dil ve millet ilişkisi

dil ve millet ilişkisi

dil ve millet ilişkisidil ve millet ilişkisi, Büyük tarihçi Mehmet Niyazi Özdemir dil ve millet ilişkisi ile alakalı kendisine sorulan bir soruya şu şekilde cevap vermiştir:  Millet için en önemli üç unsur; dil, din ve târih. Bir milletin kültür ve medeniyetinin bütün vasıflarını dilinde görürüz. Dili zenginleştiren, onu derinleştiren, soyutlaştıran dindir. Meselâ biz ‘bardağı masaya koydum’ deriz; fakat onlar dik mi, yatık mı koyduklarını anlatan kelimelere sâhipler. Maddenin bütün kombinezonlarını rahatça izah ederler. Fakat iş mânâya, soyutluğa yöneldikçe dilleri ciddî bir şekilde kısırlaşır. Dayı, amca aynı ‘onkel’ kelimesidir; sonra da annemin kardeşi onkel, babamın kardeşi onkel derler. Bir milletin dili, o milletin kültürünü, mâzisini, değerlerini yansıtır; kelimeler roman, şiir, hikâye gibi anlatı sanatlarının ilmekleridir. Dil nesilleri birbirine bağlayan en önemli unsurdur. ‘Devletimiz’ demiyorum; saygımdan dolayı dilim varmıyor; fakat resmî makamlar, bilhassa okullar dilimizi katletmek için sanki görevliler. Buna bir örnek vermek isterim. Almanya’daki Yahudi asıllı bilim adamlarının bâzılarını Nazi döneminde biz almıştık. Uzun yıllar ülkemizde hizmet veren Fritz Neumark ülkesine dönmüş, hâfızam beni yanıltmıyorsa, 1963 yılında misafir olarak tekrar gelmişti. Hocalık yaptığı İktisat Fakültesi’nde konferans verecek. Salona girdiğimde yaşlı bir adam fasih bir Türkçe ile konuşuyordu.

Zannettim ki bu adam bizden, daha sonra Neumark konuşacak. Meğer dinlediğim Neumark imiş. Konuşmasını bitirdikten sonra genç bir asistan O’na bir şey sordu. Dedi ki; ‘Evladım, ben on sene önce ülkenizden ayrıldım. Ben on sene evvelki dilinizi biliyorum. O dilde bana hitâb ederseniz, sorunuzu anlar ve belki cevap verebilirim. Ne dediğinizi anlamadım.’ Biz içinde yaşadığımızdan dilimizdeki değişimi fark etmiyoruz. Fakat dilimizi bilip de dışarıda yaşayan dilimizdeki değişimi hemen fark ediyor; hattâ anlayamaz hâle geliyor. Bu tavır bizi sâdece zamandan koparmadı; coğrafyadan da kopardı. Belki tirajları düşüktür ama İstanbul’da yayımlanan bir gazete Taşkent’te, Semerkant’ta, Balkanlar’da okunuyordu.  Oralarda basılanlar da İstanbul’da, İzmir’de okunuyordu. Belgrat’dan Çin Seddi’ne kadar Türkçe konuşulurdu. Bütün bunları kaybettik.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

four + 5 =

Pin It on Pinterest