HZ. MUHAMMED’İN TİCARİ HAYATI

Hz. Peygamberin-ticari-hayatı

HZ. MUHAMMED’İN TİCARİ HAYATI

Allah Rasulü (s.a.s.), nübüvvetten önce ve sonra ailesinin geçimini sağlamak amacıyla ticaretle uğraşmıştır. O, bir tacir olarak da Müslümanların uyacakları güzel bir örnek olmuştur.

İslam’ın doğduğu Mekke’de insanların temel geçim kaynakları ticaretti. Zira Mekke’nin etrafı, tarıma elverişli olmayan dağlarla çevriliydi. Yüce Allah, ekin bitmeyen bu yerde yaşayan Kureyşlilere geçim kaynağı olarak ticareti ihsan etmişti. Hicaz’ın değişik bölgelerinden gelen insanlar, hac döneminde kurulan panayırlarda ve diğer zamanlarda pazarlarda alışveriş yaparak ihtiyaçlarını karşılarlardı.

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) nübüvvet öncesi kırk yıllık hayatı hakkındaki bilgilerimiz sınırlı olmakla birlikte, onun gibi bir insanın vaktini boş geçirdiğini düşünmek doğru olmaz. Kaldı ki, ge- çim imkânlarının oldukça sınırlı olduğu bir yerde insanın herhangi bir iş yapmadan hayatını idame ettirmesi de mümkün değildir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), gençlik yıllarından itibaren diğer birçok Mekkeli gibi imkân bulduğunda ticaretle uğraşmıştır. O, ilk ticari yolculuklarına amcalarıyla çıkmıştır. Amcası Ebu Talip ile birlikte on yaşlarındayken çıktığı Şam yolculuğu daha çok bilinir. Ancak bu yolculuğunun dışında on altı yaşlarındayken amcası Zübeyir ile Yemen’e gittiği de rivayet edilir. Allah Rasulü’nün (s.a.s.) bu yolculukta daha çok amcasına yardımcı olmak suretiyle yer aldığını söylemek gerekir.

Mekke’de ortakçılıkla ticaret yapan birçok insan vardı. Hz. Peygamber, Hz. Hatice adına bazen ücretle, bazen de ortak olarak ticaret amacıyla değişik pazarlara gitmiştir. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) ilk önemli ticari yolculuğu Hz. Hatice adına Suriye’ye yaptığı yolculuktur. Bu dönemde Mekkelilerin yaptıkları ticari yolculuklar, Yemen, Habeşistan, Irak ve Suriye gibi uzak diyarlara kadar uzanıyor; buralara götürüp satılan ve buralardan satın alınarak getirilen mallar, iyi kârlarla satılıyordu.

Hz. Peygamber’in bir tacir olarak başarısı, onun kazançlı ticaret yapmasıyla değil, sahip olduğu ve İslam toplumunda yerleştirdiği ticaret ahlakıyla ilişkili olarak değerlendirilmelidir. Onun ticaret ahlakı, ne pahasına olursa olsun, kazanç elde etmeye matuf bir anlayışı reddeder.

Hz. Hatice’nin bu yolculuk için başka bir kişiyle iki deve ücret ödemek üzere konuştuğu, ancak Ebu Talip’in kendisiyle görüşerek görevi Hz. Peygamber’e vermesini istediği ve bu görev mukabilinde dört deve talep ettiği, Hz. Hatice’nin de bu teklifi kabul ettiği rivayet edilir. Muhtemelen Hz. Hatice, Hz. Peygamber’in dürüstlü- ğünü bildiği için Ebu Talip’in daha fazla ücret talebini kabul etmiştir. Hz. Hatice, Şam yolculuğuna Hz. Peygamber’le (s.a.s.) beraber kölesi Meysere’yi göndermişti. Bu ticari sefer, çok verimli ve kârlı oldu. Meysere’nin Hz. Peygamber’de gördüğü ahlaki güzellikler, dürüstlüğü ve nezaketi ile ilgili anlattıkları, Hz. Hatice’yi oldukça etkilemiş ve evlenmek için genç Muhammed’i (s.a.s.) kendisine talip olan Mekke’nin zengin ve ileri gelenlerine tercih etmesine sebep olmuştu.

