Topal Osman İle Ali Şükrü Paşa

TOPAL-OSMAN-AĞATopal Osman İle Ali Şükrü Paşa Olayı: Uzun süre çoğu kimsenin bu konu hakkında birşeyler söyleme çalıştı anlattı doğru olanlar veya abartanlar da oldu. Lakin Mehmet Niyazi Yenişafak Gazetesindeki köşesinde bu konu hakkında bir yazı yayımladı. Aşağıda Mehmet Niyazi Hocanın köşesinden alınan yazı bulunmaktadır. Dikkatlice okumanızı tavsiye ederiz. Milli Mücadele’nin ilk yılları idi; Çankaya’da Mustafa Kemal Paşa’nın korunması için resmi muhafız kıtası teşekkül etmemişti. Bu görev Topal Osman Çetesi’ne verilmişti. Sonra düzenli ordu kuruldu, muhafız taburunun başına da İsmail Hakkı (Tekçe) getirildi. Topal Osman‘ın kuvvetleri intizam tanımıyordu. Yerli yersiz olarak Meclis’e girip çıkıyorlardı. Bunlara dur diyen yoktu.

Bu konuda Mahir İz Hocamız şöyle yazıyor:

Galiba bir taşla iki kuş vurulsun, diye Ali Şükrü Bey’in izale-i vücudu Topal Osman’a havale edildi.

***

ALİ-ŞÜKRÜ-PAŞAAli Şükrü Bey ile Topal Osman hemşeri idiler; zaman zaman Merkez Kıraathanesi’nde bir araya gelir, nargile içerlerdi. Bir akşamüstü, yine Merkez Kıraathanesi’nin önünde buluştular. Sonra Topal Osman’ın daveti üstüne Saman Pazarı’ndaki evine gitmişlerdi. Topal Osman, kapıya bakan iskemleye geçmiş, Ali Şükrü Bey’e de karşındaki iskemleyi göstermişti. Oturmuşlar; hazırlanan iki nargile önlerine gelmiş, bir taraftan lakırdıya başlarken diğer taraftan nargilelerini içiyorlardı. Bu sırada kahveler de getirilmişti. Ali Şükrü Bey, fincanı eline alır almaz, birden dört çete mensubu içeriye girip yağlı ipi Ali Şükrü Bey’in başına geçirmişlerdi. Ali Şükrü Bey o esnada:

Osman! Yaktın beni, diye bağırmıştı. Can havli ile iskemlesinin hasırlarına kuvvetle asılmış, bilahare daha sonra naşının avucunda da hasır parçaları görülmüştü.

Çatışma devam ederken Topal Osman da yaralanmış, çeteciler bunun üzerine teslim olmak zorunda kalmışlardı.

Hocamız kitabında bu konu ile ilgili şöyle diyor:

Osman Ağa‘nın, çarpışma devam ederken çetesine, silâhlarını Çankaya’ya çevirmelerini emrettiği; fakat Rauf Bey’in, jandarmalar hareket etmeden evvel Çankaya’ya telefon ederek herhangi bir hadisenin vuku bulmaması için, Mustafa Kemal Paşa’ya istasyon binasına gelmesini tavsiye ettiği söylenenler arasında idi.”

***

İş meclise aksetmişti… Milli Mücadele’nin o karanlık günlerinde her kafadan bir ses çıkıyordu. İcra Vekilleri Heyeti Reisi Rauf Bey, kürsüden izah verirken Erzurum’un yiğit evladı Hüseyin Avni Bey, o güçlü sesi ile şöyle haykırdı:

Rauf Bey, katilleri biz sizden istiyoruz!

Bunun üzerine o da şu cevabı vermişti:

Katilleri mutlaka Meclisi Aliye’ye getireceğim.

Topal Osman’ın cesedi Taşhan’ın önündeki meydanda asıldı. Çetesi de silahtan tecrit edilip, muntazam bir şekilde meclisin önünden geçirilerek memleketlerine gönderildi.

Ali Şükrü’nün mübarek naşı ise Hacı Bayram Cami’ine getirildi. Bu, Mahir Bey’in hayatında taşıdığı ilk tabuttu. O akşam Mahir Bey eve döndüğünde teessüründen bir mersiye yazmıştı. Sabah olunca, Tâceddin Dergâhı’na gidip ‘Tanyeri’ gazetesinde bu mersiyenin neşrini isteyecekti. Öncelikle Mehmet Akif Bey’e mersiyeyi gösterdi, o da sessizce okudu. Sonra Mahir Bey’e dönerek:

Şimdilik dursun, dedi.

Âkif’in bu cevabı, yangının üzerine körükle gidilmemesi gerektiğine işaretti…

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica