Tirebolu Tarihi Hakkında Bilgi

Karadenizde Giresun İlinin Şirin Bir İlçesi Tirebolu… Harşıt Çayının denize döküldüğü yer. Rivayete göre Evliya Çelebi’nin Bir Kahve İçtim koyacak yer bulamadım dediği İlçe…

Deniz kıyısındaki eğilimli bir arazide iki küçük koyu çevreleyen üç yüksek burun üzerinde yer alır. Sahil kesimindeki dar düzlük hemen kuzeydoğusunda Harşit deltasına doğru genişlemekte ve bugünkü yerleşim alanı bu yönde gelişmektedir. Ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmeyen, kale-şehir olarak gelişme gösteren Tirebolu, adını “üç şehir” anlamına gelen Tripolis’ten alır. Bunun bir görüşe göre İskhopolis (Tirebolu [?]), Argyria (Halkova), Plikokaleia (Görele) adında üç şehir halkının toplanmasından; diğer bir görüşe göre de hepside XIII. yüzyıllarda inşa edilen, Trabzon İmparatorunun adını taşıyan St. Jean (Merkez/Tirebolu), Türkmen akınlarına karşı kuvvetlendirilen ve genişletilen Petroma/Taş Kale (Bedroma/Bedreme) ve Yağlıdere vadisini gözetlemek ve kontrol amacıyla kurulan Holy Anthony/Aziz Antonyus (Anduz/Andoz) adlarında üç kaleden dolayı çıktığı ileri sürülür. Seyyah Bijişkyan, Tripoli adının şehri üç kısma ayıran Kurucakale, St. Jean ve Bedroma kalelerine dayandırır. Bununla beraber kaleler birbirinden uzakta olduğundan kasabanın adının bunlara dayandırılması hatalıdır. Tirebolu’ya bu adın günümüzde yerleşim alanını kapsayan, yan yana üç çıkıntı yahut burun üzerindeki Kurucakale, Merkezkale ve Çürükkale sebebiyle verilmiş olması kuvvetle muhtemeldir (A. Bryer-D.Winfield, The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos, Washington 1985, s. 138).

tirebolutarihiŞehrin adı, başında bulunduğu Yunan askerleriyle birlikte milâttan önce 400’de yöreye gelen Ksenofon’unAnabasis’inde yer almaz. Strabon’un (ö. 21) Kytoros’tan (Ordu) sonra Kerasus’a (Giresun) gidilirken harabelerini andığı, yeri kesin olarak tayin edilemeyen İskhopolis/İskopoli şehrinin Tirebolu’ya tekabül ettiği ileri sürülür. Fakat bu bilginin doğru olmama ihtimali yüksektir. Tripolis adına ilk defa I. yüzyılda Pliny’in eserinde rastlanması buranın kuruluş tarihinin milâttan önce I. asra ancak indiğine işaret eder. Pliny, Tirebolu kalesi (Tripolis castellum) ile Tripolis Çayı (Tripolis fluvius) olarak anılan Harşit çayından bahsetmiştir (Natural History[çev. H. Rackham], II, London 1951, s. 345). Arrien (ö. 176), idarecilik yaptığı bölgeden Roma İmparatoru Tryan’a yazdığı mektupta Tirebolu’nun adını zikreder. Muhtemelen buradaki küçük liman hemen yakınındaki gümüş ve bakır madenlerinin taşınması işi için kullanılmış, burayı ve Harşit vadisinden gelen yolu korumak üzere tesis edilen kaleler vesilesiyle Tirebolu kasabası ortaya çıkmıştır.

Tirebolu’nun milattan önce VII. yüzyılda (takriben m.ö. 670) Karadeniz’de koloniler teşkil etmeye başlayan Miletoslular tarafından kurulduğu rivayet edilir. m.ö. 400’de bölgenin yerli halklarından olan, denizcilik, tarım ve hayvancılıkla uğraşan Mossinoikler’in Tirebolu ve çevresinde yaşadığı söylenilir. Tripolis’in güneyinde, etekleri böğürtlen çalıları ve yabani kirazlarla kaplanmış sık ormanlı dağ sıraları üzerinde bakır madenleri, 4 km doğusunda adını madenden alan Argyria’da gümüş yatakları yer alırdı. İskender (m.ö. 356-323) ve halefleri, Pontus krallığı (m.ö. 298-63), Romalılar (m.ö. 63-m. s. 395) ve Bizanslılar (395-1204) devrine dair bilgiler yeterli değildir.

1071 sonrasındaki Türk fetihleri sırasında Trabzon gibi Tirebolu’nun da Selçuklular hâkimiyeti altına girdiğine dair herhangi bir kayıt yoktur. Tirebolu, Haçlı ordularının İstanbul’u işgallerinin (1204) ardından Trabzon’a kaçan Alexios’un kurduğu Trabzon İmparatorluğu’nun sınırları içinde kaldı. Tarihçi Panaretos’a göre Harşit Vadisinden inen Çepniler’in Rumlarla yaptıkları mücadeleye sahne oldu ve ilk defa 1380’de Türkmenler buraya kadar geldi (Panaretos,Histoire du Bas-Empire [trc. Lebeau], XX, Paris 1836, s. 504). Hacı Emîr Bey’in oğlu Süleyman Bey’in 1397’de Giresun şehrini kuşatıp almasıyla da iki devlet arasında sınır teşkil etti. Fâtih Sultan Mehmed’in Trabzon’u fethinin ardından (1461) kıyıyı takip ederek geri dönerken Tirebolu’yu teslim aldı. Tahrir kayıtlarından anlaşıldığına göre Osmanlılar’dan önce şehrin art bölgesi Çepniler, Halaçlı, Alayuntlu, Eymür, Üregir gibi Türkmen boylarıyla iskân edilmişti.

Tirebolu, Osmanlı idaresi altında bir liman şehri olarak gelişme gösterdi. Bu dönem boyunca zaman zaman bazı önemli hadiseler meydana geldi. 1624’te Kazaklar tarafından yağmalandı. 1683’teki Viyana seferi nedeniyle Tirebolu’dan Görele ile birlikte 300 er gönderildi. Tirebolu’da bulunan Çepni derebeyi [Kel Alioğlu] başına topladığı tüfekli adamları ile Trabzon’dan geçerek Rize’de Tuzcuzâde aileleriyle savaşa gitmişti (1737). Ruslar ile 1809’da çıkan savaş dolayısıyla Batum ve Faş’ın savunulması için takviye gönderilen kuvvetlerin arasında Tirebolu voyvodası Kel Alioğlu Süleyman Ağa’nın askerleri de vardı (Tarih-i Şâni-zâde, I, İstanbul 1246, s. 305). XVIII. yüzyılın ikinci yarısına doğru âyanların mücadelesine sahne oldu. 1811’de de Kelalioğulları’nın idaresindeydi. XIX. yüzyılın ilk çeyreğindeki Tuzcuoğulları isyanı Tirebolu’nun da içinde bulunduğu bölgeyi etkiledi. 1809’daki isyanda kaçtığı Erzurum’dan gelerek bunlara katılan Kel Alioğlu Ali Ağa, 1816’da Tirebolu’ya hâkim oldu, sonra Keşab’ı ele geçirdi. II. Mahmud’un gönderdiği iki firkateyn ile bir korvet Tirebolu’ya gelerek yeniden kontrolü sağladı (26 Ekim 1816). Âyan aileler yüzünden “nizalı” bir kaza olarak nitelendirilen, “derebeylerinin en şerîrlerinin bulunduğu söylenilen, aralarında kavganın hiç eksik olmadığı” Tirebolu’da mütesellim/âyan/voyvoda olarak nüfuzları Türkmen-Çepni boylarına dayanan Kelalioğulları ile Kethüdaoğulları arasında Tirebolu’nun kontrolü için yoğun bir mücadele cereyan etti. Bu mücadelede Kelalioğlu Ali Ağa (ö. 1823) ile Kethüdazâde Mehmed Emin Ağa (ö. 1849) adeta efsaneleşmiş iki ünlü şahsiyet olarak dikkat çekti.

Şehir, Birinci Dünya Savaşı (1914-1918) ve Millî Mücadele (1919-1922) yıllarında önemli olaylar yaşadı. İşgale uğramamasına rağmen Ruslar’ın Harşit çayına kadar ilerlemesi şehirde büyük bir endişeye yol açtı, cepheye yakınlığı sebebiyle halk zorunlu göçe tâbi tutuldu; yoğun Rus bombardımanından büyük hasar gördü. Şehir, bu sırada failleri meçhul kişiler tarafından yağmalandı ve yakıldı. Bunda 37. Fırka Kumandanı Albay Hacı Hamdi [Pirselimoğlu] Bey’in ilgisi olduğu ileri sürüldü. Ruslar’ın 12 Şubat 1918’ten itibaren çekilmesinden sonra yörede Pontus Devleti’ni kurmaya yönelik hareketler, Rum çetelerinin faaliyetleri ve bunlara karşı direniş başladı. İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali üzerine (15 Mayıs 1919) Tirebolulular 19 Mayıs 1919’da bir miting düzenleyerek işgali protesto ettiler. Giresun Askerlik Şubesi başkanı, Türk dili, kültürü hakkında yazıları olan Tirebolulu Hüseyin Avni (Alparslan) Bey, müftü Küçükzâde Ahmed Necmeddin Efendi, Muhafaza-i Hukûk-ı Milliye Cemiyeti Reisi Domaçoğlu Hasan Ağa, Kuvâ-yı Milliye Reisi Naibzâde Osman Efendi gibi şahsiyetler bu mücadelede önemli bir rol oynadılar.

Kaynak: Ayhan YÜKSEL

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

1 + six =