BATI’NIN KORKUSU, OSMANLI

OKUL KİTAPLARINA GİRDİ
İngilizler ve Fransızlar okul kitaplarında Araplar’a, kendilerini ülkeyi Osmanlı sömürgesi olmaktan kurtardıklarına kadar saçmalıkları okuttular. Araplar yakalarını Batılı sömürgecilerden kurtardıktan sonra da bu ilmî gerçeklere aykırı akım şu veya bu ölçüde devam etti.

the-turkBUGÜN DE DEVAM EDİYOR
Osmanlı, Avrupa’nın Asya ve Afrika’yı ele geçirmesine 19. Asra kadar karşı koyduktan başka, 1354’te çıktığı Gelibolu yarımadasından başlayarak, Avrupa kıt’asının önemli ülkelerine el koydu. Osmanlı korkusunun bugün de Batı’da devam ettiğinin emareleri açıktır.

Tasavvuf, Osmanlı kültür, terbiye ve ahlâkının vazgeçilmez unsurudur. Tekkeler, birer kültür kulübüdür. Gönülleri aydınlatmış, fikirleri ışıklandırmıştır. Tasavvuf zevki olmayan kişi Osmanlı’da nasipsiz insan şeklinde telâkki edilmiştir.

Merkezî Yapı
Osmanlı Devleti’nin şaşırtıcı uzun hayatının sırrı nedir? Doğu’dan ve Batı’dan gelen sürekli taarruzlara rağmen niçin emsali gibi kısa müddette çökmemiştir? Osmanlı Devleti’nin uzun ömrünün sırları birçok tarihçinin ilgisini çekti. Tek sebeple açıklanamayacağı, pek çok sebebin mevcut bulunduğu âşikârdır. En önemli bir sebep şudur. Zirvede iktidar kavgasının oluşamaması. Birçok İslâm ve Türk devleti, zirvede oluşan iktidar kavgasıyla yıkıldı. Osmanlılar’ın selefi olan Selçuklular buna dahildir. Avrupa’da olduğu gibi, bizde de Devlet, Osmanlı’ya kadar, hanedan prensleri arasında bölüşülmüştür. Osmanoğulları, kendi öz kanlarını akıtmak pahasına bunu önlediler. Son derecede merkezî yapıda bir imparatorluk kurdular. Padişahlar aynı hanedandan hemen hemen tek dal hâlinde geldiler. Diğer Avrupa ve İslâm devletleri hanedanlarının salkım saçak dallara ayrılması gibi bir duruma izin verilmedi.

Cihan Devleti
Devlet başkanlığına Osmanoğulları’ndan başkasının geçmesi hayal bile edilmedi. 1402’de Doğu Türk (Türkistan) hâkanı Timur, taht şehrine bile girerek genç Osmanlı devletini paramparça etti ve Osmanlı’nın henüz ortadan kaldırdığı Anadolu Türkmen hanedanlarının çoğuna yeniden tahtlarını verdi. Böyle bir ortamda dahi Osmanoğlu olmayan tek kişi çıkıp, Timur’a esir düşen Yıldırım Sultan Bâyezid’in tahtına oturabilmeyi aklından geçirmedi. Kavga, Osmanoğulları şehzadeleri arasında oldu ve 1413’de sona erdirildi. Artık Osmanlı’nın Cihan Devleti hâline gediği, İslâm halîfesi, Mısır sultânı, Macaristan kralı, Roma imparatoru (kayser-i Rûm) gibi birbirinden ağırlıklı titrleri hâkanın kişiliğinde topladığı asırları düşününüz…
Devletin uzun ömrünün diğer sırları askerî, coğrafî, tarihî, hukukî sebeplere bağlıdır. Bunlardan kitaplarımda bahsettim. Benden önce birçok Türk ve Avrupalı tarihçinin dikkat ettiği gibi, ilk 10 Osmanlı hâkanının kesiksiz şekilde dehâ sahibi olmaları, Osmanoğulları’na bu otoriteyi sağladı. Sonradan zayıf şahsiyetlerin de tahta oturmaları hiçbir şey değiştirmedi. Düzen aynen işledi.
1918’e kadar… Cihan Savaşı’na girmeyip 1918 felâketine muhatap olmasa idik işlemeye devam edecekti. Tabii imparatorluk şeklinde değil. Ve tabii demokrasi ile… Zira imparatorluklar dönemi de, modern devletlerin demokrasi dışı rejimlerle yönetilmesi devri de kapanmıştır. Ancak Cihan Savaşı’na girmese idik, imparatorluğumuzu İngiliz’in, Fransız’ın Hollandalı’nın yaptığı gibi, 1950’li yıllarda kendi irademizle tasfiye edecektik. Bu işi cebir altında yapmamız, Orta Doğu’nun bugünkü hâlinin sebebidir. Türk Devleti’nin gördüğü zarar da en büyük çaptadır.

“40 tayyâremiz olurdu”
Osmanlı aleyhtarı fikirler 1)Türkiye’den, 2) Arap âleminden, 3) Batı’dan kaynaklandı. Bilhassa tek parti döneminde Türkiye Cumhuriyeti’nde yeni rejimi her konuda büyük ve haklı göstermek için akla gelen ve gelmeyen her şey söylendi. Ben çocukken en saygın gazetemizin çok aydın bir köşe yazarının “hain padişahlardan her biri bir tayyâre yapsa idi bugün 40 tayyâremiz olurdu” diye yazdığını hatırlıyorum. Emin olunuz, daha 10 yaşında, Osmanlı hakkındaki çarpık düşüncelerin dikkatimi çekmesi, kariyerimi belirledi. Bugün bile bir punduna getirip Osmanlı’yı küçük düşürmek merakı epey yazarımızda devam ediyor. Bu politika, Türkiye’de büyük kültür buhranı doğurdu. Zira yeryüzünde 500 yıldan önce oluşan hiçbir kültür yoktur.
Araplar, Selçuklu’dan sayarsak (büyük hâkan Sultan Tuğrul Bey’in Bağdad’a girip Abbâsî halîfesini dinî haklarını saklı tutup bütün dünya işlerinden yasaklaması 15 Aralık 1055 Cuma günüdür) 900 yıl Türk yönetiminde yaşadıkları için, bu yönetim hiçbir zaman Türk, Arap, bilmem ne gibi ırk tefriki yapmadığı halde, haklı haksız, 20. Asırda Osmanlı aleyhtarı akımlara girdiler. Osmanlı’nın çekildiği ülkelerde İngilizler ve Fransızlar okul kitaplarında Araplar’a, kendilerini ülkeyi Osmanlı sömürgesi olmaktan kurtardıklarına kadar saçmalıkları okuttular. Araplar yakalarını Batılı sömürgecilerden kurtardıktan sonra da bu ilmî gerçeklere aykırı akım şu veya bu ölçüde devam etti.
Batı’nın Osmanlı aleyhtarlığı ise, daha kolay açıklanabilir. Osmanlı, Avrupa’nın Asya ve Afrika’yı ele geçirmesine 19. Asra kadar karşı koyduktan başka, 1354’de çıktığı Gelibolu yarımadasından başlayarak, Avrupa kıt’asının önemli ülkelerine el koydu. Osmanlı korkusunun bugün de Batı’da devam ettiğinin emareleri açıktır. Asya ve Afrika kıt’alarında, Çin Türkistan’ı ve Endonezya’ya, Cebelitarık ve Nijerya’ya kadar el atan Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa ağırlıklı idi. Zaten taht şehri İstanbul, Roma imparatorluğunun taht şehri idi. Bugün acaba Asya ağırlıklı modern bir Osmanlı modeli oluşur mu? endişesini hissediyoruz.
Düşününüz ki, bugün Fas, Cezayir, Tunus ve Libya gibi önemli 4 Müslüman ülkesini Endülüs’ün âkıbetine uğramaktan Osmanlı kurtardı. Oruç Reis’in kardeşi Hızır Reis (Barbaros Hayreddin Paşa) ile beraber 1513 yazında Kuzey Afrika’ya ayak basmadığını farzediniz. Tarihin akışı değişirdi. Mısır dışında bütün Kuzey Afrika, İspanya ve Portekiz sömürgesi idi. Katolik’ti ve İspanyolca yahut Portekizce konuşuyordu. Latin Amerika gibi bir Latin Afrika oluşmuştu. Endülüs’te böyle olmadı mı?..

İslâm Birliği’nin Sembolü
Osmanlı düzeninde tasavvufa ve tarikatlere verilen ağırlığın sebebi nedir? Osmanlı Hâkanı, halife sıfatıyla İslâm’ın manevî lideri, İslâm birliğinin sembolüdür. İki sayfa tutan unvanlarından biri de sultânü’l meşâyihtir. “Şeyhlerin sultanı” unvanı, onun bütün meşrû tarikatların koruyucusu olduğunu gösterir.
Meşrû tarikatlar dedim. İslâm’dan sapıtmış, Anadolu’yu Şâh’a bağlamak isteyen Safevî ajanı tarikatlar, Osmanlı düzeninde yasaklanmıştır. Bunun dışında Osmanlı, küçük kasabalara kadar tekkelerin açılmasını ve yaşamasını destekledi. Selçuklu’nun nefesinin tükendiği yerden ele alarak, Anadolu’nun Türkleşmemiş son bölgelerini ve Balkanlar’ı Türkleştirmekte tarikatlar, birinci derecede hizmet gördüler.
Osmanlı tasavvufunun kurucularından olan Yunus Emre, Ertuğrul Gazi’nin çağdaşıdır ve onun gibi Sakarya boyundan çıktı. Hoca Ahmed Yesevî Hazretleri’nin mürîdinin mürîdinin mürîdidir. Horasan Türk tasavvufunu, Hazreti Mevlâna ile çağdaş olarak, Anadolu’ya yaydı.
Devletin kuruluşunda bu kadar ağırlıklı hizmeti olan bir akımın, imparatorluk hâline gelince ayrıcalıklı durumda bulunacağı açıktır. Ancak birinci sebep bu değildir. Tasavvuf, Osmanlı kültür, terbiye ve ahlâkının vazgeçilmez unsurudur. Tekkeler, birer kültür kulübüdür. Gönülleri aydınlatmış, fikirleri ışıklandırmıştır. Tasavvuf zevki olmayan kişi Osmanlı’da nasipsiz insan şeklinde telâkki edilmiştir. Tekkelerden birinci sınıf ilim, kültür, san’at adamlarımız, dâhiler yetişmiştir.
Hâkan-Halîfe, bütün tarikatlara eşit muamele yapmıştır. Kendi mensubu bulunduğu tarikati (ki çoğunlukla Mevlevilik’tir) yaymak gibi bir gayrete girmemiştir. Nihayet tarikatlar, halkın gönüllü bağışları ve vakıfları ile yaşamışlardır. Bir Devlet desteği bahis konusu değildir. Avrupa tarihinde de günümüze kadar tarikatların vazgeçilmez rolleri olduğunu hatırlatmak isterim. Fuad Köprülü’nün büyük vukufla ve ısrarla belirttiği gibi, Tasavvufsuz bir Osmanlı medeniyeti düşünmek bile mümkün değildir. Millî Mücadelemiz’de de şeyhler, Ankara’nın yanında yer aldılar…

Yılmaz Öztuna

Türkiye Gazetesi

Kısa adres:

BATI’NIN KORKUSU, OSMANLI için bir yorum

  1. sedat aldemir

    Devlet başkanlığına Osmanoğulları’ndan başkasının geçmesi hayal bile edilmedi. 1402’de Doğu Türk (Türkistan) hâkanı Timur, taht şehrine bile girerek genç Osmanlı devletini paramparça etti ve Osmanlı’nın henüz ortadan kaldırdığı Anadolu Türkmen hanedanlarının çoğuna yeniden tahtlarını verdi.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica