Çar. Haz 19th, 2019

Miraç Gecesini Anlamak

10 min read

Miraç Gecesi

“Bu gecenin değerini idrâk edip, akıllıca, muktezâsınca amel eden bahtiyar kullarının zümresinden ayırmasın bizleri. Allah cümlenizden râzı olsun. Nerelerden geldiniz nerelerden geldiniz değil mi. Ya, neydi kasıt. Allah’ı zikretmek, Allah’ın rahmetine nâil olmak. Hiç şüpheniz olmasın, cennet bahçesi burası. İnanmıyor musun, Hazret-i Rasululluh buyuruyor. Siz cennet bahçelerine uğradığınız zaman, oradan yiyiniz, eklediniz, otlayınız. Kısmet orada, manevî kısmet orada. Ama bilmeyenlere de Allah bildirsin, bu zevkin zevkini, tadını cümle kullarına bahşetsin.  …  Allah emeğinizi zâyi etmesin. İslâmı gerçek manada aşkıyla, şevkiyle idrak etmiş bahtiyarlar. Katı kurallara bağlanmayıp, Allah’ın sonsuz rahmetinden istifâde eden bahtiyar dervişler.  Hazret-i Allah cümle elçilerine kısmet edip Hazret-i Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e daha istisnâî bir şekilde kısmet ettiği, miraç hadisesi.  Malum hoca efendiler çok güzel anlatıyorlar onu, fakat daha çözemediler. …

Hâla çözülmedik bir dava da Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz ceseden mi çıktı miraca, ruhen mi çıktı. Şimdi bunu da çözemedik, bunu  da çözemedik, hem çözemeyeceksiniz de. Senin mesleğin buraya kadar gitmedi. Eğer Allah’ın bütün kullarının miracını bilseydin, onların geçirdiği hâl-i yakadan haberin olsaydı bu davayı da çözerdin.

Nasıl gitti, arz ediyorum anlaşılır şekilde. Nesimi Hazretleri’nin ceset doğrulmaz, ama doğrultur. Sizin anladığınız manada değil, bu doğruluş, dediği için küfrüne hamlettiler, derini yüzeriz dediler, kanıtla bunu. Olur dedi olur, olur. Yeni vefat etmiş bir mevtanın karnına çömlek koydurdu, içini suyla doldurdu, üzerine hafifçe kapattılar, eğer ceset doğruluyorsa bu su dökülecek, ben cezama razıyım, doğrulmayacak çünkü iyi anlayın, hep ihtilaf vardır hala bunda.  Sizin anladığınız manada ceset doğrulmayacak. Ya biz inandığımız kişilerden işittik, ceset doğrulur, başını tahtaya vurur, eyvah ölmüşüm der, Münkir Nekir melekleri gelir, sorgu sual. Namaz bir tarafından yardım eder şefaatçidir, oruç bir taraftan şefaatçidir, bu hadiseler doğru. Ama senin anladığın manada doğruluk yok, iyi anla. Cesetten çıkmış bir daha o cesede girmez o. Gelse yeniden dünyaya gelir evine oturur. Hele bir daha geleyim bakayım çoluk çocuk ne yapıyor diye. Fakat bunu anlamadı avam, anlamadı o zamanın kısır ilim ulemâsı. Dediler ki, eğer testi devrilirse derini yüzmek câiz, râzıyım dedi. Devrilmeyecek.

İyi anlayın miracı anlatıyorum. Dediler ki başkası devirir de başkası iftirâ etme. Yoksa devrilecek, kabri bekle de, yarın aşılacak bir gece doğrulacak, onun için  bekçisi sen ol dediler doğru. Bekçilik yapıyordu kimse devirmesin diye. İnanıyordu imanı yüzde yüz. Bilgisi de bu. Doğrulmayacak ceset, onu gösterecekti, fakat hal-i yakaza geçirdi. Bunlar, bunlar akıllarının ermediği mesele bunlar.

