Seddülbahir’de Yakılan Türkler

seddulbahirde-yakilan-turkler

Seddülbahir

Türkler, 11 Mayıs gecesi, saat iki sularında bizimkiler Seddülbahir’de bir yarma harekatına giriştiler. Bu sırada müttefik orduları Başkomutan Jean Hamilton, Mehmetçik Burnu’nun açıklarında demirlenmiş Queen Elizabeth zırhlısında daha sonraki günler için planlar yapıyordu. Birden gök gürültülerini andıran uğultular kopunca Hamilton, bunun Türk topçusu olduğunu anladı; aksi takdirde haberi olurdu. Ne olup bittiğini tahmin edebilmek için kamaraya çıktı; toplarımızın menzilinin dışında bulunduğundan şahsı adına bir endişe taşımıyor, dürbünüyle bakıyordu. Binlerce yıldızla cam bir fanus gibi ışıldayan gökyüzüne değişik yerlerden aydınlatma fişekleri yükselip, düşüyor, topların çelik ağızları ateş böcekleri gibi yanıp sönüyor, Türklerin ‘Allah Allah!’ nidalarıyla dağ taş inliyordu. Aradan çok geçmeden Hamilton’un yanındaki telsiz işlemeye başladı. Sağ taraftaki Fransız birlikleri ve Yirmi dokuzuncu Hint Tugayı’ndan haber alınamadığı, şarapneller hatları parçaladığından telefon irtibatı kurulamadığı bildiriliyordu. Bunun üzerine Hamilton, telsizle General Hunter Weston’u buldurttu; ihtiyattaki Kraliyet Tümeni’ni Fransız ve Hint birliklerini destelemek için sevk ettirdi.

seddulbahirde-yakilan-turklerŞafak sökerken General Hunter Weston’un bölgesinden Türk birliklerinin cepheyi iki noktadan yarmak üzere oldukları haberi gelince, Hamilton bütün ihtiyat birliklerini cepheye sürdü. Kraliyet Tümeni’nin İskoç taburu ağır zayiat verdi; ama komutanları ‘Dövüşcü’ lakabıyla ünlü Auld Reckie, ele geçirdiği perakende birlikleri de yanına alarak bir duvar meydana getirip çöküntüyü önledi.

Bu bölgedeki askerlere moral vermek amacıyla Hamilton sabahleyin Seddülbahir’e çıktı. Mayıs’ın büyüleyici ışıklarıyla aydınlanan, rengarenk çiçeklerle donanmış tepecikler ceset doluydu; sıhhiyeler aralarındaki yaralıları topluyorlar, hastanelere gidenlerin yerine yeni gelen erleri yerleştiriyorlardı. Yaralıların ardı arkası kesilmiyordu; devamlı sedyelerle akıyorlardı. Esir alınmış yirmi Türk askeri ile iki Alman teknik elemanı sahildeki ağıldaydılar. Türklerin bazıları yaralıydı; diğerlerinin onlara yardımcı olmaya çalışmaları, uzaktan onlara bakan Hamilton’un dikkatini çekti.

Hamilton, yarımadadan ayrılınca Yüzbaşı John Weistock büyücek bir baraka yaptırdı. Hem gecenin intikamını almak, hem de Alçıtepe’den, diğer yüksek yerlerden, Anadolu yakasından gözetleyen Türklerin gözünü yıldırmak istiyordu. Esirleri barakaya doldurttu. Çevresini geniş bir daire şeklinde elleri tüfekli müttefik askerleriyle kuşattırdı. Çatısına, yan tahtalarına benzin döktürdü. Bir paçavra yaktırıp barakaya savurttu. Tutuştu; içindeki esirler sağa sola kaçışmaya başladılar. Ama kısa bir sürede alev onları yakaladı; acı feryatları yangının çatırtılarına karışıyordu. Kabaran alevler iki ağaç boyu yükselirken barakanın çatısı çöktü; çığlıklar, feryatlar uzun sürmedi. Çevrelerini kuşatan müttefik askerleri uzaklaşmak zorunda kaldılar; çünkü feci bir yanık kokusu o civarı durulmaz hale getirmişti.

Bu topraklarda gelecekte güvenli ve huzurlu yaşamak istiyorsak, ne bu olayı, ne Weistock’u ve ne de benzerlerini unutmamalıyız. Bunu Weistock yaptırdı; ama Hamilton’un haberinin olmadığını kim iddia edebilir? Dünyanın değişik yerlerinde pek çok zafere imza atmış Hamilton sadece asker, bir komutan değildi; roman yazacak kadar bir kültür adamı olması da fecaatin korkunçluğunu havsalaya sığmayacak boyutlara taşımaz mı?

Mehmet Niyazi, Yenişafak

Hamilton

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

99 − ninety two =

Pin It on Pinterest