ÜMİT ÖZDAĞ MECLİS KONUŞMASI

MHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama bütün şehitlerimiz adına Malazgirt’te PKK’lı teröristler tarafından şehit edilen Jandarma Binbaşı Arslan Kulaksız’ı anarak başlamak istiyorum. Malazgirt’te Türk askerine yönelik en son saldırı 1071’de Romen Diyojen’in Bizans Rum ordusu tarafından yapılmıştı. PKK’nın lideri Öcalan’ın Suriye’den kaçtıktan sonra Yunanistan’a girmesine neden olan, yardımcı olan Yunanlı general daha sonra askerî mahkemede yargılanırken neden yardım ettiğini şu cümleyle açıkladı: “PKK 2’nci Yunan ordusudur.” Demek ki tarihsel süreklilik devam ediyor. Ancak, bu vesileyle şehit binbaşısına sahip çıkan Muş, Malazgirt, Bulanık ve Vartolu kardeşlerimize de saygılarımı ve şükranlarımı sunmayı bir borç biliyorum.

Değerli milletvekilleri, Orta Doğu Birinci Dünya Savaşı sonunda çizilen sınırlarının yeniden tasarlandığı bir döneme girdi. Sınırların yeniden çizilmesini hâlen devam eden Orta Doğu iç savaşı sağlıyor. Orta Doğu iç savaşının ana ekseni Suriye-Irak bölgesel iç savaşı olmakla birlikte bu iç savaş Yemen, Libya ve Mısır’da da devam ediyor. Orta Doğu’da mevcut millî devletlerin yapıları parçalanacak ve bölgenin etnik ve mezhepsel fay hatları boyunca geniş devletler şeklinde örgütlenmesi yani önce bir Lübnanlaşma, sonra bir Balkanlaşma sağlanacak. Tabii ki, bu Balkanlaşma sürecinin Türkiye üzerinde de ağır etkiler ortaya çıkarması büyük bir ihtimaldir. Bu Balkanlaşma sürecinin Orta Doğu’da hâlen devam eden konvansiyonel ve gerilla savaşının bir karışımı olan hibrit savaşlar aracılığıyla gerçekleştirildiğini görüyoruz. Bu savaşın dalgalarının Türkiye’ye ağır bir şekilde vurmaya başladığına şahit oluyoruz. Artık, Türkiye’nin Orta Doğu’da yaşanan çalkantılardan en az şekilde etkilenmesi için son şansını kullandığı döneme girilmekte. Türkiye’de bugün yaşanan terör, kökleri Orta Doğu iç savaşında olan ve Türkiye’ye taşma eğilimi taşıyan bir saldırıdır. Libya iç savaşına taraflardan birisine silah sevkiyatı yapılmasına izin veren, Yemen iç savaşına müdahil olan, Türkiye-Katar Askerî İşbirliği Anlaşması çerçevesinde Katar’a terörizmle mücadele ve insani yardım amaçlarını da içeren bir görev tanımıyla askerî üs açan, Suriye iç savaşını iç meselemiz hâline getiren politikalar, Orta Doğu iç savaşını da Türkiye’ye ithal etmektedir.

 Değerli milletvekilleri, bu Orta Doğu iç savaşını anlamadan Türkiye’de terörü aşmanın yollarını tahlil etmek ve doğru politikalar geliştirmek mümkün değil. Milliyetçi Hareket Partisi, geçtiğimiz yıllarda AKP’yi birçok izlenen yanlış politika konusunda özellikle Orta Doğu ve PKK politikaları konusunda uyarmıştı. Bugün gelinen noktada Cumhurbaşkanı Erdoğan, PKK ve IŞİD’e karşı Suriye’de ve Irak’ta Türk ordusunun gerçekleştirdiği operasyonların gerekliliğini ifade ederken yaptığı açıklamada “İş çığırından çıktı.” demiştir. Bu kısa cümle, Milliyetçi Hareket Partisinin 2007’den bu yana yapmış olduğu ikaz ve tespitlerin ne kadar doğru olduğunu gayet açık bir şekilde ortaya koymaktadır. (MHP sıralarından alkışlar) İş çığırından çıkmıştı. Sayın Davutoğlu da “Artık, Türkiye bir hafta önceki Türkiye değildir, herkes ayağını denk almalıdır.” diyor. Milliyetçi Hareket Partisi 2007’den bu yana Davutoğlu’nun kastettiği bir hafta önceki Türkiye’yi eleştirmektedir. Erdoğan ve Davutoğlu işlerin çığırından çıktığını ve artık, PKK’nın ayağını denk alması gerektiğini anlamışlardır; bunu önemli görüyoruz. Ancak işleri çığırından çıkaran ve devletin ayağa düşmesini sağlayan, 2007’den bu yana izlenen PKK’yla müzakere ve 2012’den bu yana izlenen Orta Doğu politikaları olmuştur. Sayın Arınç da, biraz önce, yanlışı anladıklarını gösteren açıklamalarda bulundu; doğrusu bundan çok mutlu olduk.

Öncelikle terörle müzakerenin Türkiye’ye nelere mal olduğunu ortaya koymak zorundayız. PKK açılımı sürecinde, Hükûmet, terörist örgütle yaptığı müzakereler ve Öcalan’ın ve PKK’nın büyük ölçüde meşrulaşmasını sağlamıştır. Öcalan, bir Başbakan Yardımcısı tarafından dünyaya Kürtlerin lideri olarak takdim edilmiştir. Terör örgütü ve liderinin meşrulaşması Dolmabahçe Sarayı’nda Öcalan’ın PKK terör örgütüne yaptığı çağrıya bir Başbakan Yardımcısının refakat etmesiyle de taçlanmıştır. Bugün bunun arkasında Başbakan Yardımcısının kendisi dahi duramamaktadır.

AKP Hükûmeti, PKK’yla müzakere politikası ve terör örgütünü meşrulaştırmayı sürdürürken Türk Silahlı Kuvvetlerini, Jandarma Genel Komutanlığını, MİT’i, Emniyet Genel Müdürlüğünün ve köy korucusu gazilerin terör örgütüne karşı 1980 ve 1990’lı yıllarda yaptığı mücadeleyi her fırsatta aşağılamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin PKK’nın 1984’te başlayan bağımsız birleşik sosyalist Kürdistan kurma amaçlı terör saldırılarına karşı vatandaşlarının hayatını ve ülkenin birliğini koruma mücadelesi “güvenlikçi politikalar” adı altında yıllarca iktidarın resmî ve gayri resmî sözcüleri tarafından küçümsenmiştir. 1990’lı yıllarda PKK’ya karşı mücadele eden güvenlik kadrolarının önde gelen sembol isimleri -ki bunlar sizlerin çocukları, amcaları, kardeşleri idi- toplu katliamlar ve faili meçhul iddialarıyla AKP hükûmetlerinin açtığı yollarda yargılanmışlardır. Sonuçta bu isimlerin hepsi berat etti. Bu siyasal infaz yargılamalarının TSK ve emniyet kadrolarına büyük bir manevi darbe indirdiği ortadadır. Oysa “güvenlikçi politikalar” diye aşağıladığınız politikalar sayesinde Türkiye’nin bölünmesi projesini mahkemelerin önüne sürüklediğiniz barut kokan subaylar ve binlerce şehidimiz ve gazimiz kanlarını dökerek tarihin çöp tenekesine atmıştı.

AKP, 57’nci Hükûmetten terör örgütüyle güvenlik güçlerinin mücadelesinin Kuzey Irak’a kaydığı terörist örgütün minimize olduğu bir Türkiye devralmıştı ancak iktidara gelir gelmez “AB tam üyesi oluyoruz.” diye önce terörizmle mücadelenin altyapısını oluşturan hukuki düzenlemeleri ne yazık ki kaldırdınız, sonra da müzakere sürecini başlattınız ve müzakere sürecinin tehlikeye atılmaması adına güvenlik güçlerini terör örgütü karşısında geri adım atmaya ve alan boşaltmaya zorladınız. Güvenlik güçleri alan boşaltır, operasyonları durdurur, garnizon ve karakollarına sığınmaya zorlanırken terör örgütü her geçen gün Güneydoğu Anadolu Bölgesinde otoritesini inşa etti. AKP Hükûmeti ise devletin en temel gayesi vatandaşlarının temel hak ve özgürlüklerini korumak olan görevini bir kenara bırakarak PKK’nın bölgede vatandaşların rutin yaşamını dahi şekillendirmesine izin verdi. Terör örgütü Hükûmetin sağladığı dokunulmazlıkla örgütlenme, istihbarat, yeni adam tayini gibi çalışmalarını yürütürken, kırsaldan il ve ilçe merkezlerine doğru örgütlenerek inerken güvenlik güçlerine müdahale etmeme emri verildi. Oslo’da müzakerelerde PKK temsilcilerine PKK’yı aldığı önlemlerle rahatsız eden vali ve emniyet müdürlerini Hükûmete şikâyet edebilecekleri söylendi. PKK’yı rahatsız eden Türkiye Cumhuriyeti valileri tasfiye edilirken yerine TSK’nın operasyon taleplerini reddeden Öcalan’a çözüm sürecine sunduğu katkılardan dolayı teşekkür eden valiler atandı. (MHP sıralarından alkışlar) Terör örgütü ise müzakereleri AKP’nin sürekli taviz verdiği, örgütün ise güneydoğu Anadolu’da devlet iktidarı yanında örgüt iktidarını inşa etmek için kullandığı bir süreç olarak değerlendirdi. Erdoğan “Güneydoğu Anadolu’dan tabut gelmiyor.” dedi. Doğru, ancak teröristler en seçkin ve kahraman köy korucularını teker teker katletmeye devam ettiler. Evet, güneydoğudan tabut gelmedi ama köy korucusu kahraman kardeşlerimizin tabutları Güneydoğu Anadolu’da kaldı.

Şimdi, burada çatışmasızlığın ne kadar önemli olduğundan bahsedildi biraz önce. Siz, şehit edilen köy korucularının ailelerine bu çatışmasızlığı bir anlatın bakalım, nasıl çatışmasızlıkmış. (MHP sıralarından alkışlar) “Devlet güçleri kendisini korumasın, alanı bize bıraksın, biz öldürmeye devam edelim.” PKK’nın çatışmasızlıktan anladığı ne yazık ki budur.

Haziran 2015 seçimlerinde, PKK, Güneydoğu Anadolu’da, seçimleri -ben söylemiyorum, Van AKP ikinci sıra milletvekili adayı Profesör Doktor Ömer Çaha söylüyor- 1946 seçimleri gibi açık oy-gizli tasnif düzeniyle yapacak kadar büyük bir etkinlik kurdu. Elinde değil, ancak arkasında silah olan HDP, Güneydoğu Anadolu’da, PKK kadrolarıyla birlikte halk ve diğer partiler üzerinde büyük bir baskı kurdu.

Bugün Davutoğlu diyor ki: “Güneydoğu’da seçmeni PKK baskısından kurtarmak için oy kullanmak amacıyla köylüleri alalım toplu merkezlere götürelim orada oy kullansınlar.” Oysa çıkar yol Güneydoğu Anadolu’yu PKK’nın elinden geri almaktır, vatandaşı taşımak değil. (MHP sıralarından alkışlar) Çıkar yol ayağa düşürülen devleti tekrar ayağa kaldırmaktır. Bunun yolu, Milliyetçi Hareket Partisinin yıllardan bu yana söylediği ve 90’lı yıllarda verilen mücadelenin ispatladığı gibi tekrar terörle mücadele stratejisinin bu ülke tarafından benimsenmesidir. Ancak, bir taraftan askerlerimiz Güneydoğu’da şehit olmaya, hava kuvvetlerimiz PKK hedeflerini yok etmeye devam ederken, Cumhurbaşkanı “Açılım bitti.” derken, Sayın Davutoğlu diyor ki: “Açılım devam ediyor.” Hedef aynı fakat muhatap değişecekmiş. Tamam, bugüne kadar muhatabınızın Öcalan ve PKK olduğunu biliyoruz. Bundan sonra, herhâlde, açılımı, Diyarbakır kabzımallar odasıyla yapacaksınız! (MHP sıralarından alkışlar) Yapmayın, bu millete yalan söylemeyin; çünkü eğer müzakere gibi bir politikayı tercih ederseniz bunun zorunlu sonucu terör örgütünün muhatabınız olmasıdır.

MHP ise, Türkiye’ye, teröre karşı tüm güvenlik güçlerinin koordinesinde iyi planlanmış, eşgüdümlü yürütülecek, etkili, sonuç alıcı, entegre, stratejik bir terörle mücadele stratejisi önermektedir.

