HZ. HÜSEYİN VE KERBELA OLAYI Hz. Peygamber’in muazzez torunu Hz. Hüseyin tarihî bir şahsiyet, onun şehit edildiği Kerbela Vakası da tarihî bir olaydır. Kur’an-ı Kerim geçmiş topluluklardan, peygamberlerden ve peygamberlerin mücadele ettiği kişiliklerden bahsederken açık bir “tarih okuma metodolojisi” öğretir. Daha açık ifadeyle Kur’an-ı Kerim sadece kevni-fiziki olaylara nasıl bakılması, bunların nasıl okunması gerektiğini de- ğil aynı zamanda tarihî ve sosyal olaylara nasıl bakılması ve bunların nasıl okunması gerektiğini de önümüze koyar. Bu ilahi kitap bazen mesajlarını tarihî şahsiyet ve olaylar üzerinden sunar muhataplarına. Kur’an-ı Kerim’in önceki ümmetlere ve peygambere ilişkin verdiği bilgilerde dokümanter boyutun değil, mesaj ve ders boyutunun öne çıktığı açık- ça müşahede edilir. Mesela, Hz. İbrahim’le Rabbi hakkında mücadele eden kişinin kıssası anlatılırken, “Allah’ın “hayat veren” ve “hayatı alan” oldu- ğu, aynı zamanda güneşi doğudan doğduranın da Kendisi olduğu, Ondan başkasının bunları yapamayacağı mesajı verilir. (bk. Bakara, 2/258.) Yine bir kimsenin soyundan dolayı üstünlük elde edemeyeceği, peygamber oğlu bile olsa iman etmemişse onun ehlinden sayılamayacağı Nuh tufanı olayı üzerinden aktarılır. (bk. Hud, 11/46.) Tarihî bir şahsiyet olarak Hz. Hüseyin’i ve onun dramatik şekilde şehit edilişini de aslında aynı metodoloji içinde okumaya çalışmak gerekir.
İlgili literatürün aksettirdiği üzere, Hz. Hüseyin 626 yılında Medine’de dünyaya gelmiştir. İsmini dedesi Hz. Muhammed kulağına ezan okuyarak kendisi koymuştur. Altı yaşında dedesini kaybetmiştir. Ebeveyninin yanı sıra vefatına kadar dedesinin, sonraki süreçte Babası Hz. Ali ve annesi Hz Fatıma’nın eğitiminden geçmiştir. Yaşının küçüklüğü dolayısıyla ilk iki halife döneminde seferlere katılamamış, 650 yılında üçüncü halife döneminde Taberistan seferine iştirak etmiştir. Babası Hz. Ali’nin hilafeti döneminde Cemel, Sıffin ve Nehrevan olaylarında babasının yanında yer almıştır. Hz. Ali’nin şehit edilmesinden sonra altı ay kadar hilafette kalan ağabeyi Hz. Hasan’ı desteklemiş, onun Muaviye lehine hilafetten çekilmesinden sonra hayatını ağabeyi gibi Medine’de ilim ve irşatla geçirmiştir. Hem çevresindekilere hem ulaşabildiği ölçüde diğer insanlara bilgisi ve örnek yaşayışıyla Allah’ın dedesi ile gönderdiği ilahî mesajları ulaştırmaya çalışmıştır. Nihayet hicri 61 tarihinde Kerbela’da hunharca şehit edilerek ruhunu Rahman’a teslim etmiştir. (Geniş bilgi için bk. Ethem Ruhi Fığlalı, “Hüseyin”, Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, XVIII, 518-521.)

Kerbela Olayına gelince, kısaca şöyle ifade olunabilir: Hz. Hasan belli şartlar dâhilinde hilafetten çekildikten sonra Emevi devletini kuran Muaviye, hayatının sonlarına doğru oğlu Yezid’i hilafete hazırlamaya başlamış, bir bakıma onu veliaht tayin etmiş, vefat ettikten sonra da (680) Yezid devletin başına geçip dört bir tarafa haber göndererek biat almak istemiştir. Hem usul açısından hem Yezid’in olumsuz kişiliği dolayısıyla biatı reddeden Hz. Hüseyin, ilkin Medine’den Mekke’ye gelmiş ve durum değerlendirmesine girmiştir.

Bu arada Kufeliler’den ısrarla Kufe’ye gelip başlarına geçmesi için davet mektupları almıştır. Ardından durumu yerinde izlemek üzere amcasının oğlu Müslim b. Akil’i Kufe’ye göndermiştir. Müslim Kufe’de çok iyi karşılanmış ve Hüseyin adına binlerce insan kendisine biat etmiş, o da bu olumlu gelişmeleri Hz. Hüseyin’e bildirmiştir. Hz. Hüseyin bu gelişmeleri de dikkate alarak istişarelerde bulunduktan sonra aile efradı ve yakın adamları ile yola çıkmıştır. Bu arada Yezid Kufe’de Hz. Hü- seyin lehine oluşan havadan rahatsızlık duymuş, Kufe valisini değiştirerek sertlik yanlısı Ubeydullah b. Ziyad’ı atamıştır. Ubeydullah derhal harekete geçerek şehirdeki havayı değiştirmiş, Müslim b. Akil’i yakalatıp öldürtmüştür. Bu gelişmelerden yolda haberdar olan Hz. Hüseyin yine istişarelerde bulunmuş ve sonunda yola devam kararı çıkmıştır. Durumu yakından izleyen Yezid meseleyi halletmek üzere Ömer b. Sa’d komutasındaki askeri birliği Hüseyin’in üzerine göndermiştir.

Hz. Hüseyin ve müfrezesi Kerbela’da durdurulmuş, Fırat’ın oradaki kolundan su almaları engellenmiştir. Hz. Hüseyin, Ömer b. Sa’d ile yaptığı görüşmelerde birtakım seçenekler sunmuşsa da Yezid’e biat etmesinde ısrar edilmiştir. Nihayet 10 Muharrem 61 (miladi 1 Ekim 680)’te yapılan saldırı ile Hz Hüseyin’in bütün yakınları birer birer öldürülmüş, kendisinin de mübarek başı gövdesinden ayrılarak feci şekilde şehit edilmiştir. (Kerbela ile ilgili temel İslam kronikleri çerçevesinde kaleme alınmış Türkçe bir kitap olarak bk. Asım Köksal, Hz. Hüseyin ve Kerbela Faciası, İstanbul 2008; daha muhtasar bir kitap olarak bk. Hüseyin Algül, Kanayan Bir Yara, Gönül Sızlatan Bir Facia Kerbela, İstanbul 2009.)

Burada “İslam tarih okumaları metodolojisi” açı- sından sorulması gereken sorular şunlar olabilir: Bütün hayatı dikkate alındığında, Hz. Hüseyin’in sahip olduğu temel değerler nelerdir, Hz. Hüseyin hangi inanç ve değerlere dayalı yaşamıştır, hangi erdemleri kuşanmıştır, hangi ilke ve prensipler ışı- ğında hareket etmiş, nihayet Kerbela’ya gitmiş ve canını vermiştir? Bu soruların cevabını bulmak için onun yetiştiği ortama, ailesinden aldığı değerlere, tabakat kitaplarına yansıyan olay ve hatıralarına bakmak gerekir. Özetin özeti olarak ifade edilebilir ki, Hz. Hüseyin samimi bir mümindir; kalbi İslam’ın iman esasları ile doludur; yaşayışı da bu imanın gerektirdiği ibadet bilinci ve ahlak ilkelerine bağ- lılıkla geçmiştir. Çünkü o, sıklıkla Kur’an’la meş- gul olmuş ve insanları da Kur’an okumaya teşvik ederek onların Kur’ani mesajlarla bütünleşmesine vesile olmuştur. Söz gelimi, şehit edildiği günün öncesinde, gece boyunca Hak Teala ile beraber olmuş, Kur’an okumuş ve alnını secdeye koymuştur. O, Hak’kın hatırını “âli” tutmuş, hiçbir şeye feda etmemiş, haksızlığın daima karşısında olmuş, canı ve kanı pahasına bile hakkaniyet ilkelerinden vazgeçmemiştir.

O dedesi Hz. Muhammed, babası Hz. Ali, annesi Hz. Fatıma’nın imanıyla donanıp, ahlakıyla ahlaklanmıştır. Onun fazilet kitapları- na yansıyan tevazuu, cömertliği, yardım severliği ilgili örnekler bunun açık kanıtıdır. (Örnek olarak bk. Isfahanı, Hilyetü’l-evliya, “Hüseyin b. Ali”, Kahire 1974.) O hâlde Hz. Hüseyin’i yalnızca Kerbela’da şehit edildiği için değil kuşandığı bu değerleri ve sahip olduğu bu faziletleri ile tanımak; kendimizi o değerler ve faziletler karşısında sorgulayarak anmak ve anlamaya çalışmakla yükümlüyüz. Takip edeceğimiz yol bu olmalıdır.

Ancak bu yolla Hz. Hüseyin’i anmış ve anlamaya çalışmış oluruz. Aynı metodoloji Kerbela olayı ile ilgili olarak de geçerli olmalıdır. Bu tarihî olayın fert olarak bize, toplum olarak günümüz İslam topluluklarına bakan boyutu nedir, bu tarihsel olay bize hangi ders ve mesajları vermektedir? Elbette bu soruların cevabı birkaç cümleden ibaret değildir. Diğer pek çok ders ve ibret bir tarafa, Kerbela’nın verdiği en önemli mesajlardan birisi, ilahî ilkeleri bırakıp dünya ve siyaset çıkarları uğruna hareket etmenin insanları hangi korkunç zulümleri işlemeye kadar götürebileceğidir. Gerek Yezid, gerek Ubeydullah b. Ziyad gerekse Ömer b. Sa’d İslami ilkeleri değil, dünyevi çıkarları merkeze almış, sonuçta 72 yârânı ile birlikte peygamber torunu şehit etmek gibi dünyada ver ahirette, Müslümanlar arasında ve Allah katında asla altından kalkamayacakları akıbete düçar olmuşlardır.

Kerbela’nın verdiği bir başka önemli mesaj da Müslümanların birbirlerine karşı güç kullanmalarının İslami birliği nasıl mahvettiği gerçeğidir. Nitekim bu olaydan sonra meydana gelen Harre Olayı, Medine kuşatması, Tevvabun olayı binlerce Müslümanın ölmesine yol açmış, maddi ve manevi çok büyük tahribatlara yol açmış, ayrıca İslami topluluklar üzerinde derin ihtilaflara ve kapanmaz yaralara sebep olmuştur. Esasında, geçmiş bir tarafa, bugün İslam dünyasında yaşanan acı olaylar, Müslümanların şu veya bu sebeple birbirlerinin kanını dökmeye devam etmesi Kerbela’dan ders çıkartılmadığını, hâlen Kerbela’nın yaşanmakta olduğu acı geçeğini göstermektedir. O hâlde gelin, geçmişin ve bugünün faturasını da önümüze koyarak Hz. Hüseyin’in, Kerbela’da kanıyla verdiği şu mesaja kulak verelim: “Ey aynı dine, aynı ilaha, aynı peygambere, aynı kitaba inanan Müslümanlar! Gerçek anlamda Allah’a kul olun, dünyanızı ahirete değiştirmeyin, birbirinizin kanını akıtmayın, hep birlikte “habl-i ilahî” olan Kur’an’a sarılın, birlik-beraberlik içinde yaşayın!”

kaynak: Diyanet Aylık Dergisi Kasım 2014

Din-Düşünce-Yorum Prof. Dr. İlyas Üzüm Din İşleri Yüksek Kurulu Üyes