Dinimizde Anne Baba Hakkı

anne-baba-hakkı

Dinimizde Anne Baba Hakkı

Anne Baba Hakkı Dinimizce Çok Önemlidir. Konu ile alakalı Adıgüzel Muhammed Mustafa sav efendimiz bir hadisi şerifinde şöyle buyurmuşlardır.

Kim anne babasına veya onlardan birinin yaşlılığına ulaşır da günahları bağışlanmazsa, Allah onu hayırdan uzaklaştırsın.” Anne baba evlat için Allah rızası kapısının anahtarıdır. Nitekim Efendimiz s.a.v. anne babanın duası hakkında şöyle buyurmuştur:“Kelime-i şahadet ve anne babanın duası hariç, her şeyle Allah arasında bir perde  vardır.” (Tirmizî)

anne-baba-hakkı

Bismillah:  “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır.” (Lokman, 14)

Ana Babaya Karşı Hak ve Sorumluluklar

Ana-babaya ve aile içerisinde bulunan dede ve nineler gibi büyüklere karşı saygı, aile huzur ve mutluluğunun olmazsa olmaz koşullarından biridir. Ana-babaya saygı, itaat ve iyilik yapma konusunda Kur’an-ı Kerim’de; “Biz insana, ana-babasına iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Çünkü anası onu nice sıkıntılara katlanarak taşımıştır.” (Lokman, 14); “Biz, insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik.” (Ankebût, 8) denilmiştir. Hz. Peygamber Efendimiz de özelikle annelere karşı daha büyük bir sevgi, saygı ve merhameti tavsiye etmiş ve “Cennet, annelerin ayağı altındadır.” (Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, I, 335); “Allah size, annelerinize itaatsizliği… haram kıldı.” (Buhârî, Edeb, 4) buyurmuştur. Anaların aile içindeki önemleri hakkında pek çok atasözümüz bulunmaktadır. Bunlardan bazıları şöyledir: “Yuvayı dişi kuş yapar”, “ana başa tac imiş, her derde ilaç imiş”, “ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz”, “ağlarsa anam ağlar, gerisi yalan ağlar”, “ananın bastığı yavru incinmez”, “dilsizin dilinden anası anlar”, “analı kuzu, kınalı kuzu”, “anasız ev, kuşsuz yuvaya benzer.”

Çocukların ana-babalarına karşı yapacakları görevlerin başında onların maddi ihtiyaçlarını karşılamak gelir. Bu görev, ahlaki olduğu kadar hukuki bir sorumluluktur. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de, “Sana (Allah yolunda) ne harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Maldan harcadığınız şey, ana-baba, yakınlar, yetimler, fakirler ve yolcular için olmalıdır.” (Bakara, 215) buyrulmuştur. Hz. Peygamber Efendimiz ise, “Ana-babası veya onlardan birisi yanında ihtiyarladığı hâlde, cennete giremeyip cehennemi boylayan kimse”ye “yazıklar olsun!” (Müslim, Birr, 9) demiştir. Hele hele ana-babaya karşı kaba ve kötü söz söylemek, İslam tarafından kesinlikle yasaklanıp haram kılınmıştır. Bu konuda Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine “öf!” bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek alçakgönüllülükle üzerlerine kanat ger ve: “Rabbim! Küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!” diyerek dua et.” (İsrâ, 23–24)

Diğer taraftan, yalnızca ailemiz içerisindekilere değil, komşularımız ve toplumumuz içerisinde bulunan büyüklere ve yaşlılara karşı da ayrı bir saygı, özen ve dikkat göstermeliyiz. Yüzleri buruş buruş, elleri kırış kırış, belleri büklüm büklüm, dizlerinde derman bitmiş, kiminin gözlerinin feri gitmiş, kiminin pırıl pırıl, her biri yumuşacık bir sese ve sevgiye hasret, hayatlarını evladı ayaline adamış, yüreklerinde nice acı ve sevinçler gizlemiş ve bilmem kimlerin yollarını gözlemiş olan yaşlılarımıza karşı daima saygılı olmalıyız. Onların gönüllerini hoş tutmalı, onlara karşı sabırlı, şefkatli ve merhametli olmalı, onlardan şikâyet etmemeli, onların bilgi, görgü, tecrübe ve birikimlerinden yararlanmaya çalışmalıyız.

Gençlik de yaşlılık da bu dünya hayatının tabii süreçleridir. Kur’an-ı Kerim’de, “Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah’tır.” (Yasin, 68) buyrulmuştur. Peygamber Efendimiz küçüklere sevgi ve büyüklere saygı gösterilmesi, özellikle de yaşlılara karşı şefkat ve merhametle davranılması konusunda ümmetine pek çok tavsiyelerde bulunmuş ve şunları söylemiştir: “Küçüklerimize merhamet etmeyen ve büyüklerimize saygı göstermeyen bizden değildir.” (Tirmizî, Birr, 15; Ebû Davûd, Edeb, 58); “Yaşlılara saygı gösterip ikramda bulunmak, Allah’a saygıdandır.” (Ebû Davûd, Edeb, 20, 23); “Genç bir kişi, yaşından dolayı herhangi bir ihtiyara hürmet ederse, Yüce Allah da yaşlandığı zaman o gence hürmet ve ikram edecek kimseleri mutlaka bahşeder.” (Tirmizî, Birr, 74, 75); “Siz ancak zayıflarınızın duası sayesinde yardım görür ve rızıklandırılırsınız.” (Buharî, Cihad, 76; Nesai, Cihad, 43) Aile, toplumun özü ve çekirdeğidir. Ailenin temel görevi; insan neslinin devamını sağlamak, toplumun kültür ve değerlerini koruyup yaşatmak ve gelecek nesillere aktarmaktır. İnsan neslinin devamı ve nesebin muhafazası ancak aile müessesesinin kurulması ve meşru bir biçimde işlemesiyle mümkün olabilir.

Not: Bu yazı, Diyanet  Aylık Dergi Kasım 2009 sayısında yayınlanmıştır

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+ fifty nine = sixty nine

Pin It on Pinterest