KAZA VE KADER | |

KAZA VE KADER

Kader ve kazâya iman yüce Allah’ın ilim, irade, kudret ve tekvîn sıfatlarına
inanmak demektir. Bir başka deyişle bu sıfatlara inanan kimse, kader
ve kazâya da inanmış olur. Bu durumda kader ve kazâya inanmak demek,
hayır ve şer, iyi ve kötü, acı ve tatlı, canlı ve cansız, faydalı ve faydasız her
ne varsa hepsinin Allah’ın bilmesi, dilemesi, kudreti, takdiri ve yaratması ile
olduğuna, Allah’tan başka yaratıcı bulunmadığına inanmak demektir.
Dünyada meydana gelmiş ve gelecek olan her şey, Allah’ın ilmi, dilemesi,
takdiri ve yaratması ile olur. Her şeyin bir kaderi vardır. Bunun anlamı ise şudur:
Yüce Allah, insanları hür iradeleriyle seçecekleri şeylerin nerede ve ne
şekilde seçileceğini ezelî yani zamanla sınırlı olmayan mutlak ilmiyle bilir ve bu
bilgisine göre diler, yine Allah bu dilemesine göre takdir buyurup zamanı gelince
kulun seçimi doğrultusunda yaratır. Bu durumda Allah’ın ilmi, kulun se-
çimine bağlı olup, Allah’ın ezelî mânada bir şeyi bilmesinin, kulun irade ve
seçimi üzerinde zorlayıcı bir etkisi yoktur. Aslında insanlar, Allah’ın kendileri
hakkında sahip olduğu bilgiden habersizdirler ve pratik hayatta bu bilginin
etkisi altında kalmaksızın kendi iradeleriyle davranmaktadırlar. Bir başka ifadeyle
söylersek biz, yüce Allah bildiği için belli işleri yapmıyoruz. Bizim bu
işleri yapacağımız, O’nun tarafından ezelî ve mutlak anlamda bilinmektedir.
Allah, kulu seçen ve seçtiklerinden sorumlu olan bir varlık olarak yaratmış,
onu emir ve yasaklarla sorumlu ve yükümlü tutmuştur. Ayrıca Allah Teâlâ,
kulun seçimine göre fiilin yaratılacağı noktasında bir ilâhî kanun da belirlemiş-
tir.
Kader konusunda bilinmesi gereken bir başka husus da şudur: Kader iç
yüzünü ancak Allah’ın bilebileceği, mutlak ve kesin bir biçimde çözümlenmesi
mümkün olmayan bir ilâhî sırdır. Zaman ve mekân kavramlarıyla
yoğrulmuş bulunan insan aklı, zaman ve mekân boyutlarının söz konusu
olmadığı bir ilâhî ilmi, irade ve kudreti kavrayabilme güç ve yeteneğinde
değildir. Kader konusunu kesin biçimde çözmeye girişmek, insanın kapasitesini
zorlaması ve imkânsıza tâlip olması demektir. 134 İLMİHAL
Kader ve kazâya inanmak iman esaslarındandır. Ancak insanlar kaderi
bahane ederek, kendilerini sorumluluktan kurtaramazlar. Bir insan “Allah
böyle yazmış, alın yazım buymuş, bu şekilde takdir etmiş, ben ne yapayım?”
diyerek günah işleyemeyeceği gibi, günah işledikten sonra da kendisini
suçsuz gösteremez, kaderi mazeret olarak ileri süremez. Çünkü bu fiiller,
insanlar böyle tercih ettikleri için, bu seçime uygun olarak Allah tarafından
yaratılmışlardır. Ayrıca sır olan kaderin iç yüzü Allah’tan başkası tarafından
bilinemez. O halde kader ve kazâya güvenip çalışmayı bırakmak, olumlu
sonucun sağlanması ya da olumsuz sonuçların önlenmesi için gerekli sebeplere
sarılmamak ve tedbirleri almamak, İslâm’ın kader anlayışı ile bağ-
daşmaz. Allah her şeyi birtakım sebeplere bağlamıştır. İnsan bu sebepleri
yerine getirirse Allah da o sebeplerin sonucunu yaratacaktır. Bu da bir ilâhî
kanundur ve bir kaderdir

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica Flag Counter