinin 10. yüzyılın sonu 11. yüzyılın başlarında Buhara ve Semerkant civarında Türkçe-Farsça ortak dilde yapıldığı kanaatine ulaş- mıştır. Satır aralarına yazılan manaların yukarıdan aşağıya olanları Farsça, aşağıdan yukarıya olanları Türkçedir. Üşenmez’in araştırması, daha önce yapılan bazı çalışmaları teyit eder niteliktedir. Toplam 273 varaktan oluşan nüshanın dili ve tercüme tarzı Türk İslâm Eserleri Müzesi’ndeki 73 numaralı nüsha ile Hekimoğlu Ali Paşa nüshası arasındaki benzerlikler çok fazladır.

Türkçe edebî eserler içinde Yesevî’den önce kaleme alınmış olan Kaş- garlı Mahmûd (ö. 466/1074)’un Dîvânü lugâti’t-Türk (yazım tarihi 1069) adlı eserinde araştırmamıza doğrudan veri olacak bir bilgi yoktur. Zemah- şerî (ö. 538/1144)’nin Hârizmşahlar Devleti hükümdarı Atsız b. Muhammed için kaleme aldığı Arapça Mukaddimetü’l-edeb adlı bir sözlüğü de Divânü lugâti’t-Türk gibidir. Her ne kadar bazı ifadelere Zemahşerî’ye aidiyeti tartışmalı olan satır altı Türkçe tercümeler ilave edilmişse9 de onlar bize malzeme olacak bir veri sunmaz.

Yûsuf Has Hâcib (ö. 470/1077)’in Kutadgu Bilig adlı yapıtına gelince, gerek kendi okumalarımız ve gerekse yapılan araştırmalar, Kur’ân ve hadisin onun eserdeki fi kirlerine kaynaklık eden unsurlar arasında yer aldığını teyit etmektedir. Ancak o, herhangi bir âyet veya hadise referans vermemiş, âyetlerin metnini veya muhtevasını zikretmemiş, hangi fi krini Kur’ân’a dayandırdığını belirtmemiştir.

Kaynak: yazının hepsini okumak yada dergiyi satın almak için  diyanet dergisi

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

seven + two =