Sabii Kelimesinin Anlamı Nedir?

Sâbiî kelimesi, iniş sırasına göre ilk defa Hac Sûresi’nde zikredilmiş; Bakara: 92/62., Mâide: 110/69. âyetlerde de cennete gidecekler arasında Sâbiîler de anılmıştır.

Sâbiîlerin kimliği hakkında hayli görüş ayrılığı vardır:

1. Kimine göre Sâbiîler, Mecûsîlerle Yahûdî ve Hıristiyanlar arasında bir toplumdur. Kendilerinin özel bir dini yoktur. İbrâhîm Aleyhisselâm, bunları yola getirmek üzere gön­derilmiştir.

sabiiler

2. Kimine göre Allah’ı kabul eden, Zebûr okuyan, meleklere tapan, Ka‘be’ye doğru namaz kılan bir kavimdir. Dinleri Yahûdîlikle Hıristiyanlığın karışımıdır.

3. Kimine göre bunlar, Kitap ehlinden bir gruptur. Zebûr okurlar. Bundan dolayı Ebû Hanîfe, bunların kestiklerinin yenileceğine ve bunlarla evlenilebileceğine karar ver­miştir.

4. Kimine göre bunlar, Nûh’tan kalma bir din üzeredirler.

5. Kimine göre de bunların dini yoktur. Musul’da oturan, Tanrı’nın birliğine ina­nan, fakat peygamberi, kitabı ve ibadeti bulunmayan bir topluluktur.

6. Mücâhid ve Katâde’ye göre Sâbiîler, ne Yahûdî, ne Hıristiyan, ne Mecûsî, ne de Müşrik olmayan, yaratılmış bulundukları doğal halleri üzere kalan bir toplumdur, belli bir dinleri yoktu (İbn Kesîr, Tefsîr: 1/104).

Bu görüşler, Sâbiîler hakkında bize kesin bilgi vermemektedir. Hac: 17. âyette, Me­cûsîlerden ayrı olarak anıldığına göre bunlar Mecûsî değillerdir. Bakara ve Mâide sû­relerinde de bunlar, Allah’a inanan, sâlih amel yapan cennetlikler arasında sayıldığına gö­re bunlar meleklere, ya da yıldızlara tapan müşrik bir kavim değil, Allah’ın birliğine ina­nan, yalnız O’na tapan bir kavimdirler. Zaten Araplar da câhiliyye döneminde meleklere taparlardı. Kur’ân, Allah’tan başka bir varlığa tapan kimseleri, –taptıkları peygamber de olsa, melek de olsa– müşrik saymaktadır.

Hz. Peygamber zamanında ve daha önce Araplar, Sâbi’î kelimesini, atalarının dinin­den ayrılan kimseler için kullanırlardı. Nitekim Hz. Peygamber ve ilk mü’minler için de “Sâbi’î” demişlerdi. Bir bedevî kadın, Hz. Peygamber hakkında: “Şu kendisine Sâbi’î de­nilen adam” demişti (Buhârî, Teyemmüm: 6; İbn Hanbel, Müsned: 4/434, 435). Hz. Ömer de müslüman olduğu zaman kendisine: “Ömer Sâbiî oldu” demişlerdi (Buhârî, Menâ­kıbu’l-ensâr: 35).

Câhiliyye döneminde, okudukları göksel kitapların etkisinde kalarak puta tapmak­tan vazgeçip Allah’ın birliğine inanan ve tenhalara çekilip tek Allah’a ibadet eden zâhid ve tevhîd ehli bir grup vardı ki bunlara hanîfin çoğulu olarak hunefâ dendiği gibi, sâbi’î de denilirdi (İbn Hişâm, Sîret: 1/242).

İşte Kur’ân’ın kasdettiği sâbi’îler, Allah’ın birliğine inanan bu muvahhidlerdir. Zeyd ibn ‘Amr, Varaka ibn Nevfel, ‘Osman ibn el-Huveyris, ‘Ubeydullah ibn Cahş, Ümeyye ibn Ebî’s-Salt, Ebû Kays el-Yesribî, Ebû’l-Heysem el-Yesribî, Ebû ‘Âmir el-Evsî, Selmân el-Fârisî, Ebû Zerr’il-Ğifârî bunlardan idi (et-Tefsîru’l-hadîs: 7/84).

Hâlâ Irak’ta sâbi’î denilen birkaç âile mevcuttur. Bunlardan, üniversite talebesi olan bir genç, 1973 yılında Bağdad’da bizimle beraber mescide gelip namaz kılmıştı. O gençten edindiğim bilgiye göre sâbi’îler, Hıristiyanlıkla yıldızlara tapma dininin bir karışımıdır. Büyük ölçüde Hıristiyanlığın etkisindedir.

Fakat Muhammed İzzet Derveze bu kelimenin, Irak’ta “Subbe” diye anılan kavim ile ilgisi olmadığı kanısındadır. Çünkü bu, İslâm’dan sonra yapılmış bir yakıştırmadır. Oysa Kur’ân, İslâm’dan önce var olan bir toplumdan söz etmektedir (a.g.e. 7/84).

Süleyman Ateş, Ansiklopedisi

Bu Yazıyı Paylaşabilirsiniz.

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica