imam-ı maturidi

imam-ı maturidi

Ehli Sünnetin İtikatta imamı İmamı Maturidi’dir. (İmamı Maturidi Hanefi Mezhebinden olanların İtikat imamıdır)

İtikadda ve Amelde Mezhep, ictihâd ehliyetine sahip alimin edille-i şer’iyye (kitapsünneticma, kıyas)dan çıkardığı mesele ve hükümlerdir.

Erkek ve Kadın her Müslüman itikatta ve amelde mezhebini öğrenip bilmesi vaciptir.

 

“İtikatta mezhebin hangisidir? Denirse, “Ehl-i Sünnet ve Cemaat mezhebidir.” Denilmelidir. Ehli sünnet ve cemaat demek Hz. Muhammed Mustafa (sav) in ashabı ve cemaati demektir. Onların her biri İslam dininin nurudur. Onların İtikadı nasılsa bende o itikat üzerineyim, demelidir.

Ehli Sünnetin İtikatta imamı İmam-ı Maturidi’dir. (İmam-ı Maturidi Hanefi Mezhebinden olanların İtikat imamıdır)

Şafii alimleri ise itikat imamı olarak İmam Eş’ari’ye tabidirler.

Amelde mezhebin hangisidir? Denirse, İmam-ı Azam Ebu Hanife mezhebindekiler “hanefiyim” derler. Şafii, Hanbeli ve Maliki mezhebindekiler ise mensubu bulundukları mezhebi söyler.


imam-i-maturidiYavuz Sultan Selim
, Mısırı ülkenin bir parçası haline getirdikten sonra bine yakın ilim insanı ve sanatkarla İstanbul’a döndü. Müslüman olan kalabalık Arap camiası da OSMANLIYA DAHİL EDİLDİ. Böylece ittihatta Eş’ari’liği benimseyen Araplardan kadı, beylerbeyi gibi bürokrat yetiştirmek medreselerimizin görevleri arasında yer aldı. Devlet kademelerinde görev yapanlar, yönettikleri insanların itikatlarını bilmeli, adaleti tevzi  ederlerken, kamunun diğer hizmetlerini görürlerken isabetli davranabilmeliydiler.

Bu sebeple Ulemaca Hak kabul edilen Matûrûdi ve Eş’arî mezhepleri medreselerimizde yan yana okutulmaya başlandı.

Biz Türkler, Matûrûdi Mezhebimizi değiştirmeyi düşünmüyorduk; fakat Medreselerimizde okutulan Eş’rîlik zihniyet olarak, beklide hiç farkına varmadan ilim dünyamızda zamanla benimsendi; zira yükümlülükleri daha kolaydı; insanı Matûrûdi Mezhebi gibi zorlu yokuşlara sürmüyordu. Kolay bizimde işimize geliyordu.
Hak olan bu iki itikadi mezhep arasında ciddi farklar vardır. Mesela,

Eş’ariliğe göre peygamberler gelmeseydi; Allah’ın varlığını idrak etmeye mecbur değildik.

Matûrûdiliğe göre ise, peygamberler gelmeseydi dahi, Allah’ın varlığını ve birliğini idrak etmeye mecburduk; aksi taktirde sorumlu olurduk. Çünkü Allah bize diğer canlılardan farklı olarak akıl vermiştir; akıl nimettir; her nimet külfeti gerektirir. İşte bu yüzden

Eş’ari Mezhebinde Allah’ın varlığını kabul etmek şer’an vaciptir;

Matûrûdi de ise akli bir mecburiyettir.

Eş’ariye göre iyilik ve kötülük (hüsn kubh) akılla bilinemez; Allah neye iyi demişse iyi odur; neyi kötülükle nitelendirmişse o da kötüdür.

Matûrûdiye göre ise iyilik ve kötülük akılla bilinir. Eğer bilinmeseydi neyin iyi ve neyin kötü olduğu kuranda tek tek belirtilirdi; halbuki Kuran’da örnek verilmekle yetinilmiştir.

Bu iki itikati mezhep arasında en önemli fark. Yaratılışdaki hikmet ve sebep konusudur.

