1240 Babai İsyanıXIII. Yüzyıla kudretli bir şekilde giren Anadolu Selçuklu Devleti en ihtişamlı dönemini Alâeddin Keykubâd (1221-1237) devrinde yaşamıştır. Anadolu Selçuklu Devleti’ni Moğol istilâsının büyük bir coğrafyayı sarstığı bir dönemde istikrarlı, güvenli ve müreffeh bir ilim-kültür merkezi haline getiren Alâeddin Keykubâd’ın 1237’de genç yaşta ölümü XIII. yüzyıl Türkiyesi için de dönüm noktası olacak, ikbal devrinin sona ermesine yol açacaktır. Özellikle tahta geçen oğlu II. Gıyâseddin’in liyâkatsizliği ile genç hükümdarı avucuna alan veziri Saadettin Köpek’in büyük hayalleri için engel olarak gördüğü devlet adamlarını birer birer bertaraf etmesi inhitata zemin hazırlamıştır.

II. Gıyâseddin’in yönetimde ve ülkede sebep olduğu huzursuzluk, siyasî, sosyal ve ekonomik şartların da olgunlaşması ile 1240 Babai İsyanına yol açmıştır ki, bundan sonra koşullar daha da olumsuzlaşacaktır.

Anadolu Selçuklu Devleti’nin bu Türkmen isyanını bastırmaktaki aczini gören Moğollar harekete geçerek ciddi bir mukavemet görmeden 1243 Kösedağ Savaşı’nda Selçuklu ordusunu mağlup etmişlerdir. 1246’da II. Gıyâseddin Keyhüsrev’in ölümü ile başlayan küçük yaştaki üç oğlu ve devlet adamlarının mevki mücadeleleri ise Moğollar’ın tahakkümlerini daha da artırmalarına ve ağır vergilerle devleti ezmelerine fırsat vermiştir.

Bu iktidar mücadeleleri 1261’de Muineddin Süleyman Pervâne’nin duruma hâkim olmasıyla sonuçlanır ve devlet, Pervânenin öldüğü 1277 yılına kadar “bisükûn ve istikrar” devri yaşar. Bununla beraber Moğol baskısından tamamen kurtulmak isteyen Anadolu halkı, Moğolları yenilgiye uğratan ilk kumandan olan Türk Memlûk Sultanı Baybars’ı Anadolu’ya davet eder. Ancak Baybars’ın Kayseri’ye gelerek tahta oturması Anadolu halkının ağır bedeller ödemesine sebep olacaktır. Zira Baybars’ın dönüşünden sonra Anadolu’ya giren İlhan Abaga, Muineddin Pervâne’yi idam ettirerek, pek çok insanı da öldürecektir.

Muineddin Süleyman Pervâne’nin 1277’de idamından sonra Türkiye tamamen Moğol tahakkümüne düşmüş, 1318 yılına kadar tahta geçen Selçuklu hânedânı kukla bir iktidar olmaktan kurtulamamış ve devlet fiilen var olmamıştır. İlhanlı idarecilerin soygunları, savaşlar ve isyanlar iktisadî, içtimaî ve medenî hayatı tamamen çökertmiştir. Moğol valilerinin İlhanlı Devleti’ne karşı isyanları mevcut sıkıntıları daha da artırmıştır. XIII. asrın sonuna gelindiğinde İlhanlılar’ın şiddetli te’dib hareketlerine ve askerî idarelerine rağmen Anadolu’da tam bir nizam kurulamamıştı.

Doğu ve Orta Anadolu’da ticarî ve askerî yollar üzerindeki merkezlerde İlhanlı hâkimiyeti mutlak olmakla birlikte, dağlık sahalarda ve uç mıntıkalarda bu hâkimiyet nadiren hissediliyordu.

Ahmet Cevdet Paşa bu dönemi şöyle tasvir etmektedir; “Selçukiyye’nin inkırazı üzerine uç beyleri yani serhadler muhafızı olan Türkmen beyleri daire-i itaatden çıktı, Devlet-i İlhaniye dahi birçok gaileler hesabıyla Bilâd-ı Rûm’un emr-i inzibat ve intizamına bakamadığından bu merzibanlar, yani serhad muhafızları dâvâ-i istiklâle kıyam etmekle Anadolu kıtası tavâif-i mülûke munkasem olmuştur… Uç beyleri birer hükûmet-i müstakile teşkil ettiler. Bazıları alel husus Karamanoğulları pek parlak ve kuvvetli idi. Lâkin bunlar hep saman ateşi gibi birden bire parlayıp az vakit zarfında sönmüşlerdir.

kaynak: SELÇUK ÜNİVERSİTESİ İLAHİYAT FAKÜLTESİ DERGİSİ, güz 2010