Nurettin Topçu kimdir 1909-1975 Sosyolojiye açıklama metodunu kazandıran Durkheim’dir ve “bir sosyal olayın nedeni yine başka bir sosyal olaydır” anlayışı, sosyal olayları açıklamak için kullanılacak temel bir hareket noktası niteliğindedir.

 

Nurettin Topçu, Sosyoloji ders kitabının ikinci bölümünde, sosyoloji öğretimini kolaylaştırmak
için, sosyal araştırmaları, Auguste Comte’un sosyal statik ve sosyal dinamik kavramlarına
göre ikiye ayırarak incelemeyi teklif eder. Toplum şekillerinin yapısını, bir toplum şeklinin
evrim geçirmesiyle yeni bir toplumun ortaya çıkışı ve evrimin genel kanunlarını araştıran ilk
kısım morfoloji adını alır ve bu, biyolojideki anatominin araştırmalarına benzetilir. Bu kısmın
adı, A. Comte’de sosyal statiktir.

nurettin-topçu-ve-sosyolojiSosyolojinin en önemli konuları niteliğindeki hukuk,
ekonomi, sanat ve ahlâk hakkındaki araştırmalar ise, fizyolojinin araştırmalarına benzetilir ve
bu aşama için de, yine Comte’un sosyal dinamik terimi en uygun niteleme durumundadır.
Toplumlar, klandan başlayarak, millete kadar evrim geçirerek gelmişlerdir. İlkel toplumlarda bütün sosyal olaylar dinin emir ve yasaklarına göre idare edilmekteyken, zamanla
din, hukuk, ekonomi, sanat, ahlâk ve dil gibi disiplinler dinden bağımsızlaşarak, kendi
konularını kendi yöntemlerine göre araştırmaya başlamışlardır.
Sosyolojinin sözkonusu ettiği toplum, “aralarında kurumlar halinde organlaşmış
bağıntılarla karşılıklı yardımlaşma münasebetleri bulunan fertlerin bütünüdür.
Nurettin Topçu, Ahlâk Nizamı, Dergah Yayınları, İstanbul, 1997, s. 93.19. yüzyılda ekonomik sınıf farklarını doğuran ve işbölümünün en yoğun bir şekilde yaşanmasına neden olan kapitalist sistem, doğurduğu işbölümüyle, kuvvetli sınıfların zayıflar üzerinde zulmüne neden olmuştur. Bu zulüm, sözleşmenin bir sonucudur ve daha ilkçağlardan itibaren sınıfların ortaya çıkmasıyla yaşanmaya başlanmıştır. İşbölümü ekonomik ve sosyal sınıf farklarını doğurmak gibi bir sonuca neden olmadan, ehil olma esasına göre gerçekleşmiş olsaydı, belki böyle bir olumsuzluk yaşanmayabilirdi. Topçu’nun oluşturmaya çalıştığı sistemde işbölümü, işi ehline bırakma esasına dayanır. Sözleşme ya fertler arasında, ya fertlerle zümreler arasında ya da zümrelerle zümreler arasında olabilir. Sözleşmeyi fertlerden alıp fertlerin zümreleşmesinde arayan komünist sistem, ferdi zümrelere esir hale getirmek
suretiyle onun hürriyetini yok etmiştir. Fertlerin kurumlarla olan sözleşmelerinde ise fert,
kuruma mahkûm hale gelmektedir. Dikkat edilecek olursa, tek yanlı ve ferdi iradeleri yok
eden bir sözleşme ister kapitalist ister komunist isterse demokratik olsun, her durumda Topçu
tarafından benimsenmemektedir. Çünkü sözleşme, tarafların eşitliğine dayanmadığı zaman
kurumsallaşmış bir tahakkümü ortaya çıkarır. Eşitlik ise “kuvvet, servet, düşünce ve bilgi
bakımlarından aranmalıdır.
Nurettin Topçu, Batıcılık, Türkçülük ve İslamcılık karşısında, herhangi bir
kutupçuluğa kaçmadan, entelektüel zemine dayanmakla birlikte, Anadolu sosyal
gerçekçiliğini de göz önünde bulundurmak suretiyle bir milliyetçilik ideali ve bu ideale uygun
düşecek bir sosyalizm anlayışı ortaya koymuştur.