Allah Rasulü (s.a.s), Hz. Hatice ile olan ticari ilişkisini onun adına Yemen’e birkaç defa giderek de sürdürmüştür. Onun Hz. Hatice adına ikisi Hubaşe’ye ikisi Cüreş’e olmak üzere dört ticari yolculuk daha yaptığı rivayet edilir. Bunlardan başka Bahreyn taraflarına da birkaç kez gittiği zikredilir

Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Hatice ile evlendiği 25 ya- şından 40 yaşına kadar ailesinin geçimini kendi malları ve Hz. Hatice’nin mallarını yöneterek temin etmiştir. Bu çerçevede Mekke ve civarındaki pazarlara giderek alışveriş yaptığı bilinmektedir. Böylece onun ticari faaliyetleri, nübüvvet dönemine kadar devam etmiştir. Evlendikten sonra yaptığı ticari yolculukların üçü Yemen, Necid ve Necran’adır. Ticari ortaklıklar Mekke’de yaygındı. Hz. Peygamber’in (s.a.s.) de Said b. Ebi Saib isimli bir şahısla ortaklık yaptığı rivayet edilir.

Allah Rasulü’nün (s.a.s.), nübüvvet döneminde ailesinin ihtiyacını karşılamak üzere pazar ve panayırlara uğrayarak alışveriş yaptığı, yine ailesinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere deve ve koyun cinsi hayvanlar edindiği kaynaklarda zikredilir. O, pazarlara uğrayarak alışveriş yaptığı gibi buraları tebliğ için uygun ortamlar olarak değerlendirdiği için de buralarda bulunmaya önem veriyor ve böylece insanlara ilahî mesajı iletmeye gayret ediyordu.

Allah Rasulü (s.a.s.), hicret ettikten sonra Medine’de Mescid-i Nebevi’nin yanında bir pazar kurmuş ve Müslümanları ticarete teşvik etmiştir. Bu pazarda vergi alınmaması ve Muhacirlerin ticari başarıları, Medine pazarını kısa zamanda önemli bir ticari merkez hâline getirmiştir. Hz. Peygamber (s.a.s.), Medine’de bazen birisini vekil olarak görevlendirmek suretiyle, bazen de bizzat alış- veriş yapmıştır. Onun bir bardak ile bir yaygıyı açık artırma ile sattığına ilişkin rivayetler mevcuttur. (Tirmizi, Büyû, 10.)

Hz. Peygamber’in bir tacir olarak başarısı, onun kazançlı ticaret yapmasıyla değil, sahip olduğu ve İslam toplumunda yerleştirdiği ticaret ahlakıyla ilişkili olarak değerlendirilmelidir. Onun ticaret ahlakı, ne pahasına olursa olsun, kazanç elde etmeye matuf bir anlayışı reddeder.

Öncelikle Hz. Peygamber (s.a.s.), insanları çalışmaya teşvik ederek onurlu bir şekilde hayatlarını idame etmeleri için onlara rehberlik etmiştir. Hz. Peygamber, “Hiç kimse elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlısını yememiştir.” buyurur. (Buhari, Büyû, 15.) Hz. Peygamber (s.a.s.), “Doğru ve güvenilir tacir; peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle beraber olacaktır!” (Tirmizi, Büyû, 4; Darimi, Büyû, 8.) sözüyle Müslümanları ticarete teşvik ederken, ihmal edilmemesi gereken önemli bir ilke olan sadakate vurgu yapar.

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) yerleştirdiği ticari ahlakın temel ilkeleri, insanların erdemli davranışları ticari işlemlerinin bir parçası hâline getirmelerini amaçlamaktadır. O, alışveriş yaptığı kişinin güvenini suistimal etmemeye azami derecede özen gösterirdi. Ticarette en önemli zaaflardan biri olan sözünde durmamaktan özellikle kaçınırdı. Alışveriş sırasında taraflar doğruluğu esas almalı, ticarete konu olan mal hakkında doğru bilgi verilmelidir. Alıcı da malı kötüleyerek fiyatı düşürmeye ve satıcıyı yanıltmaya kalkışmamalıdır.

