Yecüc Mecüc Hakkında Bilgi

Yecüc Mecüc Hakkında Bilgi, Dediler ki: “Ey Zülkarneyn, kuşkusuz Ye’cüc ve Me’cüc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir set yapman için sana bir ödeme yapabilir miyiz?” Zülkarneyn’in kim olduğu konusunda âlimler tartışmış, ittifak edecekleri bir konuya gelememişlerdir. Bu konuda yapılan tartışmaları burada anmayı, yazmayı uygun bulmuyoruz. Tartışmaları merak edenler Râzî’nin Tefsir-i Kebir’ine ve Süleyman Ateş’in Yüce Kur’ân’ın Çağdaş Tefsiri adlı tefsirine bakabilirler.

Ancak onun bir peygamber olup olmadığı konusunda da tartışılmıştır ki bu konuyu tartışmalarında haklı olduklarını söyleyebiliriz.

Yüce Allah Kur’ân’da peygamberleri isimleri ile anmıştır. Bu kişiye Zülkarneyn demesinden, onu sıfatıyla andığı anlaşılmaktadır. Sıfatı ile anılmış olması ise onun peygamber olmadığına delil teşkil etmektedir.

Bu tartışmanın haklılığı vardır. Bu tartışmalar bir tarafa Zülkarneyn’in peygamber olup olmadığı konusunda kesin bir şey söylemenin çok zor olduğunu ifade ederek bu kişinin en azından “Allah’a inanan, samimi bir kul ve bir eğitimci olduğu” Kur’ân’ın anlatımından çıkmaktadır diyebiliriz.

Zülkarneyn, tarihte yaşamış bir şahsiyet olmakla beraber, olgusu devam etmekte ve gelecek nesillere de ışık tutmaktadır. Kanaatimizce o, tarihte yaşamış, ama orada kalmış değildir. Onun olgusunu günümüze ve geleceğe çıkarımlarla taşımak zorundayız.

Dediler ki: “Ey Zülkarneyn, kuşkusuz Ye’cüc ve Me’cüc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir set yapman için sana bir ödeme yapabilir miyiz?”. Şöyle dedi: Rabb’imin bana verdiği imkan sizinkinden daha iyidir. Bana bedenen yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir set yapayım. Bana demir kütleleri getirin. Kütleler iki dağın arasını doldurunca: “Körükleyin” dedi. Demirler akkor haline gelince: “Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim” dedi. Ye’cüc ve Me’cüc onu ne aşmaya ne de onda bir delik açmaya güç yetiremediler. Zülkarneyn: “Bu, Rabb’imden bir rahmettir. Rabb’imin vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabb’imin vaadi bir gerçektir” dedi. (Kehf, 94-98)

 

 

 قَالُوا يَا ذَا الْقَرْنَيْنِ اِنَّ يَاْجُوجَ وَمَاْجُوجَ مُفْسِدُونَ فِي الْاَرْضِ فَهَلْ نَجْعَلُ لَكَ خَرْجًا عَلٰىٓ اَنْ تَجْعَلَ بَيْنَنَا وَبَيْنَهُمْ سَدًّا “Dediler ki: Ey Zülkarneyn, kuşkusuz Ye’cüc ve Me’cüc bu yerde bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasında bir set yapman için sana bir ödeme yapabilir miyiz?”

 

a) Belli ki bu toplum dış güçlerin saldırısına karşı kendini koruyamıyordu. Bu kavmin Milattan önce yaşadığı kesindir. Ye’cüc ve Me’cüc kelimelerini bizzat onlar Zülkarneyn’e karşı kullandılar mı? Yoksa onlar başka kelimeler kullandılar da Yüce Allah diğer sözleri gibi bize tercüme mi ediyor?

Bazı âlimler Ye’cüc ve Me’cüc kelimelerinin Arapça olmadığını söylemektedir. Bazıları da Arapçalaşmış kelimelerden olduğunu ileri sürmüşlerdir. Tuzlu anlamına gelen أجاج ücâckelimesinin de aynı kökten geldiğini söyleyenler vardır. Ye’cüc ile Me’cüc’ün her ikisinin أجّecce veya مجّ mecce kökünden geldiğini ileri sürenler vardır.

yecüc-mecüc-gelecek

Ye’cüc ve Me’cüc’ün kimler olduğu konusunda da bize gelen net bilgi yoktur. Muhammed Esed Kitab-ı Mukaddes’ten bütün Avrupa dillerine intikal eden kültürde bunlara Gog ve Magog dendiğini nakletmektedir.

