ATATÜRK’Ü AĞLATAN EZAN | |

ATATÜRK’Ü AĞLATAN EZAN

“Sevgili okurlar, acaba kaçınız ezan sesi duyduğunuzda ağladınız?” diye sorarak başlamak istiyorum bugünkü yazıma. Kaçınızın gözlerinden ezanı duyunca yaşlar geldi?
Kitaplığımdaki bir kitabı okuyorum şu günlerde. Soğuk kış günlerinde içimi ısıtan bir kitap. Atatürk’ün 11 yıl uşaklığını yapmış olan Cemal Granda’nın yazdığı “Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri” adlı kitap.
Cemal Granda, hatıralarında Çankaya Köşkü ve Dolmabahçe’de yaşanan  ve çoğumuzun bilmediği çok özel olayları anlatıyor Atatürk’e ait. Gazi’nin eğrisiyle doğrusuyla tamamen insani yönünü, onun da “bir insan” olduğu gerçeğini bize hatırlatan yüzlerce hatırayı önümüze koyuyor.
Elbette insanın hayatında yanlışları, hataları, eksikleri de olur. Hatasız kul olmaz derler, Atatürk’ün de hataları olmuştur “bir insan olarak.”
Ama Atatürk’ün sadece hatalarını gündeme getirerek O’nu yargılamak, yerden yere vurmak ve bu vatan için bu millet için yaptıklarını görmeyerek O’na saldırmak insafsızlıktır, gaflettir diye düşünüyorum.
Cemal Granda’nın beni çok etkileyen hatıralarından bir bölümü aynen naklediyorum sizlere:
“Atatürk din konusunda çok hoş görülü idi. Kimsenin inancına karışmaz, dindar kişilere saygı gösterir, yobazlara, softalara çok kızar, din kavramının sömürülmesine izin vermezdi. Allah ve Peygamber konuları Atatürk’ün yanında tartışma konusu yapılamazdı.
Bir gece sofrada Peygamber Efendimiz üzerine bir konu açılmıştı. Atatürk’ün dindar olmadığını düşünenler O’na yaranmak için Peygamberi küçültür şekilde konuşmalar yapıyorlardı.
Atatürk bu konuşmalardan çok rahatsız oldu. Elini masaya indirerek:
“Bu bahsi derhal kapatın. Peygamberi küçültmek isterseniz kendinizi küçültürsünüz” dedi.
Konu hemen kapandı.
Konuşmalarında din konusuna değindikçe ciddileşir, adeta kendine çekidüzen verirdi.
Sofrada Hafız Yaşar Bey’in mevlidini saygıyla dinlerdi. Mevlidin Miraç bölümünde “göklere çıktı Mustafa” denilince gözlerinden yaşlar akardı.
Öyle “Allah” derdi ki yalnız kalınca, O’nun gibi kimse diyemez. Herkes çekilip yapayalnız kalınca gökyüzüne bakar kendi kendine “ALLAH” derdi. Böyle güzel Allah diyen yoktur.
Bir yaz akşamı Dolmabahçe Sarayı’nda 30 kadar davetli vardı. Sekiz-dokuz saat süren yemek devam ederken salonun büyük kapısının parmaklıkları arasında güneş doğuyordu. Eşine çok az rastlanan muhteşem bir manzaraydı bu. Atatürk’ün bir işaretiyle manevi kızlarından Nebile Hanım sandalyesinin üzerine çıktı. Başladı sabah ezanı okumaya. Ahenkli bir ses salonda yankılandı.
Atatürk, başını yukarı kaldırmış kendinden geçmiş bir halde ezanı dinliyordu. Bir an geldi ki yanaklarından yaşlar süzülmeye başladı.” (Atatürk’ün Uşağının Gizli Defteri,Cemal Granda,sf.131-132)
Atatürk’e sövmeyi marifet sananlar, O’nun ezanı Muhammediye okunurken döktüğü gözyaşlarının selinde boğulacaklar.
Teşekkür;
Sevgili okurlarım. Yeni Mesaj’da yazmaya başladığımdan beri çok önemli ve anlamlı destekler alıyorum.
Bu vesileyle; başta yazdığım yazıları büyük bir titizlikle inceleyen ve tavsiyelerde bulunan eşim Muharrem Bey’e, ayrıca beni cesaretlendiren ve teşvik eden Prof. Dr. Ünal Emiroğlu’na, Dr. Abdullah Terzi’ye, ilahiyatçı Amine Yücel Hanımefendi’ye, yazarlarımızdan Zeynep Baş Hanım’a, yazılarımı gönülden tebrik eden Dr. Aysun Hanım’a, Dr. Zeliha Hanım’a, eğitimci Esma Rona Hanım’a, eğitimci Ayfer Ay’a, Dr. Tülay Albayrak’a, grafiker Esra Turan’a, turizm organizatörü Ayla Şensoy’a, sosyolog Zeynep Bahadır’a, Aynur Işik’a, kimyager Ümmü Gülsüm Hanım’a, özellikle ve daha ismini yazamadığım arayan, tebrik eden, teşvik eden, moral veren bütün dostlarıma en içten teşekkürlerimi bir borç biliyorum.
Bir sonraki yazıda buluşmak ümidiyle…
Emine Bayraktar, yenimesaj gazetesi

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica Flag Counter