Lawrance Kimdir

Lawrance Kimdir 

Mustafa Özcan, Milli Gazete

100 yıl önce Arabistanlı Lawrance olarak takdim edilen, bilinen İngiliz ajan Yarbay Thomas Edward Lawrence, Büyük Arap Devrimi denilen Osmanlı karşıtı (İttihatçılar bahane edilerek) ayaklanma sırasında Arap kabilelerini Osmanlı’ya karşı ayartmış ve kanlarına girmişti. Bu süreçte birçok Arap lider Arap milliyetçiliği adına ve Osmanlı veya İttihatçılık düşmanlığı adına Lawrance tarafından devşirilmişti. Lawrance’in devşirmeye muvaffak olduğu en önemli aile ve sima ise Hicaz Emiri Şerif Hüseyin ve oğulları idi. Böylece Büyük Arap Devrimi denilen esasında isyandan ibaret olan kalkışmanın fitili Lawrance tarafından ateşlenmişti. Lawrance ayartmış İngiltere’nin Mısır Temsilcisi Mac Mahon ise kandırmıştı. Gizli mektuplaşmaların neticesinde İngiltere’nin Mısır Yüksek Komiseri Mac Mahon ile Hicaz Emiri Hüseyin bin Ali (Şerif Hüseyin) arasında 1917 yılında gizli bir mutabakat kayıt altına alınmıştır. İngiltere tarafından Araplara, Osmanlı Devleti ile savaşmaları halinde bağımsız bir Arap Krallığı hatta imparatorluğu kurulacağı vaadedilmiştir. Ancak bölgede istediğini alan İngiltere, Şerif Hüseyin’e verdiği sözü tutmamış ve ona karşı ayaklanan Suudi ve Vahhabilere destek vererek Şerif Hüseyin’i saf dışı bırakmış, sürgüne göndermiştir. Esasında ondan önce Birinci Lawrance MR. WILFRID BLUNT isimli bir İngiliz sergüzeşttir. 1881 yılında İngilizlerin Mısır’ı manda altına almaları ve işgal etmelerinin zeminini hazırlayan Birinci Lawrance, Mr. Wilfrid Blunt isimli şahıstan başkası değildir.

Lawrance-israil

 

Mr. Wilfrid Blunt, Cemaladdin Afgani ve Muhammed Abduh’un hatırlı dostları arasındadır. Aynı zamanda Ahmet Urabi Paşa’nın da fikir babası idi. Ahmet Urabi Paşa bu üçlü tarafından kışkırtılmış veya en azından cesaretlendirilmiş ve ayaklanmaya itilmiştir. Bunun üzerine Urabi Paşa isyanı İngiliz işgalinin hazırlayıcısı veya bahanesi olmuştur. İngilizlerle girmiş olduğu çatışmaları kaybetmiş ve Mısır bu suretle İngilizlerin eline düşmüştür. Hidiv İsmail ve Urabi Paşa Mısır’ı Türklerden kurtarayım derken İngilizlerin kucağına itmişlerdir. Bunun arkasında Mithat Paşa da vardır. Bundan dolayı Ahmet Emin, Islah Liderleri (Zuamau’l Islah) adlı kitabında bütün bu zümreyi bir araya getirmiştir. Polonyalı Müslüman araştırmacı ve yazar Ataullah Bogdan Kopański’nin bu yönde mühim bir tespiti vardır. Ceditçiler veya reformistler için şu tespiti yapar: Ceditçiler nerede olurlarsa olsunlar İslam dünyasını hezimetten hezimete sürüklemişlerdir.

 

 

İngilizler önce 1881 yılında Mısır’a girmişler ardından da Birinci Dünya Savaşıyla birlikte büyük yağma planı doğrultusunda bölgeyi tamamen işgal etmişlerdir. Bir taraftan Şerif Hüseyin ve oğullarına söz verirken ve onları Lawrance tarafından avlarken, ayartırken diğer taraftan da Fransızlarla birlikte bölgenin paylaşımı noktasında mutabakata varmışlardır. Güya bu süreçlerde sadece Araplar kandırılmamış aynı zamanda Lawrance de kandırılmış ve bu yüzden bunalıma girerek meçhul bir biçimde terk-i hayat etmiştir. Mr. Wilfrid Blunt da kandırıldığı kanaatindedir. Onların kandırıldığına inanmamız için çok iyi niyetli ve piri pak olduklarını düşünmemiz lazım. Heyhat! Buna dair bir kayıt veya karine var mı? Yok. Adamlar şeytanın cirit attığı yerlerde geziniyorlardı. Cenab-ı Hak da şerif Hüseyin ve oğullarını maksatlarının aksiyle tecziye etmiştir. İhanetleriyle kalakalmışlardır. Şimdi Batılılar bölgede Şiilerle ve Kürtlere özel bir önem veriyorlar. Suriye meselesini Kobani meselesine indirgediler. Dolayısıyla bölge Şiiler ve Kürtler ve IŞİD manivelasıyla yeniden dizayn ediliyor veya kurgulanıyor. Bunun için de yeni Lawrance’lere ihtiyaç var. Birinci Dünya Savaşının paylaşımı sırasında Arap veya Arabistanlı Lawrance’den bahsediliyordu. Şimdi devreye `Kürt Lawrance’ler giriyor. Yeni paylaşım döneminin eşiğinde `Arap Lawrance’lerin yerini `Kürt veya Kürtçü Lawrance’ler alıyor. Üçüncü dönemin Lawrance’leriyle karşı karşıya bulunduğumuz bir süreçteyiz.

Nevzuhur Lawranceler
Mustafa Özcan

Günümüzde gazeteci, yazar, siyasetçi kılığına girmiş bir sürü Lawrance müsveddesi var. Bunların ortak yönlerinden birisi Kürt lobiciliği yapmaları veya azınlıkların hamisi, sözcüsü kesilmeleridir. Londra’da yaşayan Suriyeli Züheyr Salim’in ifade ettiği gibi, bunlar Suriye meselesini Mesih dilini konuşan son Hıristiyan topluluğun yaşadığı Malula’ya indirgiyor ama kimyasal silahlarla ölenlerle hiç ilgilenmiyorlar bile. Ya da Suriye meselesini Kobani meselesinden ibaret görüyorlar. Hatta Kobani’nin düşmesi halinde Üçüncü Dünya Savaşı’nın patlak vereceğini tasavvur edenler var. Sözgelimi İngiliz gazetesi Mirror şöyle bir başlık atabiliyor: “ISIS: Terror experts fear ‘World War Three’ if Kobane falls to Islamic State/ Uzmanlar uyarıyor: Kobani IŞİD’in eline düşerse Üçüncü Dünya Savaşı patlak verebilir.” Musul düşüyor kimsenin kılı kıpırdamıyor. Sanaa düşüyor yine oralı olan yok. Kobani düşünce dünya savaşı çıkıyor! PYD ve PKK’nın kerameti nedir? Buna mukabil IŞİD, Kobani’ye PYD ve YPG’nin gelecekteki Haçlı saldırılarının hazır destek kıtası olacağı için saldırdığı açıklamasında bulunuyor. Kendine göre önleyici bir operasyon. Mahmut Muhammed Şakir’in dediği gibi üç boyutlu bir saldırıdan bahsetmek mümkündür. Bunlardan birisi oryantalist saldırıdır. İkincisi ise misyonerliktir. Üçüncüsü de sömürgeciliktir. Misyonerlik ve oryantalizm sömürgeciliğin keşif kolları ve araçlarıdır. Sömürgecilik ajanlarına ise Lawranceler diyoruz. Bunlardan birisi olan ve Danielle Mitterrand’ın yerini dolduran Fransız filozof parçası Bernard Henri Levi, Kobani’nin düşmesi halinde Türkiye’nin NATO’dan atılması gerektiğini savunuyor. Demek ki NATO PKK’yı korumak ve kollamak için var. Beğenmiyorlarsa NATO’ya Kürtleri alsınlar. Zaten fiiliyatta onları Türkiye’nin yerine ikame etmiş bulunuyorlar. Haçlı-Siyonist kırması Levi Türkiye’nin Avrupa’daki geleceğinin de Kobani’ye bağlamaktadır.
*
Bu Siyonist çocuğu Kürt Lawrance’i Levi’nin açıklamalarını, IKBY’nin bağımsızlık ilan etmesi halinde İsrail’in ilk tanıyan ülke olacağına dair İsrailli liderlerin açıklamalarından bağımsız değerlendirmek mümkün mü? Elbette değil. İslam dünyasını bölmek parçalamak daima İsrail ve hamilerinin lehinedir. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry IŞİD’e karşı oluşlarını onun bölücülük vasfı taşımasına bağlamıştır. Bunun iki gerçek nedeni olabilir. Doğru ya da yanlış bir İslami klişe taşıması ve onun dışında İslam adına devlet ilanıdır. IŞİD’in bölücülüğü kırmızı çizgi oluyor da 1992 yılından itibaren ABD’nin Kürtleri bölünme yönünde teşvik etmesi, ayartması neden aynı kapsama veya suç kapsamına girmiyor? Kerry suçladığı şeyi yapıyor. Demek ki, Kürtlerin bölücülüğü IŞİD’in bölücülüğünden farklı. Zira onlar övündükleri gibi bölgede seküler bir eğilimi temsil ediyorlar. Laik yapıları da sol fikriyatıyla entegre olmalarından kaynaklanıyor. Bu durumda ABD solcu Kürtlerin bölücülüğüne razı ama doğru yanlış ortaya İslamcı bir kimlikle çıkan IŞİD’in bölücülüğüne razı değil. ABD bunu hep yapıyor. Sözgelimi Sudan’ı parçalayan süreci sahiplenen ABD olmuştur. Güneyin kuzeyden ayrılması sürecine kirvelik yapmıştır. IŞİD olunca gaza değil frene basıyor.
*
Belalımız Danielle Mitterrand’ın mirasını devralan Bernard Henri Levi ismindeki filozof kılığındaki soytarı, kılıksız Fransız Lawrance 2011 yılında da Bingazili devrimcilerle temas kurmuş ve Sarkozy ile temaslarını sağlamıştı. Neye karşılık? Kaddafi’den kurtulduktan sonra yeni dönemde İsrail’i tanıyacakları sözüne karşılık. Görüldüğü gibi Lawranceler bölgede cirit atıyorlar. Bernard Henri Levi Bosna’da karşımıza çıkmış sözde Boşnakların hamiliğini yapmıştı. Ardından Libya’da İsrail-Fransa ortaklığı namına harekete geçmiştir. Şimdi ise başımıza Kobani havarisi veya kahramanı kesildi. Türkiye üzerinden Kürtlerin hamisi pozisyonunu ihraz etmek istiyor. Bizim sırtımızdan Kürtçülere patron olacak. Bunun ekmeğini yiyecek. Kürtçülerle senli benli olan Alman Lawrance Claudia Roth da Türk yetkililerinin PKK ile IŞİD’e aynı kefeye koymalarına çok bozulmuş, pek içerlemiş. Demek ki PKK’ya onların gözüyle ve penceresinden bakacağız. Onlar Kobani’yi Diyarbakır’dan bir önceki PKK kalesi yapma azmindeler. Orada paralel başkent rüyası görüyorlar. İçerideki mankurtlarla birlikte Türkiye’nin altını oymaya çalışıyor. Bizi kazansak da kaybedeceğimiz bir savaşa sürüklüyorlar.

Yeni dönemin Lawranceleri
Mustafa Özcan
1917 yılında Edmund Henry Hynman Allenby muzaffer olarak Kudüs’e girerken iki yanında bir değil, iki Lawrance halkalanmıştır. Bu Sykes Picot mutabakatını da göstermektedir. Bu Lawrance’lerden birisi bildiğimiz İngiliz asıllı Lawrance idi. İkincisi ise Fransız Lawrance diyebileceğimiz Louis Massignon adlı tanınmış müsteşriktir. Louis Massignon İkinci Vatikan Konsili’nin hazırlayıcılarından birisidir. Bir taraftan Hıristiyan-Müslüman yakınlaşmasını sağlamaya çalışırken diğer taraftan da Şalom-Selam beraberliğini (Yahudi-Müslüman kardeşliği!) temin etmeye çalışmıştır. Her ikisi de tanışmış, yazışmış ve dost olmuşlardır. Hatta yağmacılık kardeşi olmuşlardır. Massignon, Lawrance’in Fransız karşılığıdır. 1990’lı yıllarda ise onların yerini bir üçlü almıştır. Elbette aranırsa daha fazlası veya dörtlüler de bulunabilir. Pravda’nın Ortadoğu temsilcisi olan, sonrasında başbakanlığa kadar yükselen Yevgeni Primakov ile Fransız karşılığı Le Monde Ortadoğu muhabiri Eric Rouleau üçlünün ikisidir. Onun ötesinde Esat ailesinin özel dostluk kuran ve son ana kadar Esat hanedanlığının düşmesine karşı çıkan İngiliz Patrick Seale üçüncüsü sayılabilir. Bunlara dönemlerinin Lawrance’leri diyebiliriz. Fransız Lawrance olan Massingnon, Birinci Dünya Savaşı sırasında Fransız gizli servisi `2ième Bureau’sunda mütercim olarak çalışmıştır. Demek ki bir şekilde İngiliz Lawrance ile benzeri bir misyon üstleniyordu.
Özal döneminde Eric Rouleau, Fransa’nın Ankara büyükelçiliğine atanmıştır. Çetin Altan bir yazısında onunla dostluklarına değinmiş özel yaşamlarını paylaşacak kadar kendisiyle senli-benli olduklarını ifade etmiştir. Nedense Ankara elçiliği sırasında ikili birbirinden uzak durmuştur. Çetin Altan’ın yazısından anlaşıldığı kadar Eric Rouleau, bu mesafe alışını dostunun `çenesi düşüklüğüne’ bağlamaktadır.
***
Günümüzde ise siyasi Lawrance’lerden bahsetmek mümkündür. Bunlardan birisi Putin müptelası olan Jirinovski’dir. Türkiye ile özel olarak ilgilenen Vladimir Jirinovski, Türkiye’yi tarassut altına alan Rus politikacılardan birisidir. Onun liberalliği ile Hollanda Özgürlük Partisi Kurucusu Geert Wilders’in özgürlükçülüğü arasında pek bir fark bulunmuyor. Günümüzdeki siyasi Lawrance’lere gelecek olursak: Bunların başında belalımız Claudia Roth’u saymamız icap eder. Jirinovski’nin Alman ve kadın versiyonu. İran ekseniyle (Berlin Büyükelçisi Ali Rıza Şeyh Attar, Nuri Maliki) senli benli ve PKK’cı Kürtlerin ise hamisi pozisyonundadır (ncr-iran.org/en/news/iran-a-world/12909-iranian-regimes-envoy-describes-his-common-ground-with-claudia-roth). Türkiye’de de `anamız Kürtse babamız Ermeni’ diyen Sırrı Sakık ile kol kola samimi halde görünüyor. Bu tablo aklınıza Lawrance ile Şerif Hüseyin’in çocukları Faysal ve ötekileri getirmiyor mu? Faysal Hüseyin de Siyonist liderlerle yazışmalarında veya görüşmelerinde onlara amca çocukları diye hitap etmiştir. Onlarla amca çocukları olan Türklerle bir şey olmuyor tabii. Din bağı falan kalmıyor. Dini bağlılığı ifade eden `vela ve beraa’ yön değiştirmiş oluyor. PKK uzantıları Yezidilere kardeş ve İslamcılara düşman muamelesi yapmıyor mu? Emir I. Faysal ve Chaim Weizmann 1918’de vicahi olarak görüşmüş, ardından bir yıl sonra da Filistin’in Yahudilere devrine müteallik bir anlaşmaya varmışlardı.
***
Lawrance ile Arap asiler ve Faysal ile Weizmann’ın görüşmelerinde olduğu gibi Sırrı Sakık ile Claudia Roth da çok samimi pozlar vermektedirler. Tarih bu yönüyle tekerrür ediyor. Claudia Roth nedense Kürtlere hami kesilirken Türkiye’ye ise zehir zemberek. Hep kriz merkezlerinde dolaşıyor, görünüyor. Gezi Parkı ve Kobani en son görüldüğü yerler arasında. Onun dışında Ahmet Türk ve Sırrı Sakık ile kırk yıllık ahbap gibi. 100 yıl önce Arapları ayartanlar şimdi Kürtler için devrede. Araplar gibi Kürtler arasında da buna teşne çok sayıda isim ve sima var. Bu Kürt siyasiler rol peşinde koşarken Roth gibiler de rol dağıtıyorlar.
kaynak: milli gazete, Mustafa Özcan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

− three = four