2. Abdulhamid, Japonya İle Neden Yakın Olmak İstedi?

Ertugrul-gemisi-firkateyn
Spread the love

Dünyada olup bitenleri çok yakından  takip eden Sultan II. Abdulhamid Japonya’nın güçlendiğini görüyordu. Rusya ve Avrupa’nın sonu gelmez düşmanca tavırlarına karşı Japonya ile ilişkilerini kuvvetlendirmek istiyordu. Bunun için Osmanlı donanmasından bir eğitim gemisini Japonya’ya göndermenin uygun olacağını düşünüyordu. Sultan’ın düşüncesini yerinde bulmuş olacak ki Sadrazam Kamil Paşa 14 Şubat 1889 tarihli başbakanlık (sadaret) tezkeresiyle mevcut savaş gemilerinden hangisinin eğitim gemisi seçilmesinin, ne zaman yola çıkmasının uygun olacağı hakkında Bahriye Nezaretinden bilgi istedi. Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa 25 Şubat 1889 tarihinde şu cevabı verdi: “…Mücedded surette tamir ve techizatı lâzimesi ikmal edilmiş olan ahşab Ertuğrul Fırkateyn-i Humayunu’nun yelkenle seyr ve harekete ve uzun seyahat-ı deryaya elverişli bulunması cihetiyle o fırkateyn-ı humayun-ı mezkûrun mahalli mezkure (Hind, Çin ve Japon taraflarına) gönderilmek üzere talim gemisi ittihazı ve bunun bi-mennihil-kerim gelecek üçyüz beş senesi (Bir yıl sonra) mart nihayetinde yola çıkarılabileceği tezekkür kılınmıştır…”

1 Nisan 1899 tarih ve 9 numaralı sadaret tezkeresinde, Ertuğrul Fırkateyni’nin mart sonunda hareketi hakkında padişah iradesinin çıktığı belirtilerek kumandanın, gemi suvarilerinin belirlenip bildirilmesi emredildi. Bunun üzerine Bahriye Nezareti kumandanlık görevine deniz albaylarından dil bilen, her bakımdan iyi yetişmiş olan Albay Osman Beyin, gemi suvariliğine de bahriye binbaşılarından Tekirdağlı Ali Efendi’nin, yardımcılığına da Cemil Efendi’nin tayin edildiğini arz etti.

Temkinli padişah, 1863 yılında İstanbul Kasım Paşa Tersanesi’nde inşa edildiğini; kazanlarının İngiltere’den getirilip monte edildiğini öğrenince o dev dalgalara dayanacağından endişe etmiş olmalı ki Ertuğrul Fırkateyni’nin uzmanlarca tekrar gözden geçirilmesini ve rapor verilmesi istedi. Bunun için üç ayrı komisyon kuruldu; İnceleme Heyeti, İmalât Komisyonu ve Fabrikalar Komisyonu. Yaptığı tetkikler sonucu İnceleme Heyeti şu raporu verdi. “…Japonya sularına kadar azimet ve avdete ve şan-ı celil azamet-i delil-i saltanat-ı seniyeyi ilâ için rayet-i zafer-ayet-i Osmanî’nin munteha-yi şark sularında kemal-i muvaffakiyetle temevvücüne vasıta olabilecek bir hali haiz bulunduğu kemal-i şükran ve memnuniyetle görülmüş…” İmalat ve fabrikalar komisyonları da aynı kelimelerden oluşan şu raporları verdiler: “…Seyr ve hareketine mani olur bir gûna noksanı olmadığı tebeyyün ve tahakkuk etmiş…” Fırkateynin Japonya’ya rahatça gidip gelebileceğini belirten bu raporları Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Hüsnü Paşa sadrazam Kamil Paşa’ya takdim etti.

Bu raporlardan padişah tatmin olmamış ki 3 Haziran 1899’da yeni bir irade-i seniyye ile Ertuğrul Fırkateyni’nin yolda kalmasının çok ayıp ve çirkin olacağını belirttikten sonra, tekrar gözden geçirilmesini, gerekiyorsa mükemmel bir şekilde onarılmasını, eğer mümkün değilse, bir başka geminin bu seyahata düşünülmesini istedi. Ama uzmanların ve deniz subaylarının kanaati Ertuğrul Fırkateyni’nin çok rahat bir şekilde bu seyyahatı tamamlayacağı hususunda birleşiyorlardı. Bunun üzerine Japon İmparatoru’na takdim edilecek hediyeler ve nişanlarla beraber Osman Paşa’nın yerini aldığı Fırkateyn 14 Temmuz 1889’da, yani Temmuz’un ikinci pazar günü ellisi subay, altıyüz yedi denizci ile uğurlayanların gözyaşlarıyla Haliç’ten hareket etti. Nihayet birkaç ay süren bir seyahate çıkıyorlardı; herhalde insanların sezgilerinden, hissedişlerinden dolayı ayrılık gerçekten matemli oldu. İstanbulluların nemli bakışları Sarayburnu’nun açıklarından kıvrılan Ertuğrul’u uğurladılar.

27 Temmuz’da Fırkateyn Süveyş Kanalı’ndan geçerken kuma oturdu. Büyük çabalar sonucunda ertesi gün kurtarılarak yoluna devam etti. Maalesef aynı gün saat 18.30’da kazaya uğradı. Alınan kılavuzun arzusuna uyarak kıyıya bağlanırken, rüzgarın şiddeti ve akıntının etkisiyle orta tarafı sahile vurup dümen ve bodoslaması kırılarak sulara karıştı.

Bu elim haber 30 Temmuz’da İstanbul’a ulaşınca, Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa, Ertuğrul’un seferden vaz geçip geri dönmesini, Osman Paşa’nın başkanlığındaki heyetin hediye ve nişanlarla yabancı bir posta vapuruyla Japonya’ya gitmesinin yerinde olacağını bildirdi. Bahriye Nazırı Hasan Hüsnü Paşa’nın, bütün nezaret yetkililerinin çok müşkül duruma düştüklerinin farkında olan geminin kumandanı Albay Osman Bey Fırkateyn havuza girdiği takdirde birkaç günde onarılacağına ve yola rahatça devam edebileceklerine dair ikna edici bir üslupla bilgi verdi. Bunun üzerine Hasan Hüsnü Paşa kararını geri alıp yola devam etmelerini bildirdi. Sultana da Ertuğrul Fırkateyni’nin rahatça gidip gelebileceğini arzetti. Bugünlerde Sultan’ın hangi endişelerin içinde bulunduğunu tahmin etmek güç değildir.

Ay yıldızlı bayrağını göklerde dalgalandırarak Bombay Limanına yanaşması (20 ekim) Hindistan’daki müslümanların arasında bir bayram havasının esmesine sebeb oldu. Gemi, ait olduğu devletin toprağı sayıldığından, Osmanlı toprağında namaz kılmak için Ertuğrul Fırkateyni müslümanların hücumuna uğradı. Gözyaşlarıyla iki rekât şükür namazı kılanlarla günlerce gemi dolup taştı. Oradan Hindistan Müslümanlarının hasret duygularıyla uğurlandıktan sonra yolculukları yine maceralı geçmeye başladı. 22 Mayısta Mayasaki, 7 Haziran’da da son  durakları olan Yokohama Limanına geldiler. Yolculukları tam on ay üç hafta sürdü.

13 Haziran 1890’da Osman Paşa İmparator Meiji’nin huzuruna çıkıp Padişah’ın mektubu ile nişan ve hediyeleri takdim etti. 14 Haziran’da Osman Paşa’ya Bahriye Nezareti’nden dönmeleri için irade-i seniye bildirildi. Tam dönecekleri sırada Uzak Doğu’da büyük bir paniğe sebeb olan kolera patlak verdi. Ne yazık ki onlar da koleraya yakalandılar. Ertuğrul Fırkateyni de Magaura’da karantinaya sokuldu. Mürettebatından otuzbeşi hastalandı; bunların onbiri Hakkın rahmetine kavuştu. Bu sebeble sonbahar rüzgarlarından endişe duyarak geri dönüşte acele etmeleri gerçekleşmedi; Eylül’de hala Yokohoma’da bulunuyorlardı. Dönerken Aden, Singapur üzerinden değil de, Japonya’nın Urago, Hyogo ve Magasaki hattını takip ederek, Çin’in Şangay limanlarına uğrayıp dönmelerinin münasip olacağı bildirildi; zira bu hat diğerine göre nisbeten rüzgârlara kapalıydı.

14 Eylül’de yola çıkılması kararlaştırıldı; ama o günlerde büyük bir tayfun yaklaşıyordu. Japon yetkilileri, “Bu havada yola çıkmayın” uyarılarında bulunmuşlarsa da, Osman Paşa “Emir alınmıştır” diyerek, söylenenleri dinlemedi ve emre sadakat gösterip hareket etti.

16 Eylül 1890’da Wakayama ili açıklarında Kii yarımadası’nın Kaşinozaki mevkiinin önlerinde tayfuna yakalandılar. Devasa dalgalarda kibrit kutusu gibi savrulan Ertuğrul Fırkateyni yalçın kayalara çarparak parçalandı. Bütün gayretlere rağmen beşyüz yirmi yedi vatan evladı şehid oldu, ancak altmış dokuzu kurtarılabildi. Şehidlerin arasında Osman Paşa da bulunuyordu. Kurtarılanları “Hici” kruvazörü İstanbul’a getirdi. Daha sonra Japonlar kaza yerine bir anıt diktiler; şehidlerimizin ruhlarını şad etmek için bu anıtı muhteşem bir merasimle açtılar.

Ne zaman Temmuz ayının ikinci haftası gelse, milletimizi yasa boğan Ertuğrul faciasının ardından söylenmiş şu ağıt kulaklarımda yankılanır:

“Besmeleyle Ertuğrul’um demir aldı

Hep ahali sahillerde kaldı.

Çoluğun çocuğun feryadı arşa vardı.

Hak selamet versin şanlı Ertuğrul’a.”

Ertuğrul Faciası

Mehmet Niyazi Özdemir
2003 – Altınoluk Temmuz, Sayı: 209, Sayfa: 050

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

twenty one + = twenty six