Hani Rasul-i Ekrem Efendimiz vaktiyle öyle demişti buyurmuştu. Allah izinden ayırmasın. Galib bu işi ancak sen yaparsın. Beytullah’ta da öyle buyurdu. İşte arkadaşlar beraberdik. Ümmetim geçmiş zamana göre değil yaşayacakları  zamana göre hazırlansınlar. Emir bu emr-i peygamberi bu. Bildir tebliğ et manası var. Canım kurban olsun yoluna. Adı güzel kendi güzel Muhammet. Yetmiyor bu kelimeler. İcraat ister. Ben Allah’a inandım, ne yapıyorsun Allah’a inadın da. Hani namaz, hani oruç, hani  zekat. Değil mi sorarlara insana. Allah’ın bu türlü rahmetlerinden niye mahrum oldun. Bir hal-i yakaza geçirdi gördü ki, bir sahrada, birde çadır var bir de yağmur yağıyor. Çadırın üzerinde bir delik var oradan yağmur geçiyor. Kitap ta yazdım bunu okumuşsunuzdur. Yağmur geçiyordu içeriye. Hayretle içeri girdi baktı ki, Hazret-i Muhammet Mustafa (s.t.a.v.) Efendimiz oturuyor içeride, çadırın içinde. Elini öptü edeple, dedi ki Ya Rasullah; delinmiş  çadır. Yağmur giriyor rahmet giriyor. Yağmur giriyor.

miraç-anlami

Ancak senin derinden yamayacağız buraya dedi, senin derinden yamayacağız. Yüzecekler ya derisini, Nesîmi’nin. Derisinden yamayacaklar, git elinle devir testiyi, ümmetimin içini fesâda düşürme. Onu anlayacak kabiliyette kaç kişi var orada. Bakın çok dikkat edin. Bu çok önemli  bir ifşaat. Kaç kişi anlayacak bunu. Doğrudur, ama sen doğru yapmadın. Elinle devir, derini de yüzdür buraya yama yapacağım, dedi. Emr-i peygamberi üzere, karin başını açtı,  zaten kendisi bekliyor, açtı kabri testiyi devirdi, kapattı bilinmeyecek şekilde. Hoca efendilerin gelmesini bekledi, heyetin gelmesini bekledi, kıyâmet kopuyor bütün insanlar. Hayretle nasıl olacak merak bu. baktılar  yavaşça açtılar, desti çoktan devrilmiş, su akmış, gel bakalım zındık herif dediler, bir daha böyle haltlar karıştırma, Nesimi’nin derisini yüzdüler efendi. Allah için, üff dahi demedi. Amanın her gün vay vay deyenlerin kulakları çınlasın. Evliyaullah o kadar sancı çekmiştir de vay dememiştir, âsi olurum Hazret-i Allah’a diye. Aman canım sen de, aklın ermiyor ki damdan düşmedin ki acısını bilmezsin, değil öyle. Aşktan bahsediyorum.

Derisini yüzdüler, Müftü Efendi fetva verdi. Bu zındığın kanı bir yere sıçrarsa, o azayı koparmak lâzım dedi. Bu kadar tehlikeli. Bu zındığın kanı bir yere sıçrarsa, zındık dediğin insan, Allah, Rasullah hayranı aşığı, emr-i peygamberi üzerine ıhh dahi demiyor dersini yüzdürüyor, haklı olduğu halde haksız olduğunu gösteriyor, bu zındıkmış, bu  nasıl zındıksa. Allah bu ilmi ihsan etsin işte. Maalesef bu ilim olmadığından perişanlık çekiyoruz. Kazara, Müftü Efendinin parmağına sıçradı. Uzaktaydı ama Cenâb-ı Hak götürdü parmağını buldu. Hemen parmağını gizledi, görülecek de parmağımı keserlere diye fetva vermişti.

                             Allah için derisini yüzdürürde ıh demez

                             Ama zamanın müftüsü serçe parmağını Allah için kıymaz      

İşte miraç hadisesi

    İşte miraç hadisesi, bir anda oldu yatağın daha sıcaklığı gitmemişti. Ama olmuştu. Mescid-i Aksa’ya gitmiş, orada vazifelerini yapmış, oradan sonra, Burak’la berâber Allah kısmet etti gördüm oraları. Yerlerini filan, seyrettim, hatta Burağın yerini de gördüm, yani Allah bir şeye bindirmeye illâ bindirmeden de götüremez mi. Götürür de, Cenâb-ı Hakk’ın cilve-yi Rabbânisi. İlla bir şeye mi binecek. Bin dedi Bura’ğa. Onun için eşekten büyük derler af edersiniz, katırdan küçük. Burak. Bazıları öyle der.

