Çin

Çin, 1940’a kadar büyük devletler statüsüne alınmamıştı (zira büyükelçi değil orta elçi teâtî ediyordu). Japonya 30’larda kocaman Çin’in yarısını işgal etti. İkinci Cihan Harbi’nde (1939-45) Çin, Müttefikler arasında idi. Ama ABD-İngiltere-Rusya-Fransa dörtlüsüne giremedi, kenarda kaldı.
Komünist Mao ile milliyetçi Mareşal Çankayşek savaşı başladı. Amerika, zamanında müdahale etmeyince Milliyetçiler, kıt’a Çini’ni Mao’ya bırakıp yarım asır Japonya’da kalan Taivan adasına çekildiler.

Mao, yalnız eyaletleri ablukaya alıp nüfus azaltmak için 50 milyon Çinliyi öldürdü. Kültür İhtilâli gerçekleştirerek Çin’i geçmişinden koparmaya çalıştı. Ama alfabe değiştiremedi.
Çin, nüfus bakımından (1.370.000.000) dünyada 1., toprakça 4.’dür (Rusya, ABD, Kanada’dan sonra). Ekonomide ABD, Japonya, Almanya’dan sonra iken Japonya’yı bile geçmek üzere bulunduğu tahminleri yapılıyor. Ancak refahça halk, Avrupa devletlerinin hepsinden çok geridedir. Zira o büyük ekonomi, anormal sayıda nüfusa bölünüyor. Üstelik Çin’in başta savunma, devlet harcamaları çok büyüktür. Çok da para biriktiriyor. Çin, stratejik nükleer savaş yapabilen 5 devletten biri sayılıyor (diğerleri ABD, Rusya, İngiltere, Fransa) (istedikleri anda Japonya ile Almanya’nın da bu 5’lere katılmak imkânına sahip olduğu kabûl ediliyor). Bundan dolayı G-8 değil, Türkiye gibi G-20 üyesidir. İkinci Dünya Savaşı’nın 5 galibinden biri sıfatıyle BM Güvenlik Konseyi’nin veto hakkı taşıyan üyesidir. Çince, Birleşmiş Milletler’in 6 resmî dilinden biridir ve dünyada en büyük nüfus tarafından konuşulan dildir.
Rusya, -1917-1990’da sistemden kopmasına rağmen- Avrupa (Batı) medeniyetinin katılımcı ve ayrılmaz parçasıdır. ABD karşıtı demokrasi ile yönetilmeyen devletler Çin’i, bu karşıtlığa lider olması için kışkırtıyorlar (Hindistan asla Avrupa’dan ayrılmaz).
Ancak her yıl daha palazlanan Çin, hele Rusya’da da aynı heves canlanınca, Amerika’nın yaptığını yapmak, yani diğer kıt’alara sarkmak istiyor. Demokrasiyi beceremeyen devletlerin de, demokrasilerin de Çin’e yaklaşması, Pekin’i ümitlendiriyor.

Çin, gittikçe gelişerek, ABD gibi, diğer kıt’alara nüfuz etmek hevesine kapıldı. Taivan ve Singapur, keza Çince konuşan zengin devletlerdir. 99 yıl İngiliz sömürgesi zengin Hong Kong ve 5 asır Portekiz sömürgesi Makao da artık Çin’dedir. Çince yanında Hong Kong’da İngilizce ve Makao’da Portekizce konuşulur. Çin’in dünyaya açılmış pencereleridir. Çin’in birleşmek istediği Taivan’ın Çin’de açık ve kapalı yarım trilyon dolara yakın yatırımı bulunduğu söyleniyor. ABD, Endonezya, Okyanusya devletlerinde önemli Çin kökenliler yaşıyor. ABD ve Batı’daki Çinliler temsil edilmiş durumdalar.
Çin’in başka problemleri de var: Doğu Türkistan Uygur Türkleri ve Tibet, kesinlikle ayrılmak istiyor. Moğollar sakin. Mançular adapte olmuş. Nüfus ve ayrılıkçılık problemlerine, iki büyük sorun daha eklemek gerekiyor: Komünist rejim ve demokrasiye geçebilmek.
Küba’da Castro bile “komünizm olmadı!” deyip iflâsını ilân ettiği halde Çin’de, liberal ekonomiyi kalkınmasının temeli yapan, Marx’ın kemiklerini sızlatacak bir komünizm sürüp gidiyor. Yönetimin kendi halkına baskısı, dünyayı ayağa kaldırıyor. Ülkeyi yönetenler, komünizmden demokrasiye geçildiği takdirde çok katı otoritelerini kaybedeceklerinden, bunun da ekonomik gelişmeyi engelleyeceğinden korkuyor olabilirler. Zira demokraside insan hakları öne çıkacağı için, vatandaşın ekonomik istekleri, Çin’in anormal büyümesini engelleyebilecek.
Çin, muhtemelen ABD’den sonra dünyada en büyük dolar stokunun sahibi devlettir (ister misiniz Türkiye’den sonra TL stokunda da dünya ikincisi olsun?). Yunanistan’a finans desteği vererek Avrupa Birliği’ne hulûl etti (ister misiniz Brüksel’deki akl-ı evveller Çin’i Türkiye’den önce AB üyesi yapsınlar?).
Türkiye’nin Çin’le ekonomik ilişkilerinin gelişmesi, -ne satacağımızı bilmiyorum ama- elbette olumludur. Demirel’in, Özal’ın hayali İstanbul-Pekin demir yolunu Erdoğan gerçekleştirebilir. Japonya, Kore, ABD gibi Çin de bize nükleer santral kurmak teklifi yaptı. Bu atılım ve açılımı Sayın Erdoğan’dan bekliyoruz. Birkaçını birden başlatacak formülü bulacağından eminim. Zira nükleerde pek çok geciktik, çok gerilere düştük. Üstelik bitirilmesi yıllar alıyor. Özetle: Çin, coğrafyamıza ayak bastı.

14.10.2010

13.10.2010

Yılmaz Öztuna

Türkiye Gazetesi