19 Mayıs 1919

19 Mayıs 1919 Atatürk

Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktığı zaman gördüğü ve sonradan tasvir ettiği durum tam bir karışıklık ve dağılmışlık manzarasıdır. Onun bütün aksiyonuna hakim olan ana fikir ve “durum şuuru” işte bu manzarasıdır kaynaklanır: Önce tek bir hedef kurtuluş, ümit azim ve kararı etrafında birleştirmek, top yekün birlik ve beraberliği sağlamak, bütün siyâsi ve askerî faaliyetleri bu zemine dayandırmak Bu yapılmadıkça “Vahdet-i Milliye” temin edilmedikçe ne askeri, ne de siyâsi zaferlerin kazanılması mümkün değildir. Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 dan 23 Ekim 1923’e kadar sahip olduğu aksiyon felsefesinin hareket noktası ve ilk prensibi “Vahdet-i Milliye”dir. Cumhuriyetin temelinde de bu vardır. Bunun içindir ki Atatürk yer yer düşünülen kurtuluş çarelerinin ve bu maksatla kurulan dağınık, mahalli teşkilâtların, hatta çete savaşlarının kafi olmadığın ve maksadı gerçekleştiremeyeceğine, inanır. Nutuk’un sonunda da söylediği gibi “Millet fakr u zaruret içinde harap ve bîtâb” (Nutuk, c II, s.898) düşmüştür Yorgun, bezgin, hatta ümitsizdir. Düşman devletler sürekli tecavüz halindedir.

Padişah ve hükümet âcizdir. Üstelik açık ve gizli birtakım faaliyetlerle milli şuur felce uğratılmak, böylece yabancı müdahalesine ve manda nev’inden himayelere zemin hazırlanmak istenmektedir. Fakat ilk ümit belirtilerinden itibaren, Türk Milleti kurtuluşun hangi noktada. olduğunu hissetmiştir. Bu nokta bütün millet:in etrafında temerküz edeceği “Vahdet-i Milliyedir”Her şey buna bağlıdır. İçinde yaşanılan ‘kaotik” ve “trajik” durumlardan kurtuluş, milli mücâdelenin zafere ulaşması, onun tabiî sonucu ve kaçınılmaz tarihi akışın neticesi olan milli devletin kuruluşu, hepsi daha başta milletçe bir ve beraber olmayı şart

* Yrd. Doç. Dr., Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi ELAZIĞ

koşar. Fakat bu bütün memlekette yaygın, hakim bir aktif temayül, bir ana fikir haline gelmeden önce Türk Milletinin ruhunda ve vicdanında belirmiştir. Daha İzmir’in işgaliyle başlayan millî nümayişler, kurulan mahallî .teşekküller, hatta çete savaşları. işte bu ruhun tecellisidir. Nitekim Atatürk bunu şöyle belirtmiştir : “Yer yer efrad-ı milletimiz, yekdiğerini aramağa, bulmağa başladı. Bunun neticesi olarak teşkilât meydana geldi. Devletimizin istiklâlini mahvetmeğe çalışan ecânîb, milletimizden böyle bir ruhun tecelli edeceğine intizâr etmiyorlardı. Böyle bir milletin hakk-ı bekası olamaz, kararını ittihazda bir millet mevcudiyeti, nazâr-ı dikkate alınmadı. Milletimizin’ hadisât’ ve dârâbat neticesi olarak yer yer taazzuv etmesine ehemmiyet vermemişlerdi. Bu ehemmiyet verilmeyen parçaların müdafaa etmek istedikleri ve verdikleri karar ve bütün milletin. kabul ettiği nokta-i esasi: Kuvâ-yı Milliye’nin amil, irâde-i millîyenin hâkim olmasıdır. Ve bu teşkilatın ruhu budur (Karal, 1981, s 12-13) Burada geçen “taazzuv” kelimesinin derin bir mânâsı vardır. Atatürk sıralarda uyanan ruh halini, kollektif psikolojinin en doğru tezahürü olarak söz konusu kelime ile ifade etmiştir. Bu millete yeni bir sosyal organizma fikrinin yeniden şekillenmesi ve bütünleşmesi demektir. Zira “Kuvâ-yı Milliye’nin âmil irâde-i. millîye’nin hâkim olması ancak bu sayede mümkün olabilmiştir.

Atatürk Eylül 1919’daki bir konuşmasında bu vâkayı: “Şarktan ve Garpten yükselen sadâ-yı millet, Anadolu’nun en ücra köşesinde mâkes buldu. Binaanaleyh millî cemiyetler düşmanın esaret boyunduruğuna girmemek maksadıyla milli vicdânın azîm ve irâdesinden doğmuş yegâne teşkilat oldu.” şeklinde ifade eder. (Karal 1981 s12-13) Yine Atatürk, 22 Eylül 1919 günü Amerikalı General Harbord ile Sivas’ta yaptığı bir görüşmede, O’na millî mücâdelenin maksadını şöyle anlatmıştır: “Generale, harekât-ı milliye’nin maksat ve gayesi ve teşkilat ve Vahdet-i Milliye’nin sebeb-i zuhuru, anâsır-ı gayri müslimeye karşı olan hissiyat ve ecnebilerin memleketimizdeki menfı propagandası ve icraatı hakkında mufassalan ve müdellelen beyanatta bulundum. “(Nutuk, c.I, s.172).

General Harbord, Sivas Konresi kararına uyularak A.B.D. Senatosu tarafından teşkil edilip Türkiye’ye gönderilen bir kurulun başkanı sıfatıyla Türkiye’ye gelmişti. Bu kurul, Türkiye`de Ermeni ve manda meselesi hakkında bir rapor hazırlayıp senatoya sunmakla. vazifelendirilmişti. Bu kurulda Ermeni asıllı subaylar da mevcuttu. Atatürk bu görüşmede milli mücâdelenin sebep ve gayesini anlatmış ve bunun başta A.B. D. senatosu olmak üzere dünya kamuoyuna duyurulmasını sağlamıştır. Nitekim Emeni meselesiyle ilgili görüşmeler kongrede Türkiye lehinde neticelenmiştir. Fakat, Atatürk’ün bahsettiği teşkilat ve “Vahdet-i Milliye’nin ortaya çıkışı başka sebepler yanında ecnebilerin memleketimizdeki menfi Propaganda ve faaliyetlerine bir tepkinin de ifâdesidir.

Teşkilât-ı millîyenin gayr-ı müslîm unsura bakışsı da yine onların bu menfi gayretlerinin bir neticesidir. Bununla beraber, millî , kuvvetler karşısında ihanet içinde olanlar sadece gayrimüslimler veya Avrupa’nın menfî faaliyetlerini yürütenler değildir. Bunların yanında memleket içersindeki bazı muhteris işbirlikçiler veya ard niyetli kimseler ya bu hislerinin icabı, ya. da İstanbul Hükümetinin ve Avrupa devletlerinin kışkırtması sonucu çeşitli ayaklanmalara sebep olmuşlardır. Bu, memleket dahilindeki “Vahdet-i Milliye” yi en fazla zedeleyen âmildir. Ancak bazen teşkilâtlı kuvvetler, bazen de eşkıya hareketleri şeklinde kendini gösteren bu şahıs ve olaylara karşı sert tedbirler alınmaktan geri kalınmamıştır. Atatürk kongre öncesi Sivas’a çektiği bir telgrafta şu talimatı verir : “Telgrafhâne tamamen kontrol. altına alınacaktır. Bir zabit komutasında bir manga asker ikâmet edecektir. Vâki olduğu gibi telgrafhaneyi işgal ve memurini tazyik ederek vahdet-i meşrü’a-i milliye aleyhinde tahdiş-i ezhânı mücip ve âsâyişi muhil teşebbüsâtta bulunacak hainler kat’iyen men edilecektir. ” (Nutuk, c.I, s.254). Buda gösterir ki “Vahdet-i Milliye” nin karşısında dört mühim engel vardır: 1- İstanbul Hükümetinin faaliyetleri. 2- Avrupalıların faaliyetleri 3- Azınlıkların faaliyetleri. 4- İç ayaklanmalar. (iç ayaklanmalar üzerinde diğer üç unsurunda tesirleri vardır.)

görüldüğü üzere, bu dört engelin ki hemen hepsi teşkilâtlı kuvvetlerdirAtatürk’ün dilindeki ifadesi, en geniş mânâ ve şümulüyle “İhanet” tir.

Atatürk Milli mücâdele esnasında. “Vahdet-i Milliye” yi bu ihanete, bu bölücü unsur ve faaliyetlere karşı kuvvetlendirmeye çalışmıştır. meselâ Cemal Paşâ’ya (İstanbul Hükümet-i Harbiye nazırı) yazdığı şifre telgraflarda Milli mücâdele aleyhinde faaliyet gösterenlerin ancak Vahdet-i Milliye sayesinde bertaraf edildiğini ve edileceğini belirtmektedir: (31/I0/19I9 ) “Adapazarı: havalisinde, hükümet ve teşkilat-ı milli-ye aleyhinde cereyân eden vak’a malûm-ı sâmîleridir. Bu vak’a vahdet-i milliye’nin azmi ve hükümet-i seniyenin tedâbîr-i musibe ve kat’iyesı sayesinde bertaraf edilmiş ise de henüz oralarda tohum-ı fesat mevcut bulunmaktadır. Milletin vahdet-i karşısında, tamamen mahvü nabût olacağına şüphe yoktur. “ (Nutuk, c.I s.264 .) Görüldüğü gibi Atatürk tam bir güvenle her türlü yıkıcı ve bölücü faaliyetlerin milletin birlik ve beraberliği sayesinde yok edileceğine inanır. Fakat bir noktada bu da yeterli değildir.

Zira damat Ferit, A1i Kemal ve Sait molla tarafından tertiplenen bir melanet olarak vasıflandırdığı hareketin padişaha iletilmesini ister. Atatürk’ün bu yola başvurmasının, bu maksatla İstanbul Hükümetinin bazı üyeleriyle yazışmasının ve hadiselerden padişahı haberdar etmeleri istemesinin iki mühim sebebi vardır: Birincisi, görünüşte İstanbul erkanı ile Vahdet çarelerini aramak ve mümkün olduğu kadar iyi münâsebetleri devam ettirmektir. İkinci sebep ise, İstanbul hükümetinin sevk ve idare ettiği bazı menfi hareketlerden Padişahın haberdar olmağına inanması, padişahın meselelerden haberdar olduğu takdirde İstanbul’daki bazı zevat tarafından yürütülen provokasyonları önleyebileceği ümididir. Fakat gizli başka sebep dahâ vardır: Padişahı hadiselerden her ne suretle olursa olsun haberdar etmek buna rağmen bizzat padişah gerekli tedbirleri almazsa meydana gelecek ikilik ve çatışmadan tamamen l İstanbul’u mes’ul tutmak… Bunun neticesi olarak, İstanbul karşında Anadolu’nun vahdet ve tesânüdü daha da artacaktır. Zira Anadolu anlayacaktır ki. sadakatle bağlı olduğu padişah bile kendisine karşıdır veya hiçbir şekilde ümit bağlanacak bir kudrete sahip değildir. Hemen belirtelim ki milli mücâdele sadece dış düşmanlara karşı bir savaş değildi.

devamı

http://web.firat.edu.tr/sosyalbil/dergi/arsiv/cilt11/sayi1/247-256.pdf

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

forty four − = 36