Getirdiler Burağı bin Muhammet dediler

                             Binmezem Ya Cebrail ümmetim binmeyince     

Biraz küçük küçük atta kuşlar da yesin. Ümmetini niye bindiriyorsun, eşekten büyük attan küçük. Şimdi. Aşktan bahsediyor ama öyle de dememeli canım. Fizikçiler bir ölçüye giriyor. Kaç kişi biner buna. Ümmeti, bu kadar az mı diye. Hayrette kalıyor adamlar.

İşte ceseden ve ruhen ki ikisiyle de tecelli etmiştir, zuhur etmiştir.

                             Âşikare gördü Rabbi’l-izzeti

                             Âhirette öyle görecek ümmeti 

Ehl-i aşk görecek, ehl-i aşk cemalullahı seyredecek; çalışalım. Ey benim mübârek kardeşlerim. Allah’ın rahmeti sonsuz. …

İşte miraç şöyle oldu böyle oldu. Tamam hepsi doğru. Sidretü’l-müntehâdan öteye gidemedi Cebrail (a.s.). Dedi ki Ya Muhammet buradan öteye bana selâhiyet yok, ben buna göre yapılmadım yanarım sonra. Bir adım daha atarsam yanarım. Hani ya Cebrail seni olduğun gibi görmek isterim dedi de kanatlarını açtı da, olduğu gibi göründü, Peygamber Efendimiz bayıldı baygınlık geçirdi. Ona gururlandı her halde ben daha azametliyim diye. Niye gelemedin Sidretü’l-müntehadan öteye. Haydi yiğitsen oradan öteye geç, ne zannediyorsun Hazret-i Rasulullahı, ne zannediyorsun Allah’ın peygamberini, sende melaikenin değil peygambersin. Ben-i âdeme secde emredildi. Yaratılışın sırrı ben-i adem, melaike değil, cinde değil. Ben-i ademdir bütün yaratılışın sırrı mükevvenat, onun için nüvesi sensin, çekirdeği sensin, sendeki zuhur eden ahval, başka mahlukatta arama, fala  baktırıp da cinlerden medet umma, melâikeden bir şey umma onlar senden bir şeyler bekliyor.  Vesveseye düşme, kötü şeyedir, kapılma sakın. …

         Miraçta bize hediye verdi Hazret-i Allah; namaz, Sure-i Bakara’nın  son üç ayetini, birde ne verdi. Şefaat-i peygamberîyi. Namaz gözümüzün nurudur. Allah-ı Teala hazretlerinin ve bütün melaike-i kiram hazeratının ibadet taatını toplayıp, namaz ismi altında kullarına bahşettiği, rahmetten  başka bir şey değildir. İhyâ etmek için kullarını namaz. Ama islamın şartı değil. …

Rabbim’i zikredeceğiz. Onun için toplandık, sohbet ettik, ihlasla, inanarak bütün mevcudiyetimizle, dünya işlerini, kasavetini de attık bir tarafa. Aşıkta keder neyler  gam halkı cihanındır, dedik zikre girdik.Usûl-i veçhile kim ne derse desin. Efendim şöyle sallanıyorlar, böyle bilmem ne. Bilsen o hikmetleri. İnşallah yaşlandığınız zaman sizler de iyi anlayacaksınız. O sallanmanın hikmetlerini, nedenlerini iyi anlayacaksınız. Allah bizi hem ruhen koruyor, hem de fiziki durumumuzla koruyor. Hem ruhen koruyor, hem de fiziki durumumuzu muhafaza ediyor. Hatta resmi derslerimizde fakir tavsiye ediyorum. Kelime-i tevhit ve lafza-i celâli ıssız bir yere çekil, kimseye riyâ olmasın, başkasına duyurmak değil, böyle hareket ederek Lâ İlâhe İllallah diye. Ondan sonra, ne kireci. Kireç ne gezer, ne boyun tutulması ne omuz. Hem de iç âleminde pompa başka çalışır. Kalp başka türlü hareket eder, kalp damar tıkanması dahi dervişte olmaz. Sıyırır atar. İllallah diye vurdu mu. Haddine mi düşmüş. Hani elle pompa yapıyorlar ya kalbi duranlara. Sen o pompayı kendin yap. Tabi o pompayı kendin yap. Ben o bir alet var hani, kalbin grafiğini alıyor. Onu bir bağlayın da dedim bir esma vurayım. Hakikaten ibre başkalaştı böyle langır lungur yazmaya başladı. Tabi, canı isterse yazsın.”[130]

