Allahın (cc) Sıfatları Nelerdir?

A- Zâtî Sıfatlar
Sadece Allah Teâlâ’nın zâtına mahsus olan, yaratıklarından herhangi birine
verilmesi câiz ve mümkün olmayan sıfatlardır. Zât sıfatların zıtları Allah
hakkında düşünülemediği, bu sebeple noksanlık, sonluluk ve eksiklik ifade
eden bu özelliklerden O’nun tenzih edilmesi gerektiğinden bu sıfatlara tenzîhî
sıfatlar ve selbî sıfatlar da denilmiştir. Zâtî sıfatlar şunlardır:
1. Vücûd. “Var olmak” demektir. Allah vardır, varlığı başkasından de-
ğil, zâtının gereğidir, varlığı zorunludur. Vücûdun zıddı olan yokluk Allah
hakkında düşünülemez.
2. Kıdem. “Ezelî olmak, başlangıcı olmamak” demektir. Hiçbir zaman
düşünülemez ki, bu zamanda Allah henüz var olmamış olsun. Çünkü
zaman denilen şeyi de O yaratmıştır. Ne kadar geriye gidersek gidelim
O’nun var olmadığı bir zaman düşünülemez, bulunamaz. Allah sonradan
meydana gelmiş varlık değildir. Ezelî (kadîm) varlıktır. Kıdem sıfatının zıddı
olan sonradan olma (hudûs) Allah hakkında düşünülemez.
3. Beka. “Varlığının sonu olmamak, ebedî olmak” demektir. Allah’ın
sonu yoktur. Ezelî olanın ebedî olması da zorunludur. Bekanın zıddı olan
sonu olmak (fenâ) Allah hakkında düşünülemez. Ne kadar ileriye gidilirse
gidilsin, Allah’ın olmayacağı bir an düşünülemez. Kur’ân-ı Kerîm’de Allah’ın
ezelî ve ebedî oluşu hakkında şöyle buyurulur: “O, ilktir, sondur…” (el-Hadîd
57/3), “…Allah’ın zâtından başka her şey yok olucudur…” (el-Kasas 28/88).
4. Muhâlefetün li’l-havâdis. “Sonradan olan şeylere benzememek”
demektir. Allah’tan başka her varlık sonradan olmuştur. Allah, sonradan
olan şeylerin hiçbirisine hiçbir yönden benzemez. Allah, kendisi hakkında
bizim hatıra getirdiklerimizin de ötesinde bir varlıktır. Bu sıfatın zıddı olan,
sonradan olana benzemek ve denklik (müşâbehet ve mümâselet) Allah hakkında düşünülemez. Kur’an’da şöyle buyurulur: “…O’nun (benzeri olmak
şöyle dursun) benzeri gibisi (dahi) yoktur…” (eş-Şûrâ 42/11).
5. Vahdâniyyet. “Allah Teâlâ’nın zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde bir
ve tek olması, eşi, benzeri ve ortağının bulunmaması” demektir. Vahdâniyyetin
zıddı olan birden fazla olmak (taaddüd), eşi ve ortağı bulunmak (şirk),
Allah hakkında düşünülmesi imkânsız olan sıfatlardandır. İslâm’a göre Allah’tan
başka ilâh, yaratıcı, tapılacak, sığınılacak, hüküm ve otorite sahibi
bir başka varlık yoktur. İhlâs ve Kâfirûn sûreleri ile Kur’an’ın pek çok âyeti
Allah’ın tek ve eşsizliğini ortaya koyarken, şirki reddeder (bk. el-Enbiyâ
21/22; el-İsrâ 17/42; ez-Zümer 39/4).
6. Kıyâm bi-nefsihî. “Varlığı kendiliğinden olmak, var olmak için bir
başka varlığa ihtiyaç duymamak” demektir. Allah kendiliğinden vardır. Var
olmak için bir yaratıcıya, bir yere, bir zamana, bir sebebe muhtaç değildir.
Başkasına muhtaç olmak (kıyâm bi-gayrihî), Allah hakkında düşünülemez.
Kur’ân-ı Kerîm’de bu sıfatla ilgili olarak şöyle buyurulur: “De ki: O Allah
birdir. O, sameddir (başkasına ihtiyaç duymayandır)…” (el-İhlâs 112/1-2),
“Ey insanlar, Allah’a muhtaç olan sizlersiniz. Zengin ve övülmeye lâyık olan
ancak O’dur” (el-Fâtır 35/15).

B) Sübûtî Sıfatlar

allahın-sıfatlarıVarlığı zorunlu olan ve kemal ifade eden sıfatlardır. Bu sıfatlar “Allah diridir,
irade edendir, güç yetirendir…, hayat, irade ve kudret… sıfatları vardır”
gibi müsbet (olumlu) ifadelerle Allah’ı tanıttığı için sübûtî sıfatlar adını almışlardır.
Sübûtî sıfatların zıtları olan özellikler Allah hakkında düşünülemez.
Bu sıfatlar ezelî ve ebedî olup, yaratıkların sıfatları gibi sonradan meydana
gelmiş değildir. İster hay (diri), âlim (bilen), kadîr (güç sahibi) gibi dil
kuralları açısından sıfat kelimeler olsun, ister hayat, ilim, kudret gibi masdar
kalıbındaki kelimeler olsun bütün sübûtî sıfatlar Allah’a verilebilir. İsimlendirmede
bir benzerlik olsa da sübûtî sıfatlar hiçbir şekilde yaratıkların sıfatlarına
benzememektedir. Çünkü Allah’ın ilmi, kudreti, iradesi… sonsuz,
mutlak, ezelî ve ebedîdir, kemal ve yetkinlik ifade eder. Kullarınki ise sonlu,
kayıtlı, sınırlı, sonradan yaratılmış, eksik ve yetersiz sıfatlardır. Sübûtî sıfatlar
sekiz tanedir.
1. Hayat. “Diri ve canlı olmak” demektir. Yüce Allah diridir ve canlıdır.
Her şeye, kuru ve ölü toprağa can veren O’dur. Ezelî ve ebedî bir hayata
sahiptir. Hayat sıfatının zıddı olan “ölü olmak” (memât) Allah hakkında
düşünülemez. Kur’an’da bu sıfatla ilgili olarak şöyle buyurulur: “Ölümsüz ve daima diri olan Allah’a güvenip dayan…” (el-Furkan 25/58), “(Artık bütün)
yüzler, diri ve her şeye hâkim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür…”
(Tâhâ 20/111).
2. İlim. “Bilmek” demektir. Allah her şeyi bilendir. Olmuşu, olanı, olacağı,
gelmişi, geçmişi, gizliyi, açığı bilir. Allah’ın bilgisi yaratıkların bilgisine
benzemez, artmaz, eksilmez. O, her şeyi ezelî ilmiyle bilir. Allah, her şeyi
olacağı için bilir. Yoksa her şey Allah bildiği için olmaz. Âlemde görülen bu
güzel düzen, tertip ve şaşmaz âhenk, onun yaratıcısının engin ve sonsuz
ilminin en büyük göstergesidir. İlim sıfatının zıddı olan cehl (bilgisizlik), Allah
hakkında düşünülmesi imkânsız olan bir sıfattır. İlim sıfatı ile ilgili âyetlerden
ikisinde şöyle buyurulur: “O karada ve denizde ne varsa bilir. O’nun
ilmi dışında bir yaprak dahi düşmez…” (el-En‘âm 6/59), “Göklerde ve yerde
olanları Allah’ın bildiğini görmüyor musun?…” (el-Mücâdele 58/7).
3. Semi‘. “İşitmek” demektir. Allah işiticidir. Gizli, açık, fısıltı halinde,
yavaş sesle veya yüksek sesle ne söylenirse Allah işitir, duyar. Bir şeyi
duyması, o anda ikinci bir şeyi işitmesine engel değildir. İşitmemek ve sağırlık
Allah hakkında düşünülemez.
4. Basar. “Görmek” demektir. Yüce Allah her şeyi görücüdür. Hiçbir şey
Allah’ın görmesinden gizli kalmaz. Saklı, açık, aydınlık, karanlık ne varsa
Allah görür. Görmemek (âmâlık) Allah hakkında düşünülemez. Allah’ın
işitici ve görücü olduğuna dair pek çok âyet vardır. Bunlardan birinde şöyle
buyrulur: “(Allah) gözlerin hain bakışını ve kalplerin gizlediğini bilir. Allah
adaletle hükmeder. O’nu bırakıp taptıkları ise hiçbir şeye hükmedemezler.
Şüphesiz ki Allah, hakkıyla işiten ve görendir” (el-Mü’min 40/19-20).
5. İrade. “Dilemek” demektir. Allah dileyicidir. Allah varlıkların konumlarını,
durumlarını ve özelliklerini belirleyen varlıktır. Allah’ın dilediği olur, dilemediği
olmaz. İrade sıfatının zıddı olan iradesizlik ve zorunda olmak (îcâb bi’zzât)
Allah hakkında düşünülemez. Meşîet de irade anlamına gelen bir kelimedir.