AKP hükûmetleri, PKK’nın Güneydoğu Anadolu’da, devlet iktidarı yanında terör örgütünün iktidarını inşa etmesine izin verirken Suriye’de de PKK’nın zemin kazanmasının önünü açmışlardır. Suriye’de Esat rejimini devirmeyi akılcı bir tercih değil bir tutku hâline getiren Hükûmet, Suriye politikasıyla, PKK’nın Suriye’nin kuzeyinde baskın güç olmasının önünü açmıştır.

Değerli milletvekilleri, 2011’e kadar AKP’nin Suriye politikası temelleri 57’nci Hükûmet döneminde atılan “Suriye’yle iyi ilişkiler” politikasıydı. Doğrusu, bu politika çok başarılı, çok güzel ve iyi bir politikaydı. Milliyetçi Hareket Partisi bu politikayı destekliyordu. Ancak 2012’de bu politikayı terk ettiniz ve Esat rejimini, yerine kimin geçeceği belli olmadan, devirme mücadelesine başladınız. Oysa, Suriye gibi ülkelerde rejim-devlet özdeşleşmesi olduğundan rejimin yıkılması durumunda devlet de yıkılıyor.

Bu teorik bir tespit değil. Bunu Afganistan’da gördük, bunu Irak’ta gördük. Önce Müslüman Kardeşler… Müslüman Kardeşler’in gücü yetmedi, El Nusra ve IŞİD Esat’ı devirme projesinde kullanıldılar. Bakın, bugün Uluslararası Ceza Mahkemesinin, IŞİD’i desteklemesi iddiasıyla, Erdoğan, Davutoğlu, Efkan Ala ve Hakan Fidan hakkında inceleme başlattığı haberi İnternet sitelerine biraz önce düştü. Bu, dava açılacağı anlamına gelmiyor. Türkiye Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı ve Başbakanı ve yetkilileriyle ilgili de böyle bir şeyi arzu etmeyiz. Ancak, bunun incelemeye alınmasının dahi Türkiye için ne kadar olumsuz olduğunu sizlerin de takdir ettiğini düşünüyorum.

Bu politikanız Suriye’yi Afganistanlaştırdı. Suriye’yi Afganistanlaştırırken Türkiye’yi de Pakistanlaştırdınız. Çünkü Afganistan ile Pakistan arasındaki ilişkiye bir benzer ilişki Türkiye ile Suriye arasında kuruldu. Sınırın Türkiye tarafı, AKP’nin uyguladığı politikalarla, Pakistan-Afganistan sınırının Pakistan tarafındaki devletsiz bölge benzeri bir bölgeye dönüştü. Devlet güvenlik güçleri bu bölgeden âdeta çekildi ve bu bölgenin, sınır bölgemizin terör örgütleri tarafından kullanılmasına, lojistik geçiş yolu olarak kullanılmasına izin verildi. Suriye tarafında ise PKK, IŞİD ve El Nusra’nın devletçiklerini kurduğunu hep birlikte gördük. Hatay, Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa hattının Peşaverleşmesine neden oldu bu politika. Suriye iç savaşında cephede çarpışan Selefi cihatçı gruplar Türkiye’yi eleman devşirdikleri, dünyayla irtibat kurdukları bir merkez hâline getirdiler. Şimdi Türkiye’de bir Selefi cihatçı taban oluşuyor. Ehlisünnet ve Alevi-Bektaşi geleneğinin düşmanı, bunları tekfirci olarak gören ve Suriye iç savaşında iç savaş deneyimi yetiştiren, kazanan kadrolardan bahsediyoruz. Bunun Türkiye’nin güvenliği için önümüzdeki senelerde büyük bir tehdit olduğunu, sanıyorum, sizler de biliyorsunuz, görüyorsunuz ve anlıyorsunuz.

Bu arada PKK’nın son günlerde Suriye’nin kuzeyinde ele geçirdiği alanlarda Türkmenlere ve Araplara yönelik olarak ve PKK’yı desteklemeyen Kürtlere yönelik olarak etnik bir temizlik gerçekleştirdiğini de görüyoruz. MHP Suriye Türkmenlerini, Araplarını ve PKK karşıtı olduğu için tasfiye edilen Kürt kardeşlerini unutmamıştır, unutmayacaktır, arkalarındadır.

Değerli milletvekilleri, PKK’nın siyasi kolundan söz açılınca, kısaca, bir süre önce Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin ifade ettiği bir hususu da tekrar gündeme getirmek istiyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin terör örgütü PKK’yla aynı çizgide olan siyasi kuruluşa karşı almış olduğu tavizsiz tavır bir kısım çevreler tarafından “anlaşılmaz” nitelendirilmektedir. Milliyetçi Hareket Partisinin HDP’ye karşı aldığı tavır, HDP’ye oy veren seçmenin varlığını reddetmek olarak yorumlanmaktadır. Hatta bazıları Milliyetçi Hareket Partisini HDP’yle açık-kapalı koalisyon yapmaya, değişik siyasi projeler içinde bulunmaya zorlamaktadırlar. Milliyetçi Hareket Partisi de bunu reddedince Milliyetçi Hareket Partisini Kürt düşmanlığıyla suçlayacak kadar da aymazlık içine düşmüşlerdir. Oysa Kürtler ve Zazalar bizim öz kardeşimizdir. (MHP sıralarından alkışlar)

Ancak, müzakereler sürecinde PKK’nın ve PKK yandaşı örgütlerin büyük bir meşruluk kazanmaya başladığını görüyoruz. PKK’nın meşruluğunun önündeki en büyük ve son engel Milliyetçi Hareket Partisidir. Bundan dolayı, bölücülüğü meşrulaştırmak isteyen çevreler, ısrarla Milliyetçi Hareket Partisini HDP’yle açık, kapalı koalisyon yapmaya, birlikte değişik siyaset projeleri içerisine itmeye zorlamaktadırlar.

Milliyetçi Hareket Partisinin HDP’ye karşı tavrı değişik nedenlerle HDP’ye oy vermek durumunda kalan seçmenlere karşı saygısızlığımızdan değil, PKK tarafından katledilen çoğu Kürt ve Zaza kökenli 5.800 sivil yurttaşımızın, şehit edilen 4.300 askerimizin, 225 polisimizin, neredeyse tamamı Kürt ve Zaza kökenli olan 1.400 korucumuzun, 21 gazetecimizin, 8 belediye başkanımızın, 60 muhtarımızın, 120 öğretmenimizin, 30 din adamımızın aziz ruhlarına olan saygımızdan ötürüdür. (MHP sıralarından alkışlar)

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak PKK’nın yaptığı toplam 386 toplu katliamı unutmadık ve unutmayacağız; PKK tarafından beşiklerinde öldürülen toplam 382 bebeği unutmadık ve unutmayacağız; çocukların katledilmesini “Savaşta böyle şeyler olur.” diyerek meşrulaştıran zihniyeti affetmedik, affetmeyeceğiz; askerlerimizi ve bebeklerimizi pusularda kalleşçe katleden PKK’lıları kucaklayan milletvekillerini affetmedik, affetmeyeceğiz; İstiklal Marşı’mızı söylemeyen milletvekilleriyle de uzlaşmadık ve uzlaşmayacağız. (MHP sıralarından alkışlar)

Milliyetçi Hareket Partisinin HDP’ye karşı tavrı HDP’ye oy vermek durumunda kalanlara saygısızlığımızdan değil; aksine, önemli bir kısmı Güneydoğu Anadolu’da PKK terörünün hâkim olduğu bir ortamda HDP’ye oy vermek durumunda kalan bütün yurttaşlarımıza olan saygımızdan ötürüdür. HDP’ye karşı tavrımız demokrasiye olan inancımız ve bağlılığımızın sonucudur.

Özetle; Milliyetçi Hareket Partisi ne PKK’yı meşrulaştırma çabalarına ne de HDP’yi halk vicdanında şirin göstermek için yapılan psikolojik operasyonlara mağlup olmayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi bölücülük karşısında tek başına kalsa da sonuna kadar Türk milletinin ve aziz şehitlerimizin anısına sahip çıkacak, millî vicdanın temsilcisi olmaya devam edecektir.

Son olarak HDP’nin bugün yapmış olduğu sahte barış çağrılarına da inanmadığımızı belirtmek isterim, keşke samimi olsalardı… Samimi olsalardı seçimden birkaç gün önce, Van Erciş’te, Milliyetçi Hareket Partisi seçim bürosu önünde vatandaşları terörize etmek için katledilen şehit Abdülbari Gül’ün cenazesine gider, başsağlığı dilerlerdi. (MHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Türkiye için bir diğer sorun 2 milyonu aşkın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdağ, iki dakika ek sürenizi veriyorum.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – …denetlenmesi çok zor mültecidir. Bunların ortaya çıkartacağı güvenlik sorunları önümüzdeki aylarda çok daha büyük boyutlara ulaşacaktır. Biz hâlâ AKP’nin Suriye’de Esad rejimini yıktıktan sonra nasıl bir rejim kurmayı veya kurulmasına katkı vermeyi düşündüğünü anlamış değiliz. Bize demokrasiden bahsetmeyin, demokrasi olması için önce devlet olması gerekiyor. Burada kim, hangi devleti kuracak?

Suriye politikasında olduğu gibi Irak politikasında da büyük yanlışlara imza attınız. Türkmenlerin bir siyasal güç olarak tarihten silinmesini ve Kerkük’ün KDP ve KYP tarafından gasbının meşrulaştırılmasını oluşturan politikaları AKP şekillendirdi.

Irak, Temmuz 2015 itibarıyla çökmekte olan bir devlet. Irak, jeopolitik olarak artık parçalandı. Parçalanmanın resmîleşmesi için uluslararası ve bölgesel konjonktürün uygun olması bekleniyor. Bu noktada Türk, Irak ve dünya kamuoyu önünde Milliyetçi Hareket Partisinin Kerkük’ün, Telafer’in, Tuzhurmatu’nun Türkmen karakterinin tasfiye edilmesini kabullenmeyeceğini, meşrulaştırmayacağını ve ilk fırsatta bunu yapanlardan da meşru yollardan hesap soracağının altını çizmek isterim.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın sonunda önümüzdeki sürecin çok zor ve tehditlerle dolu olduğu gerçeğini görmemiz gerektiğini belirtmek istiyorum. IŞİD, PKK ve DHKP-C Türkiye’ye karşı ağır terörist saldırıları planlıyorlar. IŞİD’in Hatay, Gaziantep, Kilis, Şanlıurfa, İstanbul, İzmir, Adana ve Ankara’yı kitlesel katliam amaçlı bombalı saldırılar için hedef seçeceği görülmektedir. AVM’ler, metrolar saldırılara hedef olabilir. Keza provokasyon amaçlı Alevi yurttaşlarımızın yoğun olduğu illere yönelik IŞİD eylemleri beklenmelidir. IŞİD aynı zamanda küresel bir sansasyon üretmek amacıyla Türkiye’de stratejik tesis ve yapılara yönelik bombalı saldırılar gerçekleştirebilir. (Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Müsaade ederseniz bir saniye…

DHKP-C, kentlerde etkili bir örgütlenme gerçekleştirmiştir. Önümüzdeki günlerde değişik suikastlara imza atması hiç şaşırtıcı olmayacaktır. PKK terör örgütüyle mücadele 1990’lı yıllardan daha zordur çünkü PKK müzakere sürecini, sadece kırsalda değil kentlerde de örgütlenmek, silah, cephane ve bomba yığınağı yapmak, Suriye iç savaşının deneyimlerini Türkiye’ye taşımak ve kapsamlı bir istihbarat ağı oluşturmak için değerlendirmiştir. Nitekim son günlerde gerçekleşen PKK eylemlerinin hepsinde nokta istihbaratı vardır. Önümüzdeki günlerde güvenlik birimlerimize yönelik infaz türü eylemler devam edecektir. Bu devam ederken biz uzman çavuşlarımıza kendilerini korumak için verdiğimiz silahları hâlâ satıyoruz, biliyor musunuz? Evet, bu çocukları 20 yaşında yolluyoruz ve kendilerini korumak için silahları satıyoruz, parasını verip alıyorlar. Bu bizim için utanç kaynağıdır. Bunun için 3269 sayılı Kanunu’n ilgili maddesinin derhâl değiştirilmesi ve bu çocuklara silahları devletin kendisinin vermesi gerekir. (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özdağ, süreniz dolmuştur.

ÜMİT ÖZDAĞ (Devamla) – Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü korumak için çok kapsamlı bir projenin artık Türk milletinin önüne konulmasının zamanı gelmiştir.

Yorum Yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yandex.Metrica