Türk Tarihi Hakkında Kısa Bilgi

Türk Tarihi Hakkında Kısa Bilgi Türklerin anayurdu Altaylar’dır; Zeki Velidi Togan’a göre ise Aral Gölü ile Altay ve Tanrı Dağları arasında kalan Balkar Gölü’nü içine alan üçgendir. Başta Türklerin hakanları “Açinaoğulları” dediğimiz çok eski bir tek boydan inmiştir. Türklerin değişik akrabaları çoğaldıkça, Açinaoğulları da bölünmüş, bütün akraba kavimlere başbuğ olmuşlardır. Hangi boy diğer akraba kavimleri hegemonyası altına alırsa, kurduğu devlet o boyun adıyla devam ettiriliyordu; Hunlar, Göktürkler gibi. Bazen de kurulan devletler kahramanlarının adıyla anılırdı; Selçuklular, Osmanlılar misali. Büyük mütehassıslar Çu’ların bizim atalarımız olduğu konusunda ittifak halindedirler. O zaman da Çin dünyanın en kalabalık ülkelerinden biriydi. Çu’lar M.Ö. 1111 yıllarından, M.Ö. 256 yıllarına kadar yaklaşık 855 yıl Çin’de saltanat sürmüşlerdir.

Daha sonraları Kao-Siyen-Çe’nin başkumandasındaki büyük Çin ordusu, Arapları Orta Asya’dan kovmak maksadıyla Talas’a kadar ilerledi. Burada Orta Çağ’ın en büyük ve önemli meydan muharebelerinden biri yaşandı. Araplara Ziya İbni Salih kumanda ediyordu. Türk ordusunun Araplara katılması büyük muharebenin mukadderatını değiştirdi. Müthiş bir mağlubiyete uğrayan Çinliler, Orta Asya’dan çekilmek zorunda kaldılar. Çünkü Türkler, tarihin alacakaranlığından çıktıkları zamandan beri Çinlilerin en azılı düşmanları idi. Orta Asyalı olmayan Araplar er geç yurtlarına döneceklerdi. Müslümanlar, savaş bittikten, mülki idareyi teessüs ettikten sonra Türklere çok iyi davranmışlardır. Araplarla Türklerin silah arkadaşlığı yapmaları, VIII. asırda büyük bir psikolojik yakınlaşma meydana getirmişti. Müslüman dininin cihanşümul müsamahası ve Türklerin dinde taassup göstermemeleri bu yakınlaşmayı kolaylaştırdı. Ondan sonra Türkler peyderpey Müslüman olmaya başlamışlardır.

türk-tarihi

Karahanlıların da Satuk Buğra Han’ın ‘Abdülkerim’ adını alarak 920 yıllarına doğru İslam dinini kabul etmesiyle Türk tarihinin mukadderatı değişmiş ve Türkler batıya doğru akarak, Orta Asya ile Orta Avrupa arasında kolan vurmuşlardır. Türklüğün Doğu’yu ve Batı’yı kucaklayan ruhu, iki kıtanın kültürleriyle asırlarca beraber yaşamış, nihayet her ikisinin birleştiği Ortadoğu’da bugünkü kıvamını bulmuştur.

Milletimiz coğrafyayı hallihamur ederken, kültürü de aynı şekilde geliştirmişti. Hindistan, Mısır’dan gelen Yunanistan’da konaklayan kültürün insanlarının gözleri yere çakılıdır; zira hayatlarını oradan çıkarırlar. Fakat Ortadoğu Peygamber diyarıydı; o dünyada gökler yere inmişti. Batı dünyası ile Doğu dünyasını birleştirmek gerekiyordu. Bunu da Farabi, İbni Sina, Biruni gibileri yapmıştır. Metafiziğin temel esasları hariç, hayatın bütün yönlerini senteze tabi tutmuşlardır. Hıristiyanlığın taassubunda bulunan Avrupa, kendi kültüründen başka bir şey düşünmüyordu. Bu onların acı kaderi oldu. Türklerin parlak tarihi Avrupa’yı kendine getirdi. Gerek Endülüs’te gerekse İstanbul fethedildikten sonra İtalya’ya göçen Doğu ilimlerini az da olsa paylaşan Bizans alimleri Batı’nın ilmini kıpırdatmaya başlamış; daha sonraları geliştirmişti. Avrupa’da nüfus yoğunluğu fazla idi, sonra Rusya da onun yanına katıldı. Bundan üç yüz yıl önce Batı alemi ilmin tekelini eline aldı.

İlim belli bir noktaya gelince, Batı’nın metafizik dünyası ilmini tartmamaya başladı. Batı ilim yuvaları ateizme doğru gitmeye koyuldu. Ama yirminci yüzyılda Batı’da metafizik kuvvetlendi; ne yazık ki onların metafizikleri dünya bilimlerini kuşatamıyordu.

mehmet-niyazi-

Batı bilim insanları, branşlarını geliştirmek gayretiyle, Müslüman bilginlerin peşine düşüp rönesansın şartlarını oluşturmuşlarsa bizim de öyle yapmamız gerekirdi. Bunlar ilim adamları tarafından yapılamayınca, iş resmi makamlara kaldı; onlar da Batılılaşmayı resmi politika haline getirdiler. Ne çare ki konu aynı zamanda ideolojikleşti; zira ilim ve ideoloji bir arada mezcolamaz.

Mehmet NİYAZİ

1 Comment

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− one = one