Ana hatlarıyla Galib Efendi miracı böyle ifade etmektedir. Ayrıca Rahman Suresinin; “Ey cin ve insan toplulukları göklerin ve yerin çevresinden geçmeye gücünüz yetiyorsa geçin. Ama Allah’ın verdiği güç olmadan geçemezsiniz. (illâ bi-sultan, basıcı ve aşırıcı güç demektir.)” şeklindeki ayetiyle de bu konudaki başka bir gerçeği dile getirir. Bu gerçek de peygamberden başka kullarında miraç edebilecekleridir. Bu konudaki fikirleri şöyledir:

“Hazret-i Allah  açık olarak buyuruyor ki, siz sultanı bulmadan,  arzın çevresinden dışarı çıkmaya yeltenmeyin çıkamazsınız. Sultanın lügatte manası, basıcı aşırıcı güç demektir. Manen sultan olanlar ise, manen çıkarlar. Bunu ehli bilir.  O türlü bahtiyarların miraçlarıdır. Şunu kesinlikle bilelim ki, peygamber efendilerimize, verilen rahmet-i ilahi, evliyaullaha da lütfedilir. Fakat aynı olmayıp  ferîdir.”[131]

Galib Efendi Allah için Allah aşkıyla dökülen göz damarlarındaki geliş yolu başka olup tadını da tarif ettiği gözyaşlarıyla başka bir miraçtan şöyle bahsetmiştir:

Kalbi göz yaşlarınla suladığın zaman yaptığın duayı kâinat bilir. Bu yaşa kıyamayanlara aşk yolunda sefer haram kılınmıştır. Bazı gözyaşları vardır ki, gözünü sulandırmaktan başka bir işe yaramaz. Allah  için akan gözyaşları, bir maksada istinaden değil, yalnız rıza-yi bâri için olmalı. Göz yaşla dolup kalp hissettiği zaman, benlik gider. İşte o vakit kul Allah ile konuşmuş olur. Bu hal müminin miracıdır. Göz yaşının tadı Allah’tan gayrı için akıttığın tadına benzemez. Dilini dokunup tadına bakarsan, diğer göz yaşına benzemediğini daha tatlı olduğunu görürsün. Çünkü geliş kanalı dahi başkadır. Ne acıdır ne de tuzlu. Hakikat hilkatinde mutasarrıf olarak yalnız O’nu görmektir. Hidayete ulaştırır, dalalete düşürür, izzete çıkarır, zillete indirir, ilet devamı, saadet sahibi olanlara, kendisine ve ibadet ve taatı kolaylaştırır.”[132]

Galib Efendi kendisinin de detayını ifşa etmediği manevî miracını îmâ ettiği ifadeleri vardır. Bunlardan birisi Şah-ı Nakşibent Hazretlerinin miracını anlatırken şöyle ifade etmektedir:

“Şah-ı Nakşibend Muhammet Bahattin Hazretleri buyuruyorlar ki, semaya doğru Rabbim ihsan etti çıkardı, yıldızların kümeleştiği yerlere gittim. Allah’ın her evliyasının şahsında zuhur eder bu.”[133]

kaynak: http://galibi.com/Userfiles/Html/uludag_universitesi_tez.htm#43

0Shares

Bir cevap yazın

Atahun

Name

Copyright © All rights reserved. | Newsphere by AF themes.