Anadolu Milliyetçiliği, Yahya Kemal’deki vatana bağlı milliyetçiliğin bir devamıdır.
Çünkü insanımızın millet oluşunda iki önemli husus vardır. Birincisi din, ikincisi de
coğrafyadır. Millet, “kökleri mazide, gövdesi halde ve gelecekte hatıraları, temayülleri ve
tasavvurlarıyla birleşmiş bir varlıktır. Bu şekilde tanımını yaptığı milleti bir realite, milliyetçiliği de bir ideal olarak gören Topçu, Cumhuriyet dönemi Milliyetçiliğinin kaynağını Ziya Gökalp’e bağlar. Bu milliyetçilik, vatan toprağı olan Anadolu’dan bir kaçıştır ve adı da Turancılıktır. Turancılık fikri, soyu milletle karıştırdığı için ırkçı ve bundan dolayı da daha hareket noktasında çürüktür. Çünkü böyle bir milliyetçilik anlayışı toprak birliğini, millet yapıcı bir unsur olarak görmemekte ve Turan milleti diye bir milletin bulunmadığını bilmemektedir. Topçu’ya göre milliyetçilik, batıcı ve maddeci bir milliyetçilik anlayışını da temsil etmektedir. Batıcılık, batı kültür ve medeniyetini her sahada taklit etmekten başka bir şey değildir. Çünkü kültürel kaynaklarımız Batılı toplumlarla aynı olmadığı için, kültür ve medeniyet kavramlarını birbirine karıştıran batıcılar, Topçu’nun gözünde, kültürü bir kenara bırakarak, medeniyetten hareketle batılılaşmayı istemektedirler. Oysa kendi kültürünü kendisi yaratamayan ve kültürel beraberliği olmayan bir toplumun, aynı kültürel kaynaktan beslenen toplumların oluşturduğu medeniyetteki durumu, misafirin ev sahibi karşısındaki durumu gibidir. Nurettin Topçu, taklitçilik esasına dayanan batıcılığa karşı olmakla birlikte; batının bilim, felsefe, sanat gibi değerlerini yüceltmekte, batı medeniyetinde maddenin ruha üstün gelmesini, sömürgecilikle beslenen büyük sanayinin insanı maddeye esir kılmasını da eleştirmektedir.

İslâmcıları da, millet bedenini inkâr edenler olarak gören Topçu’ya göre, çölde
yaşayan Arap’ın İslâm’ı Anadolu köylüsünün ruhunda bambaşka bir mahiyet kazanmıştır.
Ancak milliyetçilik ile İslam’ı da birbirinden ayırmaz.
Anadolu Milliyetçiliğine göre Anadolu toprağında Oğuz Türklerinin ruhunu yoğuran
din, millet olmamızın en önemli kaynağıdır. Milletimizin başlangıç tarihi olan 1071,
Topçu’ya göre milliyetçiliğimizin de başlangıç tarihidir. Bunun bilimsel adı “Anadolu
Türkleri Tarihi”dir.

Anadolu milliyetçiliğinin dayandığı esaslar da şunlardır;
1-Millet dini, onun ahlâkını, örflerini ve kalplerini yoğurmuş, Türk-İslâm
Medeniyeti’ne yön ve kaynak olmuş İslâm dinidir.
2-Büyük vatan Anadolu toprağıdır.
3-Soyumuz, Oğuz çocuklarının, Anadolu’nun dokuz yüzyıllık tarihi içinde bu
topraklarda kaynaşmalarla eriyip aslını kaybetmeyen Türk soyudur.
4-Dilimiz, bu ülkede yüzyıllar boyunca devam edegelen tarihi olgunlaşma içinde
varlık kazanan müşahhas ve zengin Türk dilidir. Ferdi isteklerin icadı olan mücerret ve
hayatsız dil, millet dili olamaz.
5-Devlet, büyük çoğunluğu köylü olan kitlelerin iradesini yaşatan merkeziyetçi,
otoriteli ve mesuliyetli devlettir.

Yukarıdaki esaslara göre ortaya çıkan bir milliyetçiliğin oluşturacağı toplumsal ve
iktisadî sistem adalet esasına dayalı, işsizliği, sefaleti, eşitsizliği giderici ruhçu bir
sosyalizmdir. Bu sosyalizm, İslâmî karakterlidir ve ülkemizin içinde bulunduğu 1950 ve
1960’lı yıllardaki koşullar dikkate alınarak ortaya konulmuştur. Nitekim o yıllarda Anadolu
insanı için en önemli unsur topraktı ve sanayileşme de titizlikle değerlendirilmesi gereken bir
sorundu. O, Anadolu insanını toprağa bağlamak ve fabrikaya muhtaç etmemek
düşüncesindedir. İslâmın ta kendisi olan ve faizin yasaklanması, zekât gibi hususlarla
desteklenen bu sosyalizm bölüşmeci sosyalizm, ruhçu sosyalizm, kooperatifçiliğe dayanan
devlet sosyalizmi gibi adlarla da anılmaktadır.

