Çar. Haz 19th, 2019

Türk Bilim Adamı El Harizmi

8 min read
Türk Bilim Adamı El Harizmi

Türk İslam tarihinde Cebir ilminin kurucusu ve aynı zamanda büyük matematikçi, Astromoni uzmanı ve Coğrafyacı. El Harizmi Orta Asya’dan takriben Özbekistan asıllıdır. Çoğu tarihçi hakkında Fars veya Arap diyebilmektedirler. Türkiye’de yaşayan bazı insanlar Hanefi’yide Arap sanmaktadırlar. Orta Asya’dan göç ederek tarihe yön vermiş bilim insanları oldukça fazladır. El Harizmi’nin size Türk olduğuna dair kaynak ve belgeler sunulacaktır. Kısa süre sonra…

Türk Bilim Adamı El Harizmi

Harizmi Kimdir?

Aslen Hârizmlidir; çok defa isim ve künyesinden dolayı Benî Mûsâ kardeşlerden Ebû Ca‘fer Muhammed b. Mûsâ ile ve nisbesinden dolayı Mefâtîḥu’l-ʿulûm’un yazarı Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Hârizmî ile karıştırılmıştır. Latince kaynaklarda adı Alkarismi, Algoritmi, Algorismi veya Algorism şeklinde geçer. Klasik kaynaklardan İbnü’n-Nedîm ve İbnü’l-Kıftî onu Ebû Ca‘fer künyesiyle anarken Kādî Sâid el-Endelûsî bir yerde Hârizmî, iki yerde Ebû Ca‘fer olarak zikreder. Kitaplarından birinin anonim bir şerhinde ise Ebû Bekir künyesi yer almaktadır; bu, muhtemelen onun cebir kitabının şârihi olan Huzâî’nin verdiği bir künyedir ve IV. (X.) yüzyılda yaşayan edebiyatçı Ebû Bekir Muhammed b. Abbas el-Hârizmî’nin künyesiyle karıştırılmasından kaynaklanmıştır (İbnü’n-Nedîm, s. 333; Sâid el-Endelüsî, s. 58, 132; İbnü’l-Kıftî, s. 286).

Tarihçi Taberî 210 (825-26) yılı olaylarını anlatırken, “Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî’den rivayet edildiği üzere…” diyerek Hârizmî’den nakilde bulunur; 232 (846-47) yılında meydana gelen olaylardan söz ederken de Halife Vâsiḳ-Billâh’ın hastalığı sırasında yanına çağırdığı astrologları sayar ve Hârizmî’nin adını Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî el-Mecûsî el-Kutrubbullî şeklinde verir. G. Toomer, Kutrubbullî nisbesine bakarak Hârizmî’nin Bağdat yakınlarındaki Kutrubbul bölgesinden geldiğini, dolayısıyla onun değil atalarının Hârizm menşeli olduğunu söylemekte, Mecûsî lakabından da Zerdüşt dinine mensup olabileceği sonucunu çıkarıp bu nisbenin aynı zamanda onun Fars kökenli olduğuna delâlet edebileceğini ileri sürmektedir. Öte yandan cebir kitabının önsözünden hareketle de onun Sünnî olduğunu, dolayısıyla Taberî’nin ifadesinin en azından Hârizmî’nin gençliğinde Zerdüşt dinine mensup bulunduğunu gösterebileceğini belirtmektedir. Ancak Toomer’in iki ayrı şahsı aynı kişi sanarak hataya düştüğü anlaşılmaktadır. Gerçekte Taberî eserinde iki defa zikrettiği Hârizmî’nin adını yukarıda da ifade edildiği gibi doğru olarak vermiş, fakat ikincisini yazarken Muhammed b. Mûsâ el-Hârizmî’den sonra gelen “el-Mecûsî el-Kutrubbullî” adlı şahsın önündeki atıf “vav”ı düşmüş ve bu durum söz konusu hataya yol açmıştır (krş. DSB, VII, 358; bk. Târîḫ, VIII, 609; IX, 151). 

Hârizmî’nin tarihteki şöhretinin aksine hayatı hakkında bilinenler son derece azdır. Tabakat kitapları onunla ilgili çok kısa bilgi verir; tarih ve coğrafya eserlerinde ise ancak dolaylı bazı atıflar bulunmaktadır. Mevcut bilgilere göre Hârizmî Bağdat’ta yaşamış ve Me’mûn döneminde (813-833), aynı zamanda önemli üyelerinden biri olduğu Beytü’l-hikme’nin kütüphanesinde görev yapmıştır. Onun günümüze intikal eden eserlerini bu dönemde kaleme alıp Halife Me’mûn’a sunduğu görülür. Bazı tarihî kaynaklarda, astronom Hârizmî’nin Vâsiḳ’ın hilâfetinin ilk yılında (227/842) siyasî bir görevle Kuzey Kafkasya’da yer alan Hazar Devleti’ne gönderildiği kaydedilmekteyse de söz konusu kişi, aynı halife tarafından Bizans’a da gönderilmiş olan Ebû Ca‘fer Muhammed b. Mûsâ’dır. Ancak Taberî’nin verdiği bilgilerden Hârizmî’