MHP, Önce ülkem ve milletim, sonra partim ve ben,  anlayışına uygun tavrını koruyor mu? Bu davranış hali hazırda üst yönetim için etkili mi? Milliyetçi Hareket Partisi Bahçeli öyle olduğunu düşünüyor… 13 Haziran 2017 konuşmasından bir bölüm aşağıda bulunmaktadır.

Bu tutumuzla milletimizin hakkını savunuyoruz. Milli duruşumuzla hali hazırda yaşanan, gittikçe karmaşıklaşan, gittikçe kökleşen sorunları aşmanın formülleri üzerinde kafa yoruyoruz.

önce ülkemHz. Mevlana asırlar evvel; geminin içindeki su gemiyi batırır, geminin altındaki su ise kaldırır demişti.

Türkiye suçluların, hainlerin adaletten kaçırılmasıyla dört bir tarafından su almakta ve dibe doğru kaymaktadır.

O halde ülkemizi düzlüğe ve yüzeye çıkaracak ikinci yol soruna neden olan adaletsizliklerin üzerine kararlıca gitmektir.

Eğer bu hususta irade gösterilip başarı sağlanırsa, batışa neden olan yük ve ağırlıklar kaldıraç işlevi görecek ve Türkiye dehşet döngüsünden hasar alsa da kurtulacaktır.

Türk milletinin gözü açıktır.

Muhayyilesi faaldir.

Baldırı çıplakların, ederi bir dolar olan canilerin tezgâhlarına hazırlıklıdır.

Kanun kaçakları, kanundan kaçırılanlar, kanunu karartanlar ve kanun kalaycıları aşağı yukarı billurlaşmıştır.

Ne kadar inkar edilse de, algılar ne denli denetim altında tutulmaya ve yönlendirilmeye uğraşılsa da FETÖ’nün kalıntıları faal, hücreleri aktiftir.

Hz. Ali’nin Doğruyu kişisine göre tanıma. Aksine doğruyu tanı ki, doğru olanları da tanıyasın” kutlu tavsiyesi Türkiye’ye tuzak kuranların maskesini düşürecek öğüttür.

Ne acıdır ki, Türkiye düşmanları her şeyi ayağa düşürmek için fırsatçılık yapmakta, son nefesleriyle çırpınmaktadır.

Türk devleti kanatları koparılıp kafese atılan kuş haline dönüştürülmek istenmektedir.

Kanayan yaralar sürekli deşilmektedir.

Kuşkulu, kuruntulu, vehimli zihniyetler kendi dışındaki herkesi kötülemekte ve itham etmektedir.

Tarihin her döneminde ahlak, adalet ve iman yolundan sapanlar hak ettikleri cezaları bulmuşlardır.

İnsanlık; zalimlerin, haksızlık yapanların, bağnazların, kibirlilerin ders alınması gereken ve hepimize ibret vesikası olan sonlarını görmüştür.

İlahlık taslayan Firavun’un suda helak olması, bir sineğin mağlup ettiği Nemrud, yaşayışları hayvandan daha aşağı olan Lut Kavimi, Ebabil kuşlarınca yok edilen müşrikler, Nuh, Ad ve Semud Kavimlerinin yaşadıkları felaketler insanlığın ortak hafızasında hala canlıdır.

Menfi niyetlere eşlik eden; cehalet, ihanet, gaflet, şöhret ve şehvet hastalıkları yolunu şaşırmışların ortak meziyeti, ortak özellikleri arasındadır.

Nefsi ve şeytani tutkuların neden olduğu toplumsal yaraların tedavisi uzun zaman almış, epey de maliyetli olmuştur.

Şu gerçeğin altını kalın olarak çizmek isterim ki, hukuk kuralları, adalet ilkeleri toplum yapısının güvencesi olarak düzen ve dengeyi sağlamıştır.

Çağlar boyunca en büyük yaptırım gücü merhum Hocamız Prof. Dr Erol Güngör’ün de vurguladığı gibi insanlık vicdanıdır.

Eğer ki, kanunlar, nizamlar, kamuoyunun baskıları, dinin emir ve yasakları insan vicdanında yer bulmazsa, devletle vatandaş arasında bitip tükenmez bir hırsız-polis kovalamacası başlayacaktır.

Merhum Güngör, bu durum karşısında, ferdin yakalanmayacağını düşündüğü her fırsatta suç işleyeceğini açıklamaktadır.

Vicdan bizlerin, kendi ahlaki davranışımız hakkında şahsen yapmış olduğumuz yargıdır.

Yine Merhum Güngör Hocamız, ahlaki kontrol gücünü yitirmiş toplumlarda nefsine hakim olmasını bilen vicdan sahiplerinin birer ahlak kahramanı olarak toplumu doğru yola getireceklerini söylemiştir.

İşte bu yüzden Türk milliyetçileri bu dönemin ahlak burçlarıdır.

Millet olarak ahlak kahramanları ve edep zirveleri konusunda oldukça talihli olduğumuz bir hakikattir.

Rahmetle hatırladığımız büyük Hakanımız Fatih Sultan Mehmet’i, bir Rum Mimarla devrin Kadısı Huzur Bey’in karşısına aynı haklarla ve eşit şartlarla çıkaran bir sistemi övmeyelim ve hayranlık duymayalım da ne yapalım?

Yargılanan bir cihan Padişahının suçlu bulunmasına ses çıkarmamasını ve kısasa kısas bağlamında verilen hükme razı gelmesini iftiharla anmayacağız da neyi konuşacağız?