Hz. Peygamber s.a.s.’in torunu Hz. Hasan

Hz. Hasan (r.a.) hicretin üçüncü yılında (m. 625) Medine’de dünyaya geldi. Adını bizzat Hz. Peygamber (s.a.s.) vermiştir. Onun fizikî görünüşünün Allah Rasûlü’ne (s.a.s.) çok benzediği rivayet edilir. Hz. Hasan (r.a.), çocukluk ve gençlik dönemini tamamladıktan sonra Hz. Osman’ın (r.a.) halifeliği zamanında gerçekleştirilen fetih hareketlerine iştirak etmeye başladı. İlk olarak Kûfe ordusuna dahil olmak suretiyle Horasan bölgesi seferlerine iştirak etti. Ayrıca Hz. Osman’ın (r.a.) şehit edilmesinden önce, onu muhasaracılardan korumak amacıyla görevlendirilen ashab çocukları arasında yer aldı.

Hz. Hasan’ın (r.a.) siyasî hadiselere katılması babası Hz. Ali’nin (r.a.) halife seçilmesiyle birlikte başlar. Nitekim babasının talimatıyla Cemel ashabının üzerine sevk edilmek üzere Kûfe’de asker toplama faaliyetine iştirak etmiştir. Bununla birlikte Hz. Hasan (r.a.) Müslümanların birbirleriyle savaşmalarını önlemek amacıyla çok gayret sarfetmiş, bu hususta sürekli olarak babasına ikazda bulunmuştur.

hz-hasan-a.s_

Hz. Ali (r.a.) hicretin 40. yılı 17 Ramazan’ında (24 Ocak 661) Hâricîlerden Abdurrahman b. Mülcem’in gerçekleştirdiği suikast sebebiyle ağır yaralanınca, bazı taraftarları onun yanına gelerek şayet ölürse, halîfe olarak oğlu Hasan’a biat edip edemeyeceklerini sormuşlar, Hz. Ali (r.a.) ise oğlunun halîfelik makamına getirilmesi konusunda ne emreden, ne de nehyeden konumunda olacağını, bu husustaki asıl kararı Müslümanların vermesi gerektiğini söylemiştir. Halifenin bu tavrı, Hz. Hasan’ı (r.a.) onun yerine getirmek isteyenler tarafından bir onay, hatta tavsiye olarak algılanmıştır. Belki de böyle olduğu içindir ki, Hz. Hasan’ın (r.a.) halîfe seçilmesine Hz. Ali (r.a.) taraftarlarından herhangi bir itiraz gelmemiştir.

Hz. Ali’nin (r.a.) yaralanmasından iki gün sonra (19 Ramazan 40/26 Ocak 661) vefat etmesi üzerine, Kûfeliler vakit geçirmeden oğlu Hz. Hasan’a (r.a.) biat ettiler. Ensâr’dan Kays b. Sa’d Hz. Hasan’a gelerek ona, “Allah’ın Kitabı, peygamberinin sünneti ve ihtilâlcilerle savaşmak üzere sana biat edeyim” teklifinde bulunmuş, buna karşılık Hz. Hasan (r.a.), sadece Allah’ın kitabı ve peygamberinin sünneti üzerine biat etmesini, zira bunun diğer bütün şartlardan önce olduğu cevabını vermiş, muhatabının teklif ettiği savaş şartını ise kabul etmemiştir.

Hz. Hasan (r.a.), kendisine yapılan biat işleminin tamamlanmasından hemen sonra Kûfe dışındaki diğer eyaletlere de haber göndererek, idareci ve halkı halifeliğini kabul etmeye çağırdı. Şam ve Mısır dışındaki bütün bölgelerden yeni halîfeye itaat edildiği haberleri başkente ulaştı. Şam’da ise Muaviye’nin (r.a.) kendisini halîfe ilân edip bölge halkından biat almaya başladığı haberleri duyuldu. Anlaşılan Muaviye (r.a.), Hz. Ali’nin (r.a.) vefat etmesini ve yerine Hz. Hasan’ın (r.a.) geçmiş olmasını iktidar yolunda bir avantaj olarak görmüştü. Nitekim bu amaçla Irak üzerine kuvvet sevkine karar verdi. Öncelikli olarak Hz. Osman (r.a.) döneminin Basra valisi Abdullah b. Âmir’in emrine verdiği bir orduyu Irak’a doğru harekete geçirdi. Şam’dan sevk edilen kuvvetlerin kendi üzerlerine gelmekte olduğunu haber alan Hz. Hasan (r.a.), hem Kûfelileri, hem de halifeliğine bağlı diğer belde halklarını ordusuna katılmaya çağırdı. Ancak taraftarlarından beklediği desteği alamadı. Sonuçta Adî b. Hâtem, Kays b. Sa’d, Ma’kıl b. Kays gibi kabile önderlerinin zorlama ve teşvikleriyle umulandan çok az sayıda askerden meydana gelen bir ordu teşkil ettikten sonra başkent Kûfe’den ayrıldı. Şamlılara karşı gönderilecek öncü birliklerin komutanlığına amcasının oğlu Ubeydullah b. Abbâs’ı getirdi.

Diğer taraftan Abdullah b. Âmir’i Hz. Hasan’a (r.a.) karşı gönderen Muaviye (r.a.), savaşa girmeden önce birtakım maddî tekliflerle karşı tarafı satın alma veya etkisiz hâle getirme taktiğini uygulamaya karar verdi. Bu amaçla Hz. Hasan’ın (r.a.) öncü birlikleri komutanı Ubeydullah b. Abbâs’a yarısı hemen, diğer yarısı ise Kûfe’ye ulaşıldığında verilmek üzere bir milyon dirhem para karşılığında Şamlıların yanına geçmesi çağrısında bulundu. Kendisine yapılan bu teklifi hemen kabul eden Ubeydullah, yanına aldığı askerleriyle birlikte komutanı olduğu orduyu terk ederek Şamlıların tarafına geçti.

Hz. Hasan (r.a.) ordusunun öncü birliklerini Şam tarafına sevk ederken, kendisi de geride kalan askerleriyle Medâin’e çekilmişti. Burada beklemesi esnasında, önce Ubeydullah’ın karşı tarafa geçtiği haberini aldı. Bunun ardından birliklerin yeni komutanı Kays b. Sa’d’ın öldürüldüğüne dair bilgiler ulaşınca, halifenin ordugâhında büyük bir panik ve kargaşa meydana getirdi. O kadar ki, bu karışıklık sırasında askerlerin bir kısmı halîfeye karşı çıkmaya, hatta kendisine saldırarak çadırını yağmalamaya başladılar. Hz. Hasan (r.a.), hayatını da hedef alan bu saldırıdan ancak kendisine bağlı olan Rebîa ve Hemdan kabilesi mensuplarının yardımıyla kurtulabildi. Bunun ardından da Sâbât mevkiinde bulunan ordugâhını terk ederek Medâin’e çekildi. Hz. Hasan (r.a.) bu şartlarda Iraklılardan ümidini yavaş yavaş kesmeye başladı. Tam bu esnada Muaviye’nin (r.a.) Şam’dan gönderdiği elçileri, Hz. Hasan’ın (r.a.) karargâhına ulaştı. Heyette bulunan temsilciler Abdurrahman b. Semüre ile Abdullah b. Âmir, Hz. Hasan’a (r.a.) hilâfet arzusundan vazgeçtiği takdirde, kendisine her istediğinin verileceği ve tüm tekliflerinin kabul edileceği garantisini verdiler. Bu şartlarda Şam heyeti ile Hz. Hasan (r.a.) arasında yapılan görüşmeler sonucunda hilafetin teslimi şartıyla bir barışa ulaşıldı.

Hz. Hasan’ın (r.a.) Muaviye ile anlaşma yapmak suretiyle halifelikten feragat etmesi, onun tenkit edilmesine ve ağır ithamlarla karşı karşıya kalmasına sebep olmuştur. Bu hususta kendisine en fazla itiraz edenler, kardeşi Hz. Hüseyin (r.a.) ile Abdullah b. Cafer’dir (r.a.). Nitekim Hz. Hüseyin (r.a.) onun, bu yaptığının babalarının davasını yalanlamak olduğunu söylemiş, Hz. Hasan (r.a.) da, kendisinin bu işin mahiyetini herkesten daha iyi bildiğini söyleyerek kardeşini susturmuştur. Kûfeliler de Muaviye (r.a.) ile anlaşma yapmış olması sebebiyle, Hz. Hasan’ı (r.a.) ağır bir dille tenkit etmişlerdir. Ancak halîfe taraftarlarının bu tür sözlerini de itibara almamıştır.

Hz. Hasan (r.a.) ile Şam heyetinin hilâfetin devri konusunda anlaşmalarından sonra, Muâviye (r.a.) ondan ve Iraklılardan biat almak üzere Kûfe’ye geldi. Halkın huzurunda ilk önce Hz. Hasan (r.a.), sonra da başta kardeşi Hz. Hüseyin (r.a.) olmak üzere Ehl-i Beyt mensupları, daha sonra da bölge halkı yeni halîfeye itaatlerini bildirdiler. Hz. Hasan’ın (r.a.) hilâfeti Muaviye’ye (r.a.) ne zaman devrettiği konusunda kaynaklarda farklı bilgiler mevcuttur. Bu konuda en fazla tercih edilen görüş ise, biatin hicretin 41. yılı 25 Rabîulevvel (29 Temmuz 661) tarihinde gerçekleştiği şeklindedir. İslâm tarihçileri iki taraf arasında akdedilen bu anlaşmadan dolayı hicretin 41. yılı (M.661) “cemaat (birlik) yılı” olarak isimlendirilmiştir.

Hz. Hasan’ın (r.a.) Muaviye’ye (r.a.) halifeliği hangi şartlarda devrettiği konusunda kaynaklarda çok çeşitli ve farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Bunlar arasında öne çıkanlar ise intikam için Iraklardan hiç kimsenin tutuklanmayacağı; daha önceden işlenmiş suçların tamamının affedileceği; Ahvaz’ın haracı yıllık olarak kendisine ödeneceği, Kardeşi Hüseyin’e 2 milyon dirhem tahsis edileceği; Hz. Ali’ye ve Ehl-i Beyt’e kötü söz söylenmeyeceği gibi hususlardır. Hz. Hasan’ın (r.a.) hilâfeti devretmek için ileri sürdüğü bu şartlara Muaviye (r.a.) tarafından büyük oranda riayet ettiği görülür.

Hz. Hasan (r.a.), Muaviye’ye (r.a.) biatten sonra kardeşi Hz. Hüseyin (r.a.) ile birlikte Kûfe’yi terk ederek Medine’ye gitti. Bu şekilde ülkenin yeni başkenti de Kûfe’den Dımeşk’e intikal etmiş, İslâm tarihinde Hulefâ-i Râşidîn dönemi bitmiş Emeviler asrı başlamış oldu.

Muaviye’ye (r.a.) biat eden Hz. Hasan (r.a.) daha sonra ailesiyle birlikte Medine’ye giderek hayatının geri kalan kısmını burada siyasî hadiselerden uzak bir şekilde tamamladı. 28 Safer 49 (7 Nisan 669) tarihinde vefat etti. Vefatından önce kardeşi Hz. Hüseyin’e (r.a.) Rasûlüllah’ın (s.a.s.) yanına, bu mümkün olmadığı takdirde Cennetü’l-Baki’de defnedilmesini vasiyet etmiş, ancak başkentteki Emeviler ilk teklifini kabul etmemişler, bunun üzerine naşı Cennetü’l-Baki’de annesinin yanına defnedilmiştir.

Hz. Hasan (r.a.) halim selim, sakin, vakarlı, savaştan, siyaset ve hususiyle de fitneden kaçınan bir yaratılışa sahipti. Doğrudan Hz. Peygamber’den (s.a.s.), anne ve babasından on üç hadis rivayet etmiştir. O, bazı âlimler tarafından Raşid Halifelerin beşincisi olarak kabul edilir.

Not: Bu yazı, Diyanet  Aylık Dergi Mart 2008 sayısında yayınlanmıştır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eighty nine − = eighty two