Hz. Peygamber (s.a.s.) alışverişte nazik olmayı tavsiye eder. “Allah, alırken, satarken ve malını anlatırken nazik olana merhamet eder.” buyurur. (Buhari, Büyû, 16.) Alışveriş ve alacağın tahsilinde müsamahakâr olunmalıdır. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurur: “Bir tacir vardı. İnsanlara borç verir dururdu. Borçluyu fakir gördüğü zaman hizmetçilerine hitaben, ‘Buna müsamaha gösterin. Allah’ın da bizlere müsamaha etmesi ümit edilir.’ derdi. İşte bu huyundan dolayı Allah o taciri müsamaha ve af eylemiştir.” (Buhari, Büyû, 18.) Hoşgörü ve müsamahayı tavsiye ettiği bir başka hadisinde ise şöyle buyurur: “Alırken ve satarken, borcunu öderken, alacağını isterken kolaylık gösterip iyi davrananı Allah cennetine koyar.” (Nesai, Büyû, 104.)

Alışverişte yeminden, hele hele yalan yere yeminden kaçınılmalıdır. Hz. Peygamber, “Yemin kazancı arttırır, fakat bereketi yok eder.” (Buhari, Büyû, 26.) buyurur.

Satıcı ölçü ve tartıya son derece dikkat etmelidir. Yüce Allah, “Ölçü ve tartıda hile yapanların vay hâline!” buyurur (Mutaffifîn 83/1.)

Hz. Peygamber (s.a.s.), sadece ticaret ahlakıyla ilgili dü- zenlemeler yapmakla kalmadı; aynı zamanda sömürü ve zulme sebep olan ticari yöntemleri ve işlemleri de ortadan kaldırarak ticaret hukukunun adalet ilkesi üzerine tesis edilmesini sağladı. Bu çerçevede kullanımı haram olan şeylerin ticareti yasaklandığı gibi, alışveriş sırasında haksız kazanca sebep olan yöntemler de yasaklanmıştır. Ticaretin meşru olması için karşılıklı rıza esastır.

Telafisi mümkün olmayan sıkıntılar doğurması muhtemel uygulamalardan kaçınılmasına dikkat edilmesi istenmiş; bu çerçevede teslim alınmayan malın satılması uygun görülmemiştir. Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.), tacirin hububatı satın aldığında tamamını ölçüp teslim almadan satılmasını yasaklamıştır. (Buhari, Büyû, 49.) Ticari rekabetin başkalarının rızkını daraltacak şekilde yapılması yasaklandığı gibi, insanların mala ihtiyaçları olduğu hâlde onu stoklayarak karaborsacılık yapılması da yasaklanmıştır

Yukarıda bazılarına değindiğimiz ilkeler doğrultusunda insanların hür iradeleriyle ticaret yapmasını isteyen Hz. Peygamber (s.a.s.), malların fiyatlarının sabitleştirilmesini de uygun görmemiş; bunu piyasaya ve İslami değerleri hayatlarında yaşamakla mükellef olan Müslü- manların vicdanına bırakmayı yeğlemiştir. Tabii burada, suistimal edilen her ilkenin yaptırıma açık olduğunu unutmamak gerekir.

Sonuç olarak Hz. Peygamber’in (s.a.s.) getirdiği dinin ticari ahlakı, sadece kazanç üzerine kurulmuş; her türlü değeri kazanca endekslemiş bir anlayışı reddeder. Ticaret ve kazançta ölçülü olmak, insanlara zulmetmemek, başkalarına zarar verebilecek, kandırma, karaborsacılık gibi ticaret şekillerinden kaçınmak, uzun asırlar İslam medeniyetinde sağlam temellere dayanan bir ticaret ahlakı geliştirilmesine imkân vermiştir. İslam’ın dünyanın uzak bölgelerine yayılması, silah zoruyla değil bu ahlaka sahip tacirlerin faaliyetleriyle gerçekleşmiştir. Ne yazık ki, günümüz Müslümanı bu evrensel ilkeleri yaşatmada ve bunları çağdaş dünyanın ihtiyaçlarına uygun bir şekilde kurumsallaştırmada ciddi zaaflar içindedir.

kaynak: Diyanet Aylık Dergisi Kasım 2014

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

thirty six − = 33

Pin It on Pinterest