Müfessirlerin naklettiği toplumları burada anmayı uygun bulmuyoruz. Yüce Allah’ın, onların kimler olduğunu belirtmemesi, o sıfatların evrensel manada her çağda ve her yerde olabileceğini ifade etmektedir. Ye’cüc ve Me’cüc sıfat veya isimleri, kötüyü temsil etmektedir. Bu nedenle kötülük yaparak, yeryüzünde veya yeryüzünün bir kesiminde her çağda bozgunculuk yapanlar bu isimlerle anılabilir. Onun için “şu toplumdu demek”, olguyu evrensellikten çıkartır ve olgu, tarihî bir olgu olarak kalır ki, bu Kur’ân’ın hem anlatımına hem metoduna hem de evrensel özelliğine yakışmaz.

 

b) Ye’cüc ve Me’cüc, bulunduğu topraklarda fesat çıkarıyordu, yani bozgunculuk yapıyordu. Ye’cüc ve Me’cüc’ü durdurmak çok zordu.

 

Enbiyâ sûresinde Yüce Allah onların hareket tarzını şöyle anlatır:  حَتّٰىٓ اِذَا فُتِحَتْ يَاْجُوجُ وَمَاْجُوجُ وَهُمْ مِنْ كُلِّ حَدَبٍ يَنْسِلُونَ “Nihâyet Ye’cüc ve Me’cüc (sedleri) açıldığı ve onlar her tepeden akın ettiği zaman” (Enbiyâ 21/96) âyeti de bunu ifade etmektedir. 

Ye’cüc ve Me’cüc’ün etkili olduğu ülkeler, kültür, bilgi, bilinç ve ahlâken zayıf olan ülkelerdir. Bunu daha sonraki âyetlerde açıklayacağız.

 

c) Orada yaşayan toplum, kendileri ile Ye’cüc ve Me’cüc arasında bir sed yapması için Zülkarneyn’e vergi verebileceklerini ifade etmiştirler. Hatta bu isteklerini, soru şeklinde “ödeme yapabilir miyiz?” diye dile getirmişlerdir. Bu toplum her ne kadar sözü anlamakta ğabî olsalar bile, vergiyi, emeğin karşılığının verilmesi gereğini biliyorlardı; sarfedilen emeğin karşılığını ekonomik değerle vermek gerektiğinin farkında idiler. Günümüzde bundan “emeğin karşılığı mutlaka verilmelidir” ilkesini çıkartıyoruz.

 

قَالَ مَا مَكَّنّ۪ي ف۪يهِ رَبّ۪ي خَيْرٌ فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ اَجْعَلْ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُمْ رَدْمًاۙ  “Şöyle dedi: Rabb’imin bana verdiği imkan sizinkinden daha iyidir. Bana bedenen yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir set yapayım.”

 

a) Zülkarneyn, onlardan emeğinin karşılığını almayacağını, Yüce Allah’ın kendisine sağladığı güven ve gücün onların vereceği ekonomik değerden üstün olduğunu söyleyerek ifade etmiştir. Yüce Allah onu pek çok şeyle donatmış, bilgi, güven, güç ve zenginlikle onu kuvvetlendirmiştir. Zülkarneyn, bu manevî değerlerin, onların temin edeceği ekonomik değerden üstün olduğuna dikkat çekmiştir. Günümüzde de, aynı anlayışın devam etmesi bakımından Yüce Allah bize bilgi vermekte ve eğitim yapmaktadır.

 

b) Zülkarneyn, onların isteklerini yerine getireceğini, ancak kendisine bedenen yardımda bulunmalarını istemiştir.

Bu da şuna işaret etmektedir: Bazı durumlarda paranız olur, ama çalıştıracak işçi bulamazsanız, işinizi yapamazsınız. Emek ile para mutlaka bir araya gelmelidir. Ayrıca sanat, işi bilme de buna ilave edilmelidir.

Âyette فَاَع۪ينُون۪ي بِقُوَّةٍ “kuvvetle bana yardım edin” ifadesindeki قُوَّة kuvvet, “bedenî güç, emek” anlamına gelmektedir. Demek ki emek, sanat ve ekonomik güç bir araya gelince set yapılmıştır. İşte buradaki seddi, emek, sanat ve ekonominin meydana getireceğine işaret edilmektedir. Bunu günümüze taşırsak şu netice çıkar: Bir toplum dış güçlerin bozgunculuğuna karşı kendilerini, işi bilir insanlar yetiştirerek, işi ehline teslim ederek, bilgiyi öne çıkararak, emeğini son damlasına kadar harcayarak ekonomisini güçlendirecektir. İşte o zaman çağın Ye’cüc ve Me’cücleri onları etki altına alamayacaktır. Redm kelimesi, “set” anlamına gelmekle beraber isim olarak “duvar”; fiil olarak da “tamir etmek, yama yapmak” anlamına gelmektedir. Bu kelimenin kullanımı sedd kelimesine göre daha fazladır (Râzî, age, XXI, 171). Sonuç olarak zikri geçen her iki kelimenin de aynı anlamı verdiğini söyleyebiliriz.

 

اٰتُون۪ي زُبَرَ الْحَد۪يدِۜ حَتّٰىٓ اِذَا سَاوٰى بَيْنَ الصَّدَفَيْنِ قَالَ انْفُخُواۜ حَتّٰىٓ اِذَا جَعَلَهُ نَارًاۙ قَالَ اٰتُون۪يٓ اُفْرِغْ عَلَيْهِ قِطْرًاۜ “Bana demir kütlelerini getirin; kütleleri iki dağın arasını doldurunca ‘körükleyin’ dedi. Demirleri akkor haline getirince: ‘Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim’ dedi.”

 

Zülkarneyn, iki dağın arasını demir kütükleri ile doldurup, körükleyip kor haline getirdikten sonra erimiş bakır ile bu demir kütükleri kaynaştırdı. Artık iki dağın arasından geçmek mümkün olmayacaktı. Bu durum bize neyi ifade etmektedir? Günümüzde bunu nasıl yorumlayabiliriz? Yoksa bu,  bir hikaye olarak Kur’ân’da kalmalı mıdır?

 

a) Günümüze taşırsak şu neticeyi çıkartabiliriz: Demir kütleleri ile bakırı buluşturup iki dağın arasını doldurmak günümüzde hiçbir anlam ifade etmez. Çünkü günümüzün savaş teknolojisi dağların üstünden, fezadan yani havadan gelmektedir.

 

Ama biz bundan şunu çıkartıyoruz: Bir milletin teknolojisi güçlü ise, o devrin bozguncu Ye’cüc ve Me’cücleri o millete ya da devlete saldıramaz. Onun etrafa yaydığı gücü bu saldırıya mâni olur ve onları caydırır. Demir kütükleri ile bakırı buluşturma, günümüzde savaş teknolojisinin gücünü ifade etmektedir.

 

b) Konuyu günümüze ve geleceğe aktarırken, olaya manevî açıdan da bakmamız mümkündür.

Ayetteki iki dağ bizim beynimizle gönlümüzü temsil etmektedir. Demir kütleleri ile bakır, manevî değerleri, yani bilgiyi, aklı, imanı ve diğer ahlâkî değeri temsil etmektedir. İki dağ denen beyin ile gönül arasına bu değerleri koyup pekiştirince Ye’cüc ve Me’cüc denen nefis, şeytan ve kötü fikirlerin içeri girmesi imkansız hale gelecektir. İşte Zülkarneyn onların beyinleri ile gönülleri arasına bu manevî değerleri koydu, yani onları eğitti.

 

Zülkarneyn’in üçüncü topluma yaptığı işi, günümüze bu şekilde taşıyıp hayata geçirebiliriz. Zülkarneyn’i bir eğitimci ve devlet adamı olarak aldığımızda, devletler veya insanlar, toplumlarını günümüzün her taraftan saldıran Ye’cüc ve Me’cüclerinden korumalıdırlar. İnsanların beynine, gönlüne yanlış bilgi sızdıran, insanın psikolojik ülkesinde fesat çıkaran her şey bu sıfatlarla anılabilir. Beyin ile gönülü birleştiren, yani akıl, bilgi ve imanı bir araya getiren eğitimciler Zülkarneyn’in işini yapmış olacaklardır.

 

فَمَا اسْطَاعُوٓا اَنْ يَظْهَرُوهُ وَمَا اسْتَطَاعُوا لَهُ نَقْبًا  “(Ye’cüc ve Me’cüc) onu aşmaya da onda bir delik açmaya da güç yetiremediler.”

 

Böylece düşmanları, yapılan seddi yukarıdan geçemedi, sağlam olduğu için de onda bir delik de açamadılar. نَقْب nakb “delik” demektir. Bu kelime “duvarı delmek” anlamına gelen نقبnekabe fiilinden türemiştir. Mü’minler gençlerinin ve nesillerinin beyinleri ile gönüllerinin arasını akıl, bilgi ve iman ile doldurup birleştirirlerse, yanlış düşünce ve felsefelerin o duvarı aşıp ya da delip içeri girmesi mümkün olmayacak, nefis ve şeytan gibi Ye’cüc ve Me’cüclerin o psikolojik ülkeye girip bozgunculuk yapmalarına imkan verilmemiş olacaktır.

 

 قَالَ هٰذَا رَحْمَةٌ مِنْ رَبّ۪يۚ فَاِذَا جَآءَ وَعْدُ رَبّ۪ي جَعَلَهُ دَكَّآءَۚ وَكَانَ وَعْدُ رَبّ۪ي حَقًّاۜ   “Zülkarneyn: Bu Rabb’imden bir rahmettir. Rabb’imin vaadi gelince onu yerle bir eder. Rabb’imin vaadi gerçektir, dedi.”

 

a) Zülkarneyn, yaptığı seddi Allah’ın rahmeti, yani lütfu olarak görmüştür. Bu şu demektir: Bir işi başardığımız zaman, onun Allah’tan bir rahmet olduğunu söylememiz gerekiyor. “Ben yaptım, bu benim eserimdir” demek yerine, “bu Allah’ın bana veya bize bir lütfudur” dememiz, Kur’ân’ın bir ilkesidir.

 

b) Yüce Allah’ın belirlediği zaman gelince, bu seddi ortadan kaldıracak, yani yerle bir edecektir. Ayetin bu kısmında geçenدَكَّآءَ  dekkâ’ kelimesi, Arapça da “dümdüz olmak/dümdüz” anlamına gelmektedir. Bunu günümüze aktarırsak şu neticeyi çıkartırız: Bir toplum, devlet veya milletin, ne kadar güçlü olursa olsun, gerileme ve çökme dönemi de olacaktır. Ayrıca bir gün hak olan Allah’ın vaadine göre kıyâmet kopacaktır.

 

Böylece Zülkarneyn, kıyâmetin kopacağı konusunda bir iman eğitimi vermekte, Allah’ın vaadinin hak olduğu inancını da aşılamaktadır. Böylece bu konunun yani kıyamet gerçeğinin bütün dinlerde yer aldığına işaret edilerek, dinlerin temel ilkelerinden biri olduğu vurgulanmış olmaktadır.

 

Netice olarak diyebiliriz ki, Zülkarneyn üç farklı topluma, üç farklı davranış sergilemiştir.  

Farklı hayat, farklı inanç ve farklı düşünce yapısında olan toplumlara dogmatik yaklaşımın yanlış olacağına, elastiki davranış ve tutum sergilemenin önemine dikkat çekilmektedir. Burada toplumların ihtiyacı önemli rol oynamaktadır. İhtiyaç ve özellik, yaklaşımı belirleyen etkenler olmaktadır.

Günümüzün siyaseti ve eğitimi özellikle din eğitiminin temel ilkelerinden bazısını Zülkarneyn olgusunda bulmamız mümkündür.

 

Prof. Dr. Bayraktar BAYRAKLI

Yeni Bir Anlayışın Işığında Kur’an Tefsiri, 12. cilt

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ twenty = 23