PEÇEVİ | |

PEÇEVİ

PEÇEVİ

Peçevi

Hem akıncı hem tarihçi PEÇEVÎ

Peçevî İbrahim Efendi, en büyük tarihçilerimizdendir. İsminin İbrahim olduğu zikredilmez, “Peçevî” diye anılır ki Peç şehrinde doğduğu ve mâlikânesi bu beldede bulunduğu içindir.
Peç, Macaristan’ın güney-batısındadır. 50 kilometre doğusunda Tuna akar. Mohaç’a çok yakındır. İkisi Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’le birlikte resmî ziyarette, biri özel üç defa Macaristan’a gittim. Yalnız birinde Peç’e uğradım. Bu şehrin, Türk tarih edebiyatının en büyük şahsiyetlerinden birini yetiştirdiğini Macarlar biliyorlardı. Macaristan Cumhurbaşkanı da, Sayın Demirel’le birlikte Peçevî’yi saygıyla andı.
Osmanlı’nın 160 yıl yönettiği Macaristan, imparatorluk protokolünde, Mısır’dan sonra 2. eyaletimizdi (Rumeli 3., Anadolu 4.). Akıncı bir aileden geliyorum, soyadımdan bellidir. Onun için o coğrafya çok ilgimi çekmiştir. Her bucağında atalarımın kanı bulunduğunu biliyorum.
Peç’li İbrahim, bir serhad adamıdır. Rumeli, Balkanlar gibi Anadolu’yu da bilmektedir. İstanbul’u çok iyi tanımış, Arap ülkelerini de görmüş, 17. yüzyıl cihan imparatorluğumuzun Afrika dışındaki coğrafyasında yaşamıştır. Büyük Osmanlı aristokrasisine mensuptur. Serhadlerde akıncı subayı olarak yetişmiş, ilerlemiş, sonra mülkî görevlere de geçmiştir. Babaannesi, ünlü sadrâzam Dâmâd Sokullu Mehmed Paşa’nın kızıdır ki Câfer Bey’le evlenmiştir. Câfer Bey, sipahi (süvari) albayı idi, Peç şehrine yerleşti, 45 yıl burada yaşadı ve tarihçimiz Peçevî 14 yaşında iken 1588’de öldü. Câfer Bey’in babası Kara Dâvûd Ağa, Fâtih Sultan Mehmed’in silâhdârıdır. Câfer Bey’in 8 oğlu da sipahi subayları olup birisi Peçevî’nin babasıdır ve Kaanûnî’nin Irâkayn ve Avrupa seferlerine katılmıştır. 1543’te Kaanûnî, Peç şehrini fethedince aile buraya yerleşti.
1574’te doğan Peçevî, 14 yaşında babası ölünce, dayısı Ferhâd Paşa’nın yanına gitti. Akıncı (komando) subayı oldu. Ailede herkes askerdi. Ferhâd Paşa ölünce, diğer dayısı Sadrâzam Sokollu-zâde Lala Mehmed Paşa’nın yanına gitti. 15 yıl boyunca, Mehmed Paşa’nın sadrâzamken ölümüne kadar onun yâverliğini yaptı.

ESTERGON’UN FETHİNE KATILDI
Peçevî İbrahim, 1592’den 1606 Sitvatorok Anlaşması’na kadar büyük Osmanlı-Almanya savaşının bütün safhalarına, dayısı Lala Mehmed Paşa’nın yanı başında, onun yâveri olarak katıldı. Lala Mehmed Paşa, Sokullu Mehmed Paşa’nın amcasının oğlu, çok değerli bir askerdi. Lala Paşa, kızkardeşinin 21 yaşındaki oğlu Peçevî İbrahim’le beraber, gözyaşları içinde 2 Eylül 1595 günü Estergon kalesini Prens Manfred’in komutasında 50.000 piyade 20.000 süvariden oluşan Almanya imparatorluk ordusuna teslim edip çıkmak zorunda kaldı. Zira kalede 32 gün kuşatma altındaki askerimiz, susuzluktan çıldırmaya başlamıştı.
Estergon’da 10 yıl, 1 ay, 1 gün sürecek Alman işgali başladı. Bu müddet zarfında Lala Paşa, yeğeni Peçevî’nin bize anlattığına göre, her gün Estergon’u sayıkladı.
Allah muîn oldu. 10 yıl Estergon’un geri alınması müzakerelerinin kendisine nasîb olması için yakaran tarihçimiz Peçevî’nin duâsını kabûl etti. Sadrâzam Lala Paşa, 29 Ağustos 1605 uğurlu günü, yel götürmez ordusu ile Estergon kalesi önüne geldi. Peçevî, müzakerelere memur edildi. Zindanlara koşup 47 Türk esirini bizzat zincirlerinden kurtarıp duâlarını aldı. Tarihçimiz, hayatının geri kalan kısmını, bu duâların berekâtıyle geçirdiğini yazıyor. Derhal atına atladı. Koynunda sadrâzam dayısının fetih-nâmesi, İstanbul’a erişti.
Cihan Padişâhı Sultan Ahmed, 16 yaşında, çok ciddi, gazablı bir genç adamdı. Şehzâdeler Odası’nda basit bir taht üzerinde oturmuştu. Tozlu elbiseyle huzuruna giren akıncı subayına sert bir nazar atfetti. Yüzünde tek çizgi oynamıyordu. Peçevî, yaklaşıp tahtın saçağını öper öpmez, heyecanından, padişahın konuşma iznini beklemeden müjdeyi söyledi. Sultan Ahmed’in yüz hatları oynadı, çözüldü, yumuşadı, elâ gözleri ıslandı. Peçevî’ye “dayına söyle, dedi; kendisinden daha çok hizmetler umarım”. Tarihçimiz huzûr-i hümâyûn’dan çıkınca, mâbeynciler, tozlu üniformasının üzerine bir hıl’at giydirdiler ki, o çağlarda nişan vermek yerine geçiyordu.