Eş’ari telakkisinde, yaratılışta hikmet ve sebep aranmaz; Allah “ol” demiş, olmuştur, yağmur yağıyorsa muradı ilahiyedendir; hikmetini ve sebebini araştırmamıza gerek yoktur. Hikmet ve sebebi araştırmak zararlı değildir. Ama insana ilim sevabı vermez. Gerçek ilim sadece Kuran ve Hadis’dir; ancak bunlarla meşgul olmak insana ilim sevabı kazanılır.

Matûrûdi telakkisinde, yaratılışta hikmet ve sebep aranmalıdır. Allah hiç  bir şeyi hikmetsiz ve sebepsiz yaratmamıştır. Yağmurun hikmetleri olduğu gibi onun yağa bilmesi içinde Allah sebepler halk etmiştir. Bunları araştırmakta insana ilim sevabı verir; bu uğurda dökülen ter ve sarf edilen mürekkep “şehidin kanından eftal” dir.

Kur’an ve Hadis’in dışındaki ilimlere felsefe deniyor. Yan yana okutulan bu iki itikadi mezhepten zamanla medreselerde Eş’ari zihniyeti hakim olunca, insana sevap kazandırmıyor gerekçesiyle, fizik, matematik gibi felsefeye dahil olan bilimler, medreselerden atılmaya başlandı.

Bu ilimlerin medreselerde okutulmamasının nelere mal olacağı Kâtip Çelebi “Mîzan’ül –Hak Fi İhtiyari Ehak” (s,10-11) adlı kitabında trajik bir üslupla ifade etmektedir. “Nice boş kafalılar asrı saadette geçerli sanılan bir takım söylentileri donmuş kalıplar gibi benimseyip, aslını ve sebebini araştırmadan bilimi red ve inkar etme yolunu tuttular. Felsefe bilimleri diye bunları küçümsemeye kalktılar. Yeri göğü bilmez cahil iken bilgin geçindirler. Tanrının ‘Göklerin ve yerin hükümranlığının kimin elinde olduğunu görmüyorlar mı?’ (Araf, 185) uyarısı kulaklarına girmeyip yere ve göklere öküz nasıl bakarsa öyle bakmak gerektiğini sandılar.

Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan Sultan Süleyman çağına gelinceye dek ‘hikmetli şeriat bilimlerini özünde toplayan’ bilginler yüksek değerde idiler. Fatih Sultan Mehmet Süleymaniye Medresesini yaptırarak ve ‘kanun üzerine çalışın’ diye vakfiyesine kaydettirerek Şerh-i Muvafık ve Hasiyetü’l Tecrid  derslerini ön görmüştü. Sonra gelenler bu dersler felsefedir diye kaldırıp, Hidaye ve Ekmel’i okutmayı öngördüler. Ama sadece bunlarla yetinme akılalamzlığından ne felsefe kaldı; ne Hidayei nede Ekmel kaldı. Böylece Bilim pazarı kesatlığa uğrayıp, yıkılmaya yüz tuttu.

Hayat boşluk kabul etmez; birşeyler atılırsa, onların yerlerini başka şeyler doldurur. Müspet bilimler ve deneyler medreseden atılınca, onların yerlerini kabuller ve hurafeler doldurdu. O canım medreseler “sinek pisliğinin değdiği ipliği gömersen, nane çıkar” , “sansar derisinin gömüldüğü köye yıldırım düşmez” gibi hezeyanların yazıldıkları yerler haline geldi.

İnsan kendini kandırmanın da ihtiyacını duyar. Cahil olan bir kişi alimlik taslamaya heveslendimi, ikiyüzlülük başlamış demektir.

Koçi Bey’de risalesinde ilim insanlarımızın düştüğü derekelerden yakınmaktadır: “Bilim yolu pek temiz ve disiplinli idi, o sebeple içeride bilgisiz ve yalancı bulunmayıp, ister kadı ister müderris olsun hepsi de bilgi ve inanç bakımından olgun, ırz ve vakar sahibi adamlar idiler. Müderris iken bilime, kadı iken de devlet ve dine dürüstlükle hizmet edip, insanlara yardımcı olurlardı” (s,39,43)

Medreseler yakınıldıkları bu durumla da kalmadılar. İslam2ın ruhban sınıfı olmamasına rağmen, ulema neredeyse onu andıran hale geldi; alimlik babadan oğula geçen tevarüs eden bir mesleğe dönüşür gibi oldu. Bu cehaletin hurafeye zemin hazırlaması tabii idi; her gelen yüzyıl giden yüzyılı aratıyordu. Devlet hizmetinde de müderrislerden ümit kesildi. III. Selim’in herkesten yardım beklediği bir sırada müderrislerden söz edilince “Hüdâ-yı müteal onlara muhtaç eylemesin” dediği kaydedilmektedir.

Bu yazıdan kesinlikle şu anlaşılmasın, bura Eş’ari mi yoksa Mâturî dimi üstün onu mukayese etmiyoruz. İki büyük İmam, farklı sebeplerden dolayı değişik içtihatlarda bulunmuşlardır.

Araplar Putperest idiler; İslamiyetten sonra da zaman zaman bu inancın hortlama alametleri görünüyordu, Bunun için Eş’ari Hazretleri, aklı töreleri hayatın diğer unsurlarını bir kenara koyup, sadece Kuran ve Hadislerle Cenab-ı Allah’a mutlak itaati yerleştirmenin zaruretini duyuyordu.

İmam Mâturûdî Hazretleri, Türkistan’da yaşıyordu. Türkler İslamiyeti kabul etmeden öncede tek tanrıya inanıyordu. Bunun için Eş’ari Hazretlerinin duyduğu zarureti duymuyor; Kuran ve Hadislerin yanı sıra akla ve diğer ilimlere de önem veriyordu.

Müslüman olarak yanlışımız bu büyük alimlerin, niçin bu içtihatları yaptıklarını iyi değerlendiremememizdir.

Kaynak; medeniyetimizin analizi ve geleceği, (s, 35, 36, 37, 38, 39) Mehmet Niyazi

(Mehmet Niyazi hocamızın Bu Kitabını Mutlaka Okuyunuz.)

 

Eserleri:

Kelam tarihi boyunca yazılan eserlerde, Matüridî’nin eserlerinin tamamının listesi yer almamıştır.
1-Kitap et-tevhid, 
2-Risâle fi’l-âkaid, 
3-Şerh’ül fil-ekber, 
4-Reddü evaili’l-edille li’l-Kâ’bî, 
5-Reddü tekzîbi’l cedel li’l-Kâbî, 
6-Reddü usuli’l-hamse li’lBâhilî, 
7-Reddü kitabi’l-imame li ba’dı’r-ravafıd, 
8-er-Redd ‘ale’l-karâmıta, 
9-Reddü kitabi’l-Kâ’bî fi va’îdi’l-füssâk, 
10-Beyanü vehmi’l Mu’tezile, 
11-Kitab el-makâlât, 
12-Kitâbu tefsiri’l-esma ve’s-sıfat 

  1. Matüridî’nin usule dair eserleri: 
    1-Me’ahizü’şerai’ fî usûli’l-fıkh,
    2-el-Cedel fi usûlil-fıkh,
    3-Ed-Dürer fi usû’lid-din,
    4-el-Usûl.
    C. Matüridî’nin tefsir ve Kuran ilimlerine dair eserleri: 
    1-Te’vilatü’l-Kur’ân,
    2-Risâle fi mâ la yecûzü’l vakfu aleyhi fi’l Kur’ân
    D. Matüridî’nin vasâya ve münâcâta dair eseri:
    1-Vasaya ve münacaat.
    Bunların dışında bir takım eserler de Matüridî’ye nisbet edilmektedir. Fakat bunların müellife nispetini değerlendirecek belgeler mevcut değildir. Eş’ari ile Matüridî’nin ihtilafları Matüridî, Eş’ari ile birlikte ehli sünneti temsil etmesi ve Mu’tezililerle mücadelelerinden dolayı fikirlerinde paralellik gözükmesine rağmen aralarında ihtilaf mevcuttur. Bu ihtilafların sayısı bazı kaynaklarda 13 olarak telaffuz edilirken, bazılarında 40, hatta 73′e varan sayılarla ifade edilmektedir.

3 Comments

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

two + 6 =