Faiz ve Zina Azap Getirir

Faiz ve Zina Azap Getirir Güvenilir hadis kaynaklarından Hâkim’de, Taberanî’de, Beyhakî’de yer alan ve mealini zikrettiğim hadis-i şerif hepimizi, bilhassa idarecilerimizi uyarmaktadır. İbn Abbas radiyallahuanh, Resulullah sallallahu aleyhi vesellemin şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: “Bir beldede zina ve faizcilik yaygın hâle gelirse o beldenin halkı Allah’ın azabını hak etmiş olur.

riba-zina

Türkiye’mizin şu hâline bakınız: faiz yaygın hâle gelmiş, doğrudan doğruya veya dolaylı olarak. Ben faiz almam ve vermem diyen Müslüman bile dolaylı şekilde faizin tozuna, çamuruna bulanmış vaziyette. Namaz kılıyoruz, cebimizde faizli banka paraları. Vicdanımız sızlamıyor. Zina meselesine gelince ayrı bir felaket. Mim Kemal Paşa, İsmet Paşa, Celal Bayar, hatta 12 Eylül askeri darbe rejimlerinin ceza kanunlarında bile suç olan zina, artık suç olmaktan çıkartılmış. İşte Resulullah sallallahu aleyhi vesellem Efendimiz bu iki büyük günah ve zulüm bir toplumda yaygın hâle gelirse, onlar Allah’ın azabını hak etmiş olurlar buyuruyor.

Bu uyarı ağaçlara, taşlara, dağlara, ovalara, denizlere, ırmaklara değil biz Müslümanlaradır. İbret alıyor muyuz? Heyhat!

Kur’ân-ı Kerim, ribâcıların Allah’a ve Resul’üne savaş ilan etmiş olduğunu bildiriyor.

Yazık ki, bazı ilahiyatçılar “düşük faizli mesken kredisi almak caizdir” diye bâtıl fetvalar veriyorlar.

Düşük kredi nedir? Yüzde olarak küçük görünür ama beş on senede büyük bir rakam oluşur.

Ribâ üzerine kurulu bir ekonomik sistem, bir İslâm ülkesine ve toplumuna felaket, belâ, azap getirir… Bu iki kere iki eder dört kadar sağlam dini bir bilgidir.

Faizin İslâm’da sadece alınması ve verilmesi yasak kılınmamış, vasıta olanlar, hesabını tutanlar bile lanetlenmiştir.

Ahir zamanda zina ve binanın çoğalacağı bildirilmiştir. Zamanımızda göklere ser çeken çok acayip binalar yapılmaktadır. İslâm medeniyeti ve kültürü yüksek binaları hoş görmez. Resulullah Efendimiz, Medine’de süslü bir bina yapan sahabenin selamını almamıştır. Binanın süslü kısmını yıktırdıktan sonra almıştır. Bu da muteber hadis kitaplarımızda yazılıdır.

Başta İstanbul olmak üzere, büyük şehirlerimizde gökdelenler inşa edilmeye başlandı, devletin gökdelen inşaatıyla ilgili doğru dürüst talimatı bile yoktur. Yarın beklenen İstanbul depremi olduğu vakit bu binalar ne olacaktır?

Müslüman bir toplum Allah’ın ve Resulullah’ın yasakladığı çirkin günahları, suçları; açıkça, açıkta, küstahça işlerse oraya azap iner, azap inince genel iner. Kendilerini suçsuz sananlar da belalarını bulur.

Birtakım sofular, dindarlar münker işleri engellemeye çalışmazlar, bunları yapan Müslümanları uyarmazlarsa, onlar da suçlu olur.

Faiz alıp vermek, zina yapmak nasıl büyük suçsa nehy-i münkeri terk etmek de suçtur, günahtır.

Riba ve zina ile nasıl mücadele edebiliriz?

Ulemadan bir zata veya bir heyete riba ve zina aleyhinde çok kısa, çok uyarıcı, tokat gibi  bir risale yazdırılır. Bu risale gözden geçirilir ve bir milyon adet bastırılarak halka dağıtılır. Tabii ki bu yeterli olmaz ama hiç olmazsa bir şey yapılmış olur.

Bu hizmeti kim yapacak? Diyanet mi? Tekrar heyhat diyeceğim…

Türkiye Müslümanlarını tehdit eden bazı büyük günahlar, büyük suçlar, büyük gafletler şunlardır:

  1. Riba ve zina.
  2. Beş vakit namazın halkın büyük kısmı tarafından yitirilmesi.
  3. Müslümanların tek bir ümmet olmaktan çıkıp bin kadar birbirinden kopuk parçaya, hizbe, İslamcılığa ayrılmış olması.
  4. İcazetli İslâm ulema ve fukahası yetiştiren Medâris-i İslâmiye’nin kapalı bulunması.
  5. Lüks, israf, gösteriş, saçıp savurma.
  6. Kadınların büyük kısmının açılıp saçılması.
  7. Dinin, Kur’ân’ın, mukaddesâtın sömürüye, şahsi veya siyasi nüfuz ve menfaate alet edilmesi.

Ribâyla, zinayla, israfla çeşitli azgınlıklarla ve beyinsizliklerle nereye gidiyoruz? Bu yol bizi necâta, felaha, ebedî mutluluğa mı götürüyor? Yoksa felakete mi?

Başta ulema, fukaha, meşâyıh ve ziyalı Müslümanlar olmak üzere bilenlerin bilmeyenleri uyarması, aydınlatması, bilgilendirmesi gerekir. Onlar bu hizmet ve vazifeyi yapmazlarsa sorumlu olacaklardır.

Okur-yazar Müslüman bir gazeteci olarak elimden geldiği kadar lisanla emr-i mâruf ve nehy-i münker yapmakla yükümlüyüm. Bu yazı bu amaçla kaleme alındı.  Hiç kimse etkilenmese, kaale almasa, önem vermese bile vazifemi yapmış olurum.

Mehmed Şevket Eygi
Milli Gazete

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

eighty six − eighty three =