Sultan Sencer ve Gazali

Selçuklu Devleti, Sultan Melikşah’ın (d.1055 v.1092)vefatından sonra içeride siyasî savrulmalar ve iktidar mücadelelerine sahne olmuştur. Bu kargaşa süreci Sultan Sencer’in (d.1086 v.1157) Selçuklu tahtına çıktığında aldığı tedbirler ile kısmen aşılır. Sultan Sencer, 60 yıl sürecek olan saltanat döneminde devleti eski gücüne kavuşturmak için çaba göstermiştir.

Sultan Sencer devlet yönetimindeki dirayet ve iradesi ile olduğu kadar ulemaya karşı gösterdiği hürmet ve tevazusu ile de dikkat çeker. Selçuklu veziri Nizamü’l-Mülk’ün, Sadât-ı Kiram’dan Ebu Ali Farmedî k.s. hazretlerinin dua ve nasihatlerinden güç bularak temellerini attığı Nizamiye Medreseleri Selçuklu ülkesinde dönemin büyük alimlerinin yetişmesine vesile olmuştur. İlme ve alimlere karşı her zaman hürmetle yaklaşan Sultan Sencer’in Ebu Ali Farmedî k.s. hazretlerinin iki gözde talebesine özel bir ilgisi vardır: Hâce Yusuf Hamedanî ve İmam Gazalî.

imami-gazail-sultan-sencer

Farmedî k.s. hazretlerinin öne çıkardığı Kur’an ve Sünnet temelli tasavvuf anlayışı bu iki halifesi tarafından yaygınlaştırılmıştır. Hâce Yusuf, Merv şehrinde kurduğu dergâh ve çıktığı irşat yolculukları ile mürşidi Ebu Ali Farmedî’den devraldığı manevi emanetin gereğini yerine getirirken, İmam Gazalî hazretleri daha çok verdiği eserlerle aynı gayeye hizmet etmiştir. Tasavvufu Kur’an ve Sünnet’ten uzaklaştırmaya, zâhir ilimlerden koparmaya çalışan felsefe akımları bu iki zatın irşadı karşısında tutunamamışlardır.

İslâm’ın delili

Dünya düşünce tarihini derinden etkilemiş bir İslâm büyüğü olan İmam Gazalî k.s. hazretlerinin adı Muhammed’dir. Horasan’ın Tus şehrine bağlı Gazal kasabasında dünyaya geldiği için Gazalî nisbesiyle meşhur olmuştur. 1058 yılında doğmuştur. İlk öğrenimini Tus ve Cürcan’da tamamlayan Gazalî k.s., gençlik yıllarında Nişabur şehrindeki Nizamiye Medresesi’nde bulunmuş, zâhir ilimlerde yüksek bir noktaya ulaşmıştır. İlimdeki liyakat ve yeteneği ile dikkat çeken İmam Gazalî, Selçuklu veziri Nizamü’l-Mülk tarafından merkez medrese konumunda olan Bağdat’taki medreseye davet edilir. Vezirin teşvikiyle toplanan ilim meclislerindeki ulema, onun ilmî derinliğine ve izahı zor ince meseleleri açıklamaktaki maharetine hayran kalırlar.

İmam Gazalî k.s., İslâm’ı Yunan felsefesi ile yorumlamak gayretinde olan filozoflar ve Kur’an’ı Sünnet’ten ayırıp kendilerince gizemli yorumlara konu eden Batınîlere karşı Ehl-i Sünnet anlayışı savunmuştur. İslâm’ın zâhir ve bâtın bütünlüğünü akla en uygun delillere izah eden İmam Gazalî hazretlerine, “İslâm’ın delili, dayanağı” manasına gelen “Hüccetü’l-İslâm” lakabı verilmiştir. Halk nezdinde de büyük teveccüh gören büyük İmam’ın, Bağdat Medresesi kürsüsünden 30.000 kişiye varan kalabalık gruplara vaaz ettiği tarihî kaynaklarda kayıtlıdır.

Bir yandan dönemin yöneticilerine verdiği tavsiye ve nasihatlerle onlara dosdoğru yolu gösteren İmam Gazalî, bir yandan yetiştirdiği talebeler yazdığı birbirinden kıymetli eserler ve halka verdiği vaazlarla sapık gruplara karşı mücadele etmiştir. Onun liyakat ve gayretini gören Nizamü’l-Mülk, 1091 yılında Nizamiye Medreseleri’nin baş müderrislik makamına getirmiştir.