Ayrıca İslâmın istediği her mahallesinde bir milyonerin türediği zenginlerin cemiyeti değildir.” Çünkü İslâmın emri “zenginlerin malında fakirlerin hakkı vardır” ve “Ey Müminler. Ancak nafakanız size helâldir.” şeklindeki emirler bu sosyalizm için Topçu’ya göre dinî argümanlardır. Sosyalizmde temel unsur ekonomi olduğu halde, Topçu’nun sosyalizmi, ahlâkî endişelerden kaynaklanan bir iktisadî doktrin durumundadır. Bundan dolayı da, Marx’ta olduğu gibi ekonomi faktörünün tek belirleyici bir faktör olduğu düşüncesi Topçu tarafından tam anlamıyla benimsenmez. Ona göre Marx’ın iddiası oldukça aşırıdır ve realiteye uymaz. Ekonomik olaylar diğer sosyal kurumlar üzerinde etkilidir ama bütün sosyal kurumların da ekonomik kurumlar üzerinde karşılıklı etkileri vardır. Sözgelimi İslam dini faizi, şarap ve domuz etini yasaklamak suretiyle ekonomik olaylar üzerinde etkide bulunmaktadır. Zaten Topçu’nun sosyalizminin ruhçu karakterde oluşu da, onun materyalist sosyalizmden uzak duruşunun bir ifadesidir. Ayrıca Topçu için
ekonomik sorunların kaynağında ahlâkî sorunlar vardır.
Topçu’nun Anadolu milliyetçiliği anlayışı, milliyetçiliği millet kavramına
bağlamaktan ziyade, coğrafî mekana hasretmekte ve Anadolu Milleti diye bir milletin
bulunmamasından ötürü de karmaşık ve belirsiz kalmaktadır. Bundan dolayı da, bu anlayışın
entelektüel bir çevrenin dışına çıktığını söylemek mümkün değildir. Söz konusu ettiği
sosyalizm ise belli bir dönem Türkiye’sinin şartlarının ortaya çıkardığı ve yerli bir düşünce
olması itibariyle değerli olduğu halde, maddeci ve ihtilalci bir komunizmin Türkiye’de de
heyecana neden olmasından ötürü gölgede kalmış ve hak ettiği biçimde
değerlendirilememiştir. Ancak, böyle bir sosyalizm anlayışı artık bugünün Türkiye’si için
geçerliliğini yitirmiştir. Hemen şunu da belirtmek gerekir ki, ekonomik sorunların kaynağında
büyük oranda ahlâkî zaafların bulunduğu biçimindeki anlayış bugün tam anlamıyla kendisini
hissettirmekte ve küreselleşen bir dünyada ekonomik sömürünün arttığı açık bir şekilde
gözlenmektedir. Topçu’nun dile getirmeye çalıştığı ve evrensel bir kültür uğruna bireyleri ve
milli kimlikleri tehdit eden bir anlayış bugün hakim olmak üzeredir. Artık bütün insanî
kurumlar kaynağını küreselleşmenin oluşturmaya çalıştığı evrensel bir hayat nizamında
bulmaya başlamakta ama bu evrensel hayat nizamı batılı değerlerden örülmüş ve sadece
kapitalist olan bir ahlâka dayanmaktadır. Bunun adı hem ekonomik hem de kültürel
kapitalizmdir. Tek tek toplumların ekonomik, siyasi ve kültürel bağımsızlıklarına yönelik bir
tehlike olan bu durum, evrensel olduğu iddiasıyla az gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlara
bir müdahaleyi de meşrulaştırmıştır. Sosyoloji, asıl böyle bir durumda kendisine daha fazla
ihtiyaç duyulan bir disiplin haline gelmiştir. Çünkü bütün toplumlar, sorunlu toplumlardır.

Kaynak: Prof. Dr. Ali Osman GÜNDOĞAN ‘ın web sitesinden alınmıştır.