Oku, yaratan rabbinin adıyla oku |

Oku, yaratan rabbinin adıyla oku

Oku, yaratan rabbinin adıyla oku Kuran okumak bir ibadet ve aydınlığa giden yoldur YARATAN RABBİNİN ADIYLA OKU meali ve tefsiri için tıklayınız >>> “Cehalete karşı bir isyan, bir ayağa kalkış, bir feryat ediş ve bir aydınlık olmadıkça insanlığımızı hissedemeyecek ve kendimizi tanıyamayacağız. Kendini tanımayan insanlar cehaletin karanlığından nasıl çıkabilirler. İnsanlığı içine düştüğü zulümden, karanlıktan kurtaracak olan kitaptır, Kuran’dır”

Nisan ayındaki okuma bayramını kutlamak üzere bu makaleyi ele alıyoruz. Günceli yakalamak için bu konuya değiniyor ve önemini tüm insanlığa, özelde milletimize sunuyoruz. Kuran-ı Kerim’in insanlık tarihinde gerçekleştirdiği önemli bir devrim vardır. Bu da kulağın üstünlüğünü göze nakletmesidir. Bunu şöyle açıklayabiliriz: Yüce Allah, İslam’dan önceki peygamberlere “Dinle” demiştir. Çünkü o dönemlerde kitap çoğaltılamıyordu. Ama peygamberlerine Yüce Allah “Beni dinle” diyordu. Örneğin, Taha Suresi’nin 13. Ayeti’nde Hz. Musa’ya şöyle seslenmiştir: “Ben seni seçtim, artık vahyolunanları dinle.” Hz. Peygamber’e ise Alak Suresi’nin 1. Ayeti’nde “Oku” dedi. Birine dinle diyor, birine oku. Bundan anlıyoruz ki eski çağlarda eğitimde, öğretimde kulak öndeydi. Kuran-ı Kerim’in gelişiyle bu üstünlük göze verilmiştir. Artık medeni toplumlar, okuyan toplumlardır. Çünkü kulak, eğitimde daha çok çocukluk çağlarında öndedir. Gençlik ve ileriki yaşlarda okuma öne geçeceği için, göz öne geçmelidir. Böylece Kuran-ı Kerim dönemindeki insanlık, gençlik çağlarını yaşamaya başlamıştır.

OKUYAN GELİŞENDİR

Okumayıp dinleyen toplumlar, ilkel toplumlardır. Bir bakıma onlar çocukluk çağını yaşıyorlar.

Böylece Kuran, ilkel toplumla gelişmiş toplumların önemli bir ayracını vermektedir. Ne kadar okuyor ve bilgiyi siz elde ediyorsanız o denli gelişmişsinizdir. Hikâye dinler gibi durmadan kulağınızı kullanıyorsanız o denli ilkelsinizdir. İşte Kuran-ı Kerim’in insanlığa getirdiği bu devrimi Hz. Peygamber’e vermiş olduğuokuemriyle anlıyoruz. Kuran’ınokuemrini yerine getiren Hz. Peygamber’in bize kalan sünnetlerinden biri okumaktır. Böylece okumak, hem Allah’ın emri hem de Peygamber’in sünnetidir. Hatta bir numaralı sünnetidir. Okumak yukarıda verdiğimiz ayete göre aynı zamanda bir numaralı ibadettir. Okuyan ve araştıran insanlar, Allah için niyet ederlerse ibadet yapmaktadırlar. “Ama ne okuyacağız?” sorusunu sorduğumuz zaman problem ortaya çıkmaktadır. Okunacak bir numaralı metin Kuran, iki numaralı tabiat kitabı, üç numaralı ise insan denen kitaptır.

OKUYUP ARAŞTIRMALI

Hz. Peygamber’in okuma görevi kendisiyle sınırlı kalmamakta, bütün müminleri ilgilendirmektedir. Yüce Allah’ın bu emri Hz. Peygamber’in şahsında bütün insanlığa, özelde müminlere verilmiştir. Bu okuma emri, tekten çoğula doğru yayılan ve uzanan bir nitelik taşımaktadır. Kuran’ı okuyup anlamak kadar, insan ve tabiat kitabını okumak, araştırmak, anlamak da önemlidir. Okumak, Allah adına ve Allah ile olmalıdır (Alak, 96/1). Hz. Peygamber bu şekildeki okuma görevini, ibadetini 23 yıllık bir zaman içerisinde yapmış ve ilahi üniversiteden mezun olmuştur.

ANLAMANIN ÖNEMİ

Hz. Peygamber’in okuyuculuğu aynı zamanda, gönül ekranından okuma şeklinde olmuştur. Çünkü Bakara 97’ye göre Cebrail, Kuran’ı onun gönlüne indirmişti. O da o gönül ekranından okuyordu. Demek ki Hz. Peygamber’in ilk görevi okumak olduğuna göre, onun başta gelen özelliklerinden biri de iyi bir okuyucu olması idi. Onun ümmetinden olmanın bir yolu da iyi okuyucu olmaktan geçmektedir. Bu görevi ve özelliği ile Hz. Peygamber, gelişmiş insanlığın temellerini atmıştır ve bu görev de ona Allah tarafından verilmiştir. Okumanın birinci emir olduğu bir din, insanlığı gelişmenin eşiğine getirmiş, ona asla durmayacak bir hareket ve asla göz ardı edilmeyecek bir ufuk vermiştir. Yüce Allah bu görevi ona verirken, öncelikle vahye bürünmüş duruma gelmesini öngörmüştür. Onun için Müzzemmil ve Müddesir surelerinin ilk ayetlerinde ona vahyin örtüsüne bürünüp kendi içine kıvrılıp yönelmiş anlamında “Ey bürünen” şeklinde hitap etmiştir. Peygamberlik, vahiy örtüsüne bürünen Hz. Peygamber’e kalkmasını, artık öğretimve eğitim faaliyetine başlamasını emretmiştir. İşte Müzzemmil 4’te “Kuran’ı ağır ağır oku” emrini verirken, “rattil” kelimesine yer vermiştir. Alak Suresi’nin ilk ayetinde ıkra=oku buyururken, burada rattil=oku demiştir. Tertîl kelimesi, Kuran’ın her harfinin, kelimesinin tertibini, manasının hakkını doyura doyura vererek okuyup açıklamak anlamına gelmektedir. O zaman Yüce Allah, Hz. Peygamber’e Kuran’ı doğru okuyup, doğru anlayıp, doğru açıklamasını ve insanlara aktarmasını emretmiş demektir. İşte Müzzemmil 4’te yer alan rattil=oku emri, Kuran’ı güzel ve hakkını vererek okumak olduğu kadar anlayıp içine sindirmek, akıl, gönül ve hayat ile buluşturmak anlamına da gelmektedir.

yaratan-rabbinin-adıyla-oku

KURAN ÜNİVERSİTESİ

Gerek Alak Suresi’nin ilk beş ayetinde geçen ikra=oku; gerekse Müzzemmil 4’te yer alan rattil=oku emirleri Hz. Peygamber’in okuma yazma bilmeyen bir ümmi olmadığını ifade etmektedir. Kuran, ismini okumak anlamına gelen kare fiilinden aldığına göre, Kuran üniversitesi insan, tabiat ve ilahi vahyi okumayı, incelemeyi, iyice anlamayı ve öğretmeyi hedef alan bir üniversitedir. Bu şekilde çalışmayı ibadet kabul eden Yüce Allah, Kuran üniversitesinin programını çeşitli ayetleriyle vermektedir. Ayrıca Hz. Muhammed’in ilk öğreticisi olduğu bu üniversitenin araştırma metotlarını da tespit etmektedir. Yüce Allah, Ankebut Suresi’nin 45. Ayeti’nin ilk kısmında şöyle buyurmaktadır: “Sana kitaptan vahyedileni oku.” Buradaki okuma emri “tilavet” kelimesinden gelen bir emirdir. Bu kelimenin aslı “tela”dır. Şems Suresi’nde “tela” kelimesi ayın güneşin etrafında dönüşünü ifade ediyor. Böylece tilavet, Kuran-ı Kerim’in yörüngesine girmek, onun etrafında dönmek manasına gelmektedir. Demek ki Kuran’ı Kerim’de üç türlü okumak vardır. Bunlardan üçüncüsü olan tilavet, zihni, gönlü, nefsi ve davranışlarını yani hayatını Kuran’ın yörüngesine koymak ve orada hareket etmek anlamını içermektedir. Biz bugün Kuran’ı ağızdan okuyoruz ama asla onun yörüngesine giremiyoruz. Ve bunun neticesinde Müslüman’ız diyoruz, öte taraftan her kötülüğü işliyoruz. Bunun anlamı, Kuran’dan uzak kalmak, Kuran’ı hayatımıza sokmamak, kendi ruhumuzu onun yörüngesinde hareket ettirmemektir. Biz Müslümanlar, Kuran ile ilişkilerimizi bu tarz yaparsak insanlığa akıl verme durumuna geleceğiz. Ama şimdi bırakın akıl vermeyi, kendimiz başkalarından akıl alıyoruz.

Akıl harekete geçmeli

Kuran üniversitesi, bilgiyi beyinden gönüle, oradan nefse indirip bütüncül bir eğitimi gerçekleştirmeyi en öne almakta, kapısında “Aklını kullanamayan bu kapıdan içeri giremez” ifadesi yazmaktadır. Çünkü okumayı, aklı harekete geçiren ve onu düşünmeye sevk eden bir güç olarak görmektedir. Aklı harekete geçirip düşündürmeyen okumanın Kuran üniversitesinde yeri yoktur. Hz. Muhammed’in inanırları da Kuran’a aynı muameleyi yapmamalı, onu hayatlarından dışlamamalı, öğretilerini bir tarafa atmamalı; tam tersine, Kuran’ ı iyice anlayıp hayatlarına tatbik etmeli, ona değer verdiklerini hayatlarında tatbik ederek göstermelidirler. Kuran’ ın güzel okunması ve ezberlenme si için verilen önem, manasının ve yorumunun yapılması için de verilmelidir. Akıl ve düşünceyi Kuran ile buluşturmalı, bu buluşmayla hem içsel hem de sosyal hayata can verilmelidir.

‘Işığa engel olmayın’

Zamanımızda  âlimlerin yazdığı kitaplar Kuran’ın önüne geçirilmekte, Kuran gölgede bırakılmakta, görüşler, fetvalar ve düşünceler Kuran’ dan ışık alamamakta, âlimlerin kitapları onun ışığına engel haline getirilmektedir. “Kuran’ı anlayamazsın”, “Sen kimsin ki Kuran’dan hüküm çıkaracaksın”, “Eski âlimler onu anlamışlar, sen onların görüşlerini naklede bilirsin”, “Sakın Kuran’ı anlamaya çalışma, onu anlayanların anlayışını anlamaya çalış” gibi çağdışı düşünceler, görüntüde Kuran’a saygı gereği yapılmaktadır. Bu anlayış müminleri Kuran’dan uzak tutmayı sağlıyor. Müminlerin gönülleri ne Kuran’a karşı kilit vuranlar, Kuran’a karşı çok büyük saygısızlık yapmışlardır. Onların gönül ve hayatlarını Kuran’ın rahmetinden mahrum bırakanların dünya ve ahirette yatacak yerleri yoktur ve olmayacaktır.

Kuran merkezli eğitim
Müminleri Kuran ile buluşturmak, onunla sarmaş dolaş olmalarını temin etmek bizlerin görevi olmalıdır. Belki bazen doğru sarılamayacaklardır ama Kuran ona “Şöyle sarıl, kollarını şuradan bağla, şöyle sık” diyecek, nasıl sarılacağını öğretecektir; yeter ki biz onları buluşturup bir birine sardıralım. Din âlimleri ve eğitimcileri, akıllarını ve hayatlarını Kuran ile buluşturmalı ve halka Kuran kaynaklı bilgiler ve fetvalar vermelidirler. İlahiyat eğitimi Kuran merkezli, olmalıdır. Bu Kuran merkezli, Kuran eksenli eğitim ve öğretimde DNA testleri yapılmalıdır. Bir çocuğun babasnın, çocuğunun kendisinden olup olmadığını anlamak için DNA testi yaptırdığı gibi din âlimleride kucaklarına konan bir bilginin İslami olup olmadığını anlamak için DNA testini yapmalıdırlar. Bu testlerinide Kuran laboratuvarında yapacaklardır. Başka hiç bir laboratuvar bu testi yapamaz. Bilgilerin DNA testini yapabilmek için de Kuran’ ı iyi bilmek gerekiyor. İlahiyat fakülteleri birer Kuran okulu ve Kuran laboratuvarı şekline büründürülmelidir.

Gelecek okuyanın
Gençliğimiz okumanın önemini ve onun bir ibadet olduğunu  kavramadıkça dünya insanlığında yerde sürünen sürüngenler durumundan çıkamayacaktır. Okumak cehalete karşı bir isyan, bir ayağa kalkış, bir feryat ediş ve bir aydınlık olmadıkça insanlığımızı hissedemeyecek, hayvanlardan farkımızı göremeyeceğiz ve kendimizi tanıyamayacağız. İnsanlığı içine düştüğü zulümden, karanlıktan kurtaracak olan kitaptır, Kuran’dır (İbrahim, 1). Ben buradan insanlığa, özelde insanımıza kitaplı günler, okuyan gözler, anlayan zihinler, hisseden gönüller diliyorum. Geleceğin aydınlığı okuyanlaradır.

Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica Flag Counter