ORGENERAL RÜTBESİ ALDI
Peçevî bundan sonra mülkî hizmetlerde bir ara beylerbeyi (orgeneral) rütbesi ve paşa unvanıyle Urfa-Rakka eyalet valisi oldu. Beylerbeyi vekili olarak Şam (Suriye) eyaletini yönetti. Daha çok eyalet defterdarlıklarında bulundu. Maliyeden de anlıyordu. Arapça, Farsça, Macarca biliyordu. Bazı Balkan dillerine de âşinâ idi. Latin harflerini okuyabiliyordu. Asker olduğu kadar san’at dehâsı ile de ünlü Kırım hanı İkinci Gazi Giray, 1603-4 kışını tarihçimizin Peç’teki mâlikânesinde geçirmişti. Peçevî ondan tâlîk yazıyı ve kamış kalem açmak hünerini (kalemtıraşlık) öğrendiğini yazıyor.
Peçevî, 17. asrın büyük askerlerinden vezir Gazi İskender Paşa’nın damadı ve Ramazan Çavuş’un kayınpederidir. Tiryâki Hasan Paşa yetiştirmesi İskender Paşa, Peçevî’nin hemşehrisi idi. İki defa Polonya ordularını meydan muharebelerinde imha etmesiyle ünlüdür.
Bir büyük tarihçi, işte bu derecede yüklü görgüyle, ülkeler görerek, diller öğrenerek, padişah dahil her çeşit insanla konuşarak yetişmiştir. Bugün Peçevî İbrahim Efendi, tarihi ile tanınıyor. Akıncı (komando) albayı, eyalet beylerbeyisi olduğu, Dördüncü Murâd’ın yanında 1634 Revân seferine katıldığı, 1635’te Tameşvar defterdarlığından Bosna defterdarlığına getirildiğini, Atina’nın karşısındaki Ağrıboz adasını teftiş ettiği, 1622’de İkinci Osman’ın şehîd edildiği ihtilâlde İstanbul’da bulunduğu bugün unutulmuştur. 1632-35’te Macaristan’da İstolni-Belgrad sancak (il) mütesellimi (vali vekili) iken emekliliğini istedi. 1641’de Budin’e (Budapeşte) yerleşti. Buradaki konağında 9 yıl sonra 1650’de 76 yaşında öldü.
Tek eseri Târih-i Peçevî‘dir. Şâheseri demek daha doğru. Başka şeyler yazdı ise, bugün bilinmiyor. 1. cilt 1520-1574 ve 2. cilt 1574-1640 yıllarını içine alır. Kaanûnî’nin tahta geçmesinden Dördüncü Murâd’ın ölümüne kadar 120 yıllık Osmanlı tarihidir. 1642’de bitirip dostu olan o sırada Budin (Macaristan) beylerbeyi, sonradan sadrâzam Mûsâ Paşa’ya sundu. Serhad hayatını, çok zengin, fevkalâde renkli şahsî gözlemleriyle en iyi anlatan tarihçimizdir. Verdiği bazı bilgiler tamamen orijinaldir, başka kaynaklarda yoktur. Çok güzel, akıncı, kunt, sade bir 16. asır Türkçe’si ile kaleme alınmıştır. Ailesi ve şahsî tecrübesiyle çok iyi bildiği cihan devleti mekanizmasını başarıyla kaleme almıştır. Okurken, büyük bir yazarla karşı karşıya bulunduğunuzu hemen anlarsınız. Doğrusu Osmanlı’nın 120 yıllık şevket dönemi, Peçevî’siz kaleme alınamaz. Ben de öyle yaptım.

2.10.2010

Yılmaz Öztuna

Türkiye Gazetesi

0Shares

admin

Bir cevap yazın