Hakikatin peşinde bir ömür

İmam Gazalî k.s. Bağdat’ta ders verdiği yıllar boyunca Muhammed bin Esad et-Tusî, Ebu Mansur Muhammed, Ebu Abdullah el-Hüseynî -Allah cümlesine rahmet etsin- gibi güzide alimler yetiştirmiştir. Zâhir ilimlerde zirve olarak gösterildiği bir dönemde ilminin gereğini hakkıyla yerine getiremediğini fark eden Gazalî hazretleri, Ebu Ali Farmedî k.a.’nin rehberliğinde tasavvufa yönelir. Kur’an ve Sünnet’e bütünüyle vâkıf olan İmam Gazalî, Farmedî hazretlerinin irşadıyla kısa zamanda terakki eder. Dinî ilimlerde derin izler bırakan büyük alim, tasavvufu nihaî nokta olarak görmesi ve göstermesiyle de bütün devirlerde müslümanlara feyz kaynağı olur.

İmam Gazalî k.s. hazretleri, samimiyetle çıkılan hakikati bulma yolculuğunun nasıl ilahî feyz ve lütuflarla sonuçlanacağına dair en güzel örneklerden biridir. Zâhir ilimlerde dönemin bir numaralı otoritesi olarak gösterilirken kendisini hesaba çeken ve nihayet taşıdığı ilminin kendi iç aleminde hakkını verebilme kaygısıyla tasavvufa intisap eden Gazalî k.s., bu hesaplaşmanın başlangıcını şöyle anlatır:

“Bir gün kendime şöyle dedim: Benim istediğim her şeyin gerçek yüzünü öğrenmek değil mi? Öyle ise önce bilginin yani ilmin gerçek yüzünün ve asıl maksadının ne olduğunu öğrenmekle işe başlamam gerekir.”

Hac farizasını yerine getirmek üzere 1095 yılında medresedeki görevinden ayrılır. Dönüşünde Şam ve Tus’da bir süre kalır. Buralarda da yazmaktan ve etrafındakilere bulduğu hakikati anlatmaktan geri durmaz. Münazara ve münakaşalardan özellikle uzak duran Gazalî hazretleri, saadetli ömrünün bu döneminde ilmin hakikatini en açık şekilde izah ettiği gibi, en lâtif halleriyle örneklendirmiştir.

Sultan Sencer’e mektup

Felsefeye ve her türlü bid’at anlayışa karşı Ehl-i Sünnet’in kalesi olan İmam Gazalî hazretlerine karşı düşmanlık güdenler ve bir de ulaştığı ilmî seviyeyi kıskanarak haset edenler Selçuklu hükümdarı Sultan Sencer’e bir mektup yazar. Mektupta Gazalî’nin İmam-ı Azam’a muhalif olduğu, Hanefî mezhebini yıkmaya çalıştığı iddia edilmektedir.

Alimlere hürmet göstermek hususunda çok hassas olan Sultan Sencer meselenin aslını öğrenmek üzere İmam Gazalî hazretlerini ordugâhına davet eder. O da, Sultan’a iletilmek üzere elçilere bir mektup verir. Mektupta şu satırlar yazılıdır:

“Cenab-ı Hakk’ın ahirette bir insana ihsan edeceği şeylerin yanında, bütün yeryüzü bir kerpiç gibi kalır. Yeryüzünün bütün beldeleri, vilayetleri, o kerpicin tozu toprağı gibidir. Kerpicin ve tozunun toprağının ne kıymeti olur? Ebedi sultanlık ve saadet yanında, yüz senelik ömrün ne kıymeti vardır ki, insan onunla sevinip mağrur olsun!

Yükseklikleri ara, Allah Tealâ’nın vereceği padişahlıktan başka bir şeye aldanma. Bu ebedi padişahlığa kavuşmak herkes için zor bir şeyse de, senin için kolaydır. Çünkü Rasulullah s.a.v. Efendimiz, ‘Bir gün adalet ile hükmetmek, altmış senelik ibadetten daha faziletlidir.’ buyurmuşlardır.

Mademki Allah Tealâ sana, başkalarının altmış senede kazanacağını bir günde kazanma imkanını ihsan etmiştir, senin için bundan iyi fırsat olamaz. Zamanımızda iş o hale gelmiştir ki, değil bir gün, bir saat adalet ile iş yapmak altmış yıl ibadet etmekten daha faziletlidir.

Dünyanın kıymetsizliği açık ve ortadadır. Büyükler buyurdular ki: ‘Dünya altından yapılmış bir testi, ahiret de topraktan yapılmış bir testi olsa, akıllı kimse geçici olan altın testiyi bırakır da ebedi olan toprak testiyi tercih eder. Kaldı ki, dünya toprak gibi değersiz ve dayanıksız bir testiye benzer. Ahiret ise hiç kırılmayacak altın testi gibidir. Öyle ise bunu görüp dünyaya sarılan kimseye nasıl akıllı denilebilir?’ Bu misali iyi düşününüz ve daima göz önünde bulundurunuz.

Beni yanınıza davet etmiş bulunuyorsunuz. Benim on iki senedir tuttuğum bir ahdim vardır. O ahde göre hiçbir hükümdarın yanına gitmeyeceğim ve hiçbir hediyesini kabul etmeyeceğim, münazarayı terk edeceğim demiştim. Bu bakımdan beni huzuruna çağıran hükümdarlar davetlerine uymamamı mazur görmüşlerdir. Sizin için hayır dualarda bulundum. Eğer her şeye rağmen gelmemi ferman ederseniz, emrinize itaat gerekeceğini bildiğimden gelirim. Vesselam!”

Tahtın hakiki sahibi

Sultan Sencer, İmam Gazalî hazretlerinin ordugâha çok yakın bir mevkide, Meşhed şehrinde bulunduğunu öğrenir. Kendisi bizzat gidip görüşmek ister, ancak orduyu başsız bırakmanın doğru olmayacağını düşünür. İmam Gazalî hazretlerine tekrar gönderdiği elçilerle, hakkında çıkan iftiraları bertaraf etmesi için ordugâha gelmesi gerektiğini bildirir. İmam Gazalî k.s. fermana uyarak Sultan Sencer’in huzuruna gelir.

İmam-ı Azam Ebu Hanife rh.a.’in fıkıh ilmindeki yerini Sultan Sencer’e ve yanındakilere detaylı olarak izah eden İmam Gazalî k.s., hakkındaki iftiralara cevap vermiş olur. Sencer büyük velinin sözlerini dinledikten sonra:

– Bu sözlerinizi duymak ve İmam-ı Azam rh.a. hakkındaki bu kanaatlerinizi bildirmek için, Irak ve Horasan’daki bütün alimleri buraya toplasak değer, der ve hürmette kusur etmediği İmam Gazalî hazretlerinden tahtına oturmasını rica eder.

İmam Gazalî k.s. padişahın ısrarları üzerine saltanat tahtına oturmuş, Sultan Sencer’e tavsiye ve nasihatlerde bulunmuştur.

İmam Gazalî k.s. hazretleri, Nizamü’l-Mülk’ün evladı Fahrül-Mülk’ün davetiyle Nişabur şehrinde bulunan Nizamiye Medresesi’nde ders vermeye devam etti. Vefatından iki sene evvel, memleketi olan Tus şehrine dönerek, ilim ve irşad hizmetine sarf ettiği ömrünü 1111 yılında tamamladı. Allah ona rahmet eylesin, bizi de şefaatinden nasipdar kılsın.

Eskimeyen Kitaplar

İmam Gazalî k.s., Kur’an ve Sünnet’i akla ve gönüle en uygun şekilde izah eden eserleriyle tarihte olduğu gibi bugün de kıymetini muhafaza etmektedir. Yapılan tarih araştırmaları ile İmam Gazalî hazretlerinin 457 adet eser kaleme aldığı belirlenmiştir. Ancak bu kıymetli eserlerin birçoğu Moğol istilası döneminde yok edildiği için, 75 kadarı günümüze ulaşabilmiştir. Bugün İslâm dünyasının her köşesinde okunan Gazalî kitapları Batılı araştırmacıların da ilgi alanı içindedir.

Dost’a Giderken

İmam Gazalî k.s., ahirete irtihal ettiğinde odasına ilk giren talebeleri baş ucundaki kağıtta şu beyitlerin yazılmış olduğunu gördü:

“Beni ölmüş gören ve ağlayan dostlarıma
Şöyle derim, üzülen o din kardeşlerime,

‘Sakın ben gerçekten ölmüşüm zannetmeyin,
Vallahi siz de bu hale bakıp ölüm demeyin!’

Bana rahmet okuyun ki rahmet olunasınız.
Biz gittik, sırada şimdi siz varsınız.

Son sözüm size, Allah’ın selamıdır dostlar
Allah’ın selamından başka söyleyecek ne var?”

kayanak: semerkand dergisi

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica Real Time Web Analytics