Hoca Ahmet Yesevi

Hoca Ahmet Yesevi

Hoca Ahmet Yesevi Hazretlerinim “Divan-ı Hikmet” tinden Öğütler…

“Canı gördüm cananda
Aşkı gördüm meydanda
Âşıkların meydanı
Cümle bostan içinde
Eri gördüm erleştim
İstediğimi sordum
Her şey sendedir, dedi
Kaldım hayret içinde
Miskin Hoca Ahmet cânı
Hem gevherdir hem kaynak (kânı)
Cümle O’nun mekânı
O mekânsızlık içinde.”

İşte Hikmet:

“Evvel Hu, Ahir Hu deyip sarsıl
Hak cemalini göstermese ne olur
Zahir Hu, Bâtın Hu deyip yola gir
Hak cemalini göstermese ne olur.”

İHLÂS OLMAZSA OLMAZ
“Önce ihlâs gerek ey istekli âşıksan
Candan geçip sıkıntılar çekip sadıksan
Ondan sonra huzuruna layıksan
Layık olmadan Allah’ını göremezsin.”

hoca-ahmet-yeseviBöyle diyor Ahmet Yesevi… Âşıklığın bir belirtisidir ihlâs… İhlâs, yani din adına yaptığın her işi Allah için yapmak… Din adına yaptığın her işi severek, sevinerek yapmak… Yaptıklarının karşılığında insanlardan hiçbir şey beklememek… Dahası, dindarlığından ötürü insanların beğenisinden korkmak…
İhlâsın karşıtı riya… Yani gösteriş… İyi desinler, dindar desinler diye halka din adına yaptıklarını göstermek…
Riya insan için en büyük tehlike kaynağı. İnsanların kendisini dindar bilmesinden hoşlanan ve bunun için gösteriş yapanlar, gerçek dindarlığa ne kadar uzaktırlar. Bakınız Hikmetler Divanı’nda bunlar nasıl anlatılıyor. İşte gösterişçi dervişler:
Yine bir Hikmet:

“Dervişim der halka gösteriş içinde
Riya kılar yürür orda burada
Allah için işler yapan gerçek derviş nerede
Gerçek dervişlerin yeri ıssız yerlerdir.”

Aşkı olanda gösteriş olmaz. Gösterişçiden âşık olmaz. Amaç ne ise ona ulaşılır. Halktan yararlanmaksa amaç, amaca ulaşılır. Hak’tan yoksun kalınır. Amaç Hak ise ona ulaşılır.
Bir de gösterişçi, yalan şeyhler var… Yalan yanlış bir şeyler öğrenir, kendilerini halka “şeyh”diye satar ve bunu bir “geçim yolu” haline getirirler. En tehlikelisi de bunlardır. Gösterişçi derviş kendisini yakar. Gösterişçi şeyh ise kendisiyle birlikte başkalarını da…
Bakınız Fakrname’de Ahmet Yesevi böyle şeyhler için ne diyor:

“Şeyh eğer bir şey alırsa bu hak edenlere vermek için olur. Eğer alıp kendileri yerlerse murdar et yemiş gibi olurlar. Eğer giyecek alırlarsa, o giyecek eskiyinceye kadar Hak, namaz ve oruçlarını yok sayar. Eğer alıp yerlerse türlü azaba uğrarlar. Böyle şeyhlere inananlar kâfir olurlar… Böyle şeyhler lânetlidir. Onların fitnesi Deccal’dan da kötüdür. Şeriatta, tarikatta, hakikatta ve marifette bunlar dinsizdirler.”

İNSANI İNCİTME!

“Sünnet imiş kâfir de olsa incitme
Gönlü katı gönül kırıcıdan Allah şikâyetçi
Böyle kullardır asıl cehenneme gidici
Bilginlerden işitip söylüyorum bu sözü.”

Ahmet Yesevi Atamızın sözlerinin kaynağı Kur’an ve Yüce Muhammed… Yine kaynaklardan yararlanıp söylüyor… İster inançlı olsun ister inançsız… Hangi inanca bağlı olursa olsun… “İnsanı incitme”… İnsanları inaçlarından ötürü yargılama ve üzme… Bırak isteyen bildiğine inansın, inandığınca yaşasın… İşte din ve inanç özgürlüğünün gerçekçi ve köktenci kaynağı… Bu yüce anlayış, bugün bile insanlığın ulaşamadığı bir düzeydir.
İslam’ı doğru anlayanlar için hoşgörünün kaynağı da “ana kaynak” yani Yüce Kuran’dır.
El-Kâfirun Süresi 6. ayet:

“Sizin dininiz size, benim dinim bana.”

İşte Bakara Suresi 256. ayet:

“Dinde zorlama yoktur.”

Ve Yunus Suresi 99. ayet:

“Eğer Rabbin dileseydi yeryüzündeki insanların hepsi iman ederdi. Öyle ise sen, inanmaları için insanları zorluyor musun?”

Peki, öyleyse “cihat ne oluyor” mu diyorsunuz? Cihat eğer zor kullanmak ve savaş anlamında kullanılıyorsa; Müslümanlara sadece kendilerini, dinlerini ve inançlarını “savunmak”amacıyla savaş izni verilmiştir. Yani din yolunda ve savaş anlamında “cihat” sadece savunma amaçlıdır. Ondan ötesi din dışı amaçlarla yapılan savaşlara kutsallık katmak için “cihat” adını takmaktan ibarettir.

KADINI DIŞLAMA!
Divanı Hikmet’te yer alan ve Yusuf Beyzâvî adlı bir şairin yazdığı anlaşılan bir manzume var:

“İşittiler Baba Mâçin o zamanda,
Ahmet adlı bir şeyh çıkmış Türkistan’da.
Sohbet kılmış kız ve erkek ile orda,
Men etmeye Türkistan’a geldi dostlar.”

Anlaşılan ve anlatılan Ahmet Yesevi’nin toplantılarında kadınlar ve erkekler birlikte otururlardı. Bunu din anlayışlarına aykırı bulanlar, “celalli ve kerametli bir kişi olan” Baba Maçin’i önleyici olarak Türkistan’a göndedirler. Baba Maçin kendinden, ilminden, davasından, gücünden ve kerametinden emin… Ahmet Yesevi’nin huzuruna çıkar ve nasihate başlar. Hikâyenin devamında Yusuf Beyzâvî, Baba Maçin’e kavrayacağı dilden konunun anlatıldığını anlatıyor. Öyle veya değil ama anlaşılan Baba yanlışını anlıyor:

“Baba Maçin o zaman dedi Ey Ahmedim!
Gelmeseydim rezil olacaktım halklar arasında.
Ölecektim bu durumda ben de.
Ağlayarak halini anlattı dostlar.”

Baba Maçin’in yanlışını anlayıp, doğru anlayışa ulaşıp, doğru yola girdiği anlaşılıyor. Dileyelim, bütün Baba Maçinlere de bu ayınıklık ulaşır.

 

One Comment

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica