İslam’da Karı Koca Hakları Nelerdir

islamda-kari-koca-hakki
Spread the love

İslam’da Karı Koca Hakları

Dinimize göre İslam Ahlakı Üzerine Evlenen Eşlerin Birbiri Üzerinde Hak ve Sorumlulukları Vardır. Eşlerin karşılıklı birbirlerine karşı yerine getirmesi gereken sorumluluklar nelerdir?

Karı-Koca Arasındaki Hak ve Sorumluluklar

Ailede huzur ve mutluluğun doğabilmesi için eşler arasında karşılıklı sevgi ve saygı şarttır. Yunus Emre’nin dediği gibi, “aşk gelince bütün dertler biter.” İnsanoğlu sevme yeteneğini sevile sevile kazanır; sevmeden önce, sevilmeyi öğrenir. Bunun için atalarımız “sen seversen yavrunu, o da sever yavrusunu” demişlerdir.

Bir ailenin temelini oluşturan karı ve koca, birbirlerinin sevinç ve üzüntülerini paylaşmalı, işlerini birbirleriyle danışarak yapmalı, karşılıklı sevgi, güven, birlik ve beraberlik içerisinde bulunmalıdırlar. Kur’an-ı Kerim, aile içerisinde yer alan kadın ve erkeği, birbirini koruyan elbiseler olarak nitelendirmiştir. (Bakara, 187)

Koca, Allah’ın kendisine bir emaneti olan hanımını hoş tutmalı, ona nazik davranmalı ve merhamet duygusuyla hareket ederek ailesini korumaya ve geçimini sağlamaya çalışmalıdır. Çalışmayan ve evine ekmek getirmeyen koca, gittikçe evine sorun, sıkıntı ve sefalet getirmeye başlar. Böylece de atalarımızın dediği gibi, “sefalet kapıdan girince, saadet bacadan kaçar.” Erkek, evine her zaman güler yüzle ve selam vererek girmeli; eş ve çocuklarının meşru istek ve ihtiyaçlarını titizlikle yerine getirmeli, ev işlerinde eşine yardımcı olmalıdır. Hz. Aişe’ye Hz. Peygamber Efendimiz’in evinde ne yaptığı sorulduğu zaman o, “Ev halkına işlerinde yardım ederdi; elbisesinin söküğünü diker, ayakkabısını tamir ederdi; ezanı işitince de namaza çıkardı.” (Buharî, Nafakât 8) demiştir.

Kadın, eşine saygı, çocuklarına sevgi göstermeli; evdeki işleri zamanında ve itinalı olarak yapmalı; evini, malını; kendisinin, kocasının ve çocuklarının onur ve şerefini korumalı, kocasına sevgi ile bağlanmalıdır. Evini ve çocuklarını iktisatla ve maharetle idare etmeli, ailesinin sorun ve sırlarını başkalarına açmamalıdır.

Aile içerisinde yer alan kadın ve erkekten her biri kendi anne, baba ve akrabalarını nasıl seviyor ve onlara nasıl hürmet ediyorlarsa, eşinin ana-baba ve akrabalarına aynı saygı ve hürmeti göstermelidirler. Ayrıca, taraflar birbirlerinin mülkiyet haklarına saygı duymalıdırlar. İslam hukukunda mal ayrılığına dayalı bir mal rejimi kabul edilmiştir ve bunun tabii sonucu olarak da karı ve kocanın mal varlıkları birbirinden ayrıdır. Dolayısıyla kadın kendi mal varlığında dilediği gibi tasarruf edebilme hakkına sahiptir ve onlar üzerinde kocasının herhangi bir müdahalesi söz konusu olamaz.

islamda-kari-koca-hakki

Çocuklara Karşı Hak ve Sorumluluklar

Aileyi meydana getiren temel unsurlardan biri de çocuklardır. Çocuklar bir ülkenin hem en zengin kaynakları hem de umut veren gelecekleridir. Halil Cibran’ın dediği gibi, “Sizler birer yay, çocuklarınız da geleceğe fırlattığınız canlı oklardır.” (Atalay Yörükoğlu, Değişen Toplumda Aile ve Çocuk, İstanbul 1997, Özgür Yayınları, s. 235)

Çocuğun yetişmesinde başta ana-baba olmak üzere, sosyal çevresinin büyük rolü bulunmaktadır. Çocukların eğitimi sırasında başta anne ve baba olmak üzere, ailede bulunan bütün fertler onlara güzel örnek olmalıdırlar.

Çocuklara vereceğimiz eğitim; kendine ve çevresine güven duyan, düzenli, uyumlu, tutumlu, disiplinli, sorumlu, üretici, canlı ve cansızlara karşı merhamet ve şefkat sahibi, hak ve adalet duygusuna sahip, dürüst, fedakâr, çalışkan, ilme açık, inanç ve fazilet sahibi, vatansever ve her türlü kötü alışkanlıklardan uzak bir nesil yetiştirmeyi hedeflemelidir.

Çocuklarla iletişimi engelleyen en önemli faktörler; çocukların dünyasını tanımamak, onları küçük görmek, onların duygu ve düşüncelerine saygı göstermemek, kendi yetiştiriliş tarzımızla çocukları yetiştirmeye çalışmak, bir zaman bizim de çocuk olduğumuz unutmak ve onların kişilikleri ile kendi kişiliğimizi yarıştırmaktır. Bu sebeple öncelikle çocuklarımızı anlamaya, onlarla empati kurmaya, onlara saygılı davranmaya ve onlara önem verdiğimizi hissettirmeye çalışmalıyız. Çocuklarımızı en küçük bir sıkıntıda solabilecek hassas çiçekler gibi sevmeli, korumalı, onların maddi ve manevi her türlü ihtiyaçlarını gidermeli, sevgi ve şefkatle başlarını okşamalıyız. Cahit Külebi’nin “Çocuklar” şiirinde söylediği gibi; “Bir nazlı kuşa benzer / Çocuk dediğin / Ev ister, ekmek ister / Öpülmek, okşanmak ister.”

Hz. Peygamber Efendimiz’in hayatı, çocuk sevgisi konusunda pek çok güzel örneklerle doludur. O bir defasında, torunu Hz. Hasan’ı sevip okşarken, onu gören birisi, “Benim on çocuğum var, hiçbirini öpmedim” demiş; bunu üzerine Peygamber Efendimiz, “Merhamet etmeye merhamet olunmaz” buyurmuştur. (Müslim, Fedâil, 65) Peygamberimize yıllarca hizmet eden Enes bin Malik, “Ailesine Rasulüllah’tan (s.a.s.) daha şefkatli davranan başka bir kimse görmedim.” (Müslim, Fedâil, 62, 63) demiştir.

Çocuklarımız arasında sevgi ve merhamet göstermekte ve mal paylaşımında adalet ve hakkaniyetten ayrılmamalıyız. Çocuklardan birini diğerine tercih etmek, bazen kardeşler arasında hayat boyu kıskançlıklara, soğukluklara ve hatta düşmanlıklara sebep olabilir. Hz. Peygamber Efendimiz, bir hadislerinde üç defa “Çocuklarınız arasında adaletli olun. Çocuklarınız arasında adaletli olun. Çocuklarınız arasında adaletli olun” buyurmuştur. (Buhârî, Hibe, 12–13; Müslim, Hibât, 13; Ebû Davûd, Büyû, 83) Başka bir hadis-i şeriflerinde ise, “Allah’tan korkunuz ve çocuklar arasında adaletli olunuz.” demiştir. (Ebû Davûd, Büyû, 83)

Öte yandan, ana-babalar çocuklarına karşı genellikle baskıcı ve otoriter tutum, gevşek tutum, dengesiz ve kararsız tutum, koruyucu tutum, ilgisiz ve kayıtsız tutum, güven verici, destekleyici ve hoşgörülü tutum gibi çeşitli davranış modelleri sergilerler. Eğitimciler ise, ailelerden çocuklarına güven verici, onları destekleyici ve hoşgörülü bir tutum takınmalarını önermektedir. (Haluk Yavuzer, Ana-Baba ve Çocuk, İstanbul 1994, Remzi Kitabevi, s. 28) Ailede çocuğa verilen baskıcı eğitimin olumsuz neticeleri ileride mutlaka bir gün ortaya çıkacaktır.

Ana-Babaya Karşı Hak ve Sorumluluklar

Ana-babaya ve aile içerisinde bulunan dede ve nineler gibi büyüklere karşı saygı, aile huzur ve mutluluğunun olmazsa olmaz koşullarından biridir. Ana-babaya saygı, itaat ve iyilik yapma konusunda Kur’an-ı Kerim’de; “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır.” (Lokman, 14); “Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik.” (Ankebût, 8) denilmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz de özelikle annelere karşı daha büyük bir sevgi, saygı ve merhameti tavsiye etmiş ve “Cennet, annelerin ayağı altındadır.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I, 335); “Allah size, annelerinize itaatsizliği… haram kıldı.” (Buhârî, Edeb, 4) buyurmuştur. Anaların aile içindeki önemleri hakkında pek çok atasözümüz bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir: “Yuvayı dişi kuş yapar”, “ana başa tac imiş, her derde ilaç imiş”, “ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz”, “ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar”, “ananın bastığı yavru incinmez”, “dilsizin dilinden anası anlar”, “analı kuzu, kınalı kuzu”, “anasız ev, kuşsuz yuvaya benzer.”

Çocukların ana-babalarına karşı yapacakları görevlerin başında onların maddi ihtiyaçlarını karşılamak gelir. Bu görev, ahlaki olduğu kadar hukuki bir sorumluluktur. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de, “Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ana-baba, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır.” (Bakara, 215) buyrulmuştur. Hz. Peygamber Efendimiz ise, “Ana-babası veya onlardan birisi yanında ihtiyarladığı hâlde, cennete giremeyip cehennemi boylayan kimse”ye “yazıklar olsun!” (Müslim, Birr, 9) demiştir. Hele hele ana-babaya karşı kaba ve kötü söz söylemek, İslam tarafından kesinlikle yasaklanıp haram kılınmıştır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “öf!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!” diyerek dua et.” (İsrâ, 23–24)

Diğer taraftan, yalnızca ailemiz içerisindekilere değil, komşularımız ve toplumumuz içerisinde bulunan büyüklere ve yaşlılara karşı da ayrı bir saygı, özen ve dikkat göstermeliyiz. Yüzleri buruş buruş, elleri kırış kırış, belleri büklüm büklüm, dizlerinde derman bitmiş, kiminin gözlerinin feri gitmiş, kiminin pırıl pırıl, her biri yumuşacık bir sese ve sevgiye hasret, hayatlarını evladı ayaline adamış, yüreklerinde nice acı ve sevinçler gizlemiş ve bilmem kimlerin yollarını gözlemiş olan yaşlılarımıza karşı daima saygılı olmalıyız. Onların gönüllerini hoş tutmalı, onlara karşı sabırlı, şefkatli ve merhametli olmalı, onlardan şikâyet etmemeli, onların bilgi, görgü, tecrübe ve birikimlerinden yararlanmaya çalışmalıyız.

Gençlik de yaşlılık da bu dünya hayatının tabii süreçleridir. Kur’an-ı Kerim’de, “Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah’tır.” (Yasin, 68) buyrulmuştur. Peygamber Efendimiz küçüklere sevgi ve büyüklere saygı gösterilmesi, özellikle de yaşlılara karşı şefkat ve merhametle davranılması konusunda ümmetine pek çok tavsiyelerde bulunmuş ve şunları söylemiştir: “Küçüklerimize merhamet etmeyen ve büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizî, Birr, 15; Ebû Davûd, Edeb, 58); “Yaşlılara saygı gösterip ikramda bulunmak, Allah’a saygıdandır.” (Ebû Davûd, Edeb, 20, 23); “Genç bir kişi, yaşından dolayı herhangi bir ihtiyara hürmet ederse, Yüce Allah da yaşlandığı zaman o gence hürmet ve ikram edecek kimseleri mutlaka bahşeder.” (Tirmizî, Birr, 74, 75); “Siz ancak zayıflarınızın duası sayesinde yardım görür ve rızıklandırılırsınız.” (Buharî, Cihad, 76; Nesai, Cihad, 43) Aile, toplumun özü ve çekirdeğidir. Ailenin temel görevi; insan neslinin devamını sağlamak, toplumun kültür ve değerlerini koruyup yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmaktır. İnsan neslinin devamı ve nesebin muhafazası ancak aile müessesesinin kurulması ve meşru bir biçimde işlemesiyle mümkün olabilir.

Not: Bu yazı, Diyanet  Aylık Dergi Kasım 2009 sayısında yayınlanmıştır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− three = 6