Nahçıvan’ın Kısa Tarihcesi

Nahçıvan tarih çağlarının hemen hemen tamamını yaşamış olan önemli merkezlerden biridir. Tarih boyunca Nahçıvan, coğrafî konumu bakımından doğu ile batı, kuzey ile güney arasında önemli bir geçiş ve irtibat noktası olmuştur.

Nahçıvan’ın Türkleşmesi İskitler ve Hazarlar dönemine kadar uzanmaktadır. Bu bölge coğrafi konumu gereği Kafkasya ve Anadolu-İran hattındaki Sasani, Bizans, İskit, Hazar gibi devletlerin mücadelelerine sahne olmuştur.

Müslümanların bu coğrafyayı fethetmesinin ardından Arap Valileri, Selçuklular, Atabey İldeniz Devleti, Harzemşahlar, İlhanlılar, Timurlar, Akkoyunlular, Karakoyunlular, Safaviler ve Kaçarların’ın idaresinde kalmıştır.

Osmanlı-Safevi mücadeleleri boyunca Güney Kafkasya’nın diğer bazı bölgeleri gibi Nahçıvan da sürekli el değiştirmiştir. 1747’de Nadir Şah’ın ölümünden sonra Aras’ın kuzeyindeki bölgede çeşitli Hanlıklara ortaya çıkmıştır. Nahçıvan’da Kengerli Oymağından Haydar Kulu Han da (1747-1763) Nahçıvan, Elince, Derelyaz, Ordubad, Eylis, Deste, Hok, Calanbek ve Velev arazisinden müteşekkil bölgede hanlığını ilan etmiştir. Hanlık, daha sonra Hacı Han Kengerli, Ali Kulu Han, Veli Kulu Han, Revanlı Hüseyin Ali Han, Karabağ Hanı İbrahim Halil Han ve Kelb Ali Han tarafından yönetilmiştir.

1795 yılında Ağa Muhammed Şah komutasındaki Kaçar kuvvetlerinin Azerbaycan’da hakimiyeti ele geçirmesiyle Nahçıvan ahalisinin bir kısmı İran’a göç etmiştir. Nahçıvan, birinci Kaçar-Rus Savaşı sonrasında İran Kaçar devletinin sınırları içinde kalmıştır. Ancak, 1826-1828 savaşının ardından imzalanan Türkmençay Anlaşması ile Rusya tarafından ilhak edilmiş, 21 Mart 1828’de Nahçıvan Hanlığı’nın mevcudiyetine son verilmiştir.

Ruslar bölgede nüfus dengesini Hıristiyanlar ve Ermeniler lehine çevirecek bir iskan siyaseti uygulamış; Erivan’dan Zengezur’a doğru suni olarak yoğunluk kazandırılan Rus himayesindeki Ermeniler, Azerbaycan ile Nahçıvan’ın irtibatını İran sınırına dayanmak suretiyle kesmişlerdir.

Rusya’da Bolşevik Devrimi’nin patlak vermesinin ardından ortaya çıkan iç savaş ortamında, 22 Nisan 1918’de Güney Kafkasya Federal Cumhuriyeti ilan edilmiştir. Federal Cumhuriyet, bölge halkları arasındaki ihtilafları çözememiş, neticede 26 Mayıs 1918’de Azerbaycan Halk Cumhuriyeti (AHC) ilan edilmiştir. Bolşevik ve Ermenilerin başta Bakü olmak üzere Azerbaycan genelindeki baskı ve katliamlarıyla bunalan AHC’nin imdadına yetişen Nuri Paşa komutasındaki Kafkasya İslam Ordusu 18 Eylül 1918 tarihinde Bakü’yü Bolşevik/Ermeni işgalinden kurtarmıştır.

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşmasının ardından Osmanlı askerleri tüm Azerbaycan’ı olduğu gibi Nahçıvan’ı da terk etmek zorunda kalmıştır. Ancak 15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa’nın talimatlarıyla hareket eden Binbaşı Halil Bey, bazı askerleriyle birlikte ordudan istifa ederek, Ermeni saldırılarına karşı savunma birlikleri oluşturmak üzere Nahçıvan’a geçmiştir. Halil Bey’in yerini bilahare Veysel Bey (Ünüvar) almıştır.

1918’den 1921’e kadar geçen dönemde Nahçıvan halkı büyük acılar yaşamış, defalarca ortaya çıkan Ermeni tehlikesinin savuşturabilmek için az sayıdaki Türk subayı ve askeri ile Türk ordusunun çekilirken bıraktığı silahların yardımıyla kahramanca bir direniş sergilemiştir.

Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında imzalanan Moskova Antlaşması’yla (16 Mart 1921) Nahçıvan, özerk bir yapıya sahip olması ve başka bir devlete terk edilmemesi şartıyla Azerbaycan’ın himayesine bırakılmıştır.[i]

Aynı husus, Türkiye, Sovyetler Birliği, Azerbaycan, Ermenistan ve Gürcistan arasında imzalanan Kars Antlaşması’yle (13 Ekim 1921) da teyit edilmiştir.

Sovyetler Birliği tarafından Zengezur bölgesinin (Azerbaycan’la Nahçıvan arasındaki toprak parçası) Ermenistan’a verilmesinin ardından, Nahçıvan’ın Azerbaycan’ın diğer bölgeleriyle karasal irtibatı kesilmiştir. Ermeniler, Nahçıvan’ı da ilhak etmek için gayret göstermiş ancak, Moskova ve Kars Anlaşmalarında yer alan hüküm gereği Nahçıvan, Azerbaycan bünyesinde özerk cumhuriyet olarak varlığını sürdürmüştür.

Sovyetler Birliği’nin bünyesindeki Azerbaycan’ın 1991 yılında bağımsızlığını ilan etmesiyle Nahçıvan, Azerbaycan Cumhuriyeti’nin ayrılmaz bir parçası olarak, “Özerk Cumhuriyet” statüsünü muhafaza etmiştir.

Mustafa Kemal Atatürk’ün “Türk Kapısı”, Kazım Karabekir Paşa’nın “Şark Kapısı” olarak nitelediği Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti (NÖC), Türk Cumhuriyetleri arasında Türkiye’yle fiziki bağlantısı bulunan tek toprağa sahip olması nedeniyle ülkemiz için özel bir anlam ve önem taşımaktadır. Nahçıvan şehir merkezi ile Türkiye’nin Iğdır şehri arasındaki uzaklık 160 km olup Türkiye ve Nahçıvan arasında 28 Mayıs 1992’de açılan Umut Köprüsü’yle bağlanan 17 km.lik bir sınır bulunmaktadır.

—————–

[i] Moskova Anlaşması öncesinde müzakereler için Rusya’ya giden heyette yer alan Yusuf Kemal Bey, Ankara’dan ayrılmadan bir gün önce (13 Aralık) Mustafa Kemal Paşa ile görüşmüş ve  “Paşam Ruslar Nahcıvan üzerinde ısrar ederlerse ne yapalım? diye sorunca “Nahcıvan Türk Kapısıdır. Bu hususu nazar-ı itibara alarak elinizden geleni yapınız” cevabını almıştı.

Anlaşmayla, Nahçıvan’ın Azerbaycan’a bağlanması Mustafa Kemal Paşa tarafından olumlu karşılanmış ve Ankara’ya  dönen Yusuf Kemal Bey “ Muhterem Paşam! Nahcıvan üzerinde elden geleni yaptık” deyince Paşa, “Yusuf Kemal Bey! Kapımız mevcudiyetini muhafaza ediyor, bizim için mühim olan budur.” cevabını vermiştir. (İbrahim Ethem Atnur, Osmanlı Yönetiminden Sovyet Yönetimine Kadar Nahçıvan: 1918-1921; Türk Tarih Kurumu, Ankara, 2001; syf. 439-441.)

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

ninety one − eighty nine =