Kur’an’daki “De ki: Mülkün gerçek sahibi olan Allahım, sen mülkü diledi-
ğine verirsin ve mülkü dilediğinden alırsın. Dilediğini yüceltir, dilediğini de
alçaltırsın…” (Âl-i İmrân 3/26), “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. O, diledi-
ğini yaratır…” (eş-Şûrâ 42/49) âyetleri irade sıfatının naklî delillerindendir.
Allah Teâlâ’nın iki türlü iradesi vardır:
Tekvînî İrâde. Tekvînî (yapma, yaratma ile ilgili) irâde; bütün
yaratıkları kapsamaktadır. Bu irâde, hangi şeye yönelik gerçekleşirse, o şey
derhal meydana gelir. “Biz bir şeyin olmasını istediğimiz zaman ona sözümüz sadece “ol” dememizdir. Hemen oluverir” (en-Nahl 16/40) anlamındaki
âyette belirtilen irade bu çeşit bir iradedir.
Teşrîî İrade. Teşrîî (yasama ile ilgili) iradeye dinî irade de denir. Yüce
Allah’ın bir şeyi sevmesi ve ondan hoşnut olması, onu emretmesi demektir.
Allah’ın bu mânadaki bir irade ile bir şeyi dilemiş olması, o şeyin meydana
gelmesini gerekli kılmaz. “Muhakkak ki Allah adaleti, iyiliği ve akrabaya
yardım etmeyi emrediyor (irade ediyor)…” (en-Nahl 16/90) meâlindeki
âyetteki irade bu çeşit bir iradedir. Tekvînî irade hayra da şerre de, iyiliğe de
kötülüğe de yönelik olarak gerçekleştiği halde teşrîî irade, sadece hayra ve
iyiliğe yönelik olarak gerçekleşir. Allah, hayrı da şerri de irade edip yaratır.
Ancak O’nun şerre rızâsı yoktur, şerri emretmez ve şerden hoşlanmaz.
6. Kudret. “Gücü yetmek” demektir. Allah sonsuz bir güç ve kudret sahibidir.
Kudret sıfatının zıddı olan acizlik ve güç yetirememek (acz), Allah hakkında
düşünülemez. O’nun kudretinin yetişemeyeceği hiçbir şey yoktur. Kâinatta
her şey Allah’ın güç ve kudretiyle olmaktadır. Yıldızlar, galaksiler, bütün
uzay, canlı-cansız tüm varlıklar Allah’ın kudretinin açık delilidir. Kur’an’da
Allah’ın kudreti ile ilgili olarak şöyle buyurulur: “Allah gece ile gündüzü birbirine
çeviriyor. Şüphesiz bunda basiret sahipleri için mutlak bir ibret vardır.
Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi karnı üstünde sürünür,
kimi iki ayağı üstünde yürür, kimi dört ayağı üstünde yürür. Allah dilediğini
yaratır. Şüphesiz Allah her şeye kådirdir” (en-Nûr 24/44-45).
7. Kelâm. “Söylemek ve konuşmak” demektir. Allah bu sıfatı ile
peygamberlerine kitaplar indirmiş, bazı peygamberler ile de konuşmuştur.
Ezelî olan kelâm sıfatının mahiyeti bizce bilinemez. Ses ve harflerden
meydana gelmemiştir. Kelâmın zıddı olan konuşmamak ve dilsizlik, Allah
hakkında düşünülemez. Allah kelâm sıfatıyla emreder, yasaklar ve haber
verir. Bu sıfatla ilgili olarak Kur’an’da şöyle buyurulur: “Mûsâ tayin ettiğimiz
vakitte (Tûr’a) gelip de Rabbi onunla konuşunca Rabbim, bana (kendini)
göster, seni göreyim dedi…” (el-A‘râf 7/143), “De ki: Rabbimin sözlerini
(yazmak) için bütün denizler mürekkep olsa ve bir o kadar daha ilâve getirsek
dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir” (el-Kehf 18/109).
8. Tekvîn. “Yaratmak, yok olanı yokluktan varlığa çıkarmak” demektir.
Yüce Allah yegâne yaratıcıdır. O, ezelî ilmiyle bilip dilediği her şeyi sonsuz
güç ve kudretiyle yaratmıştır. Yaratmak, rızık vermek, diriltmek, öldürmek,
nimet vermek, azap etmek ve şekil vermek tekvîn sıfatının sonuçlarıdır. Bir
âyette “Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir” (ez-Zümer 39/62)
buyurulmuştur

kaynak: diyanet.gov.tr/dijitalyayin/ilmihal_cilt_1.pdf 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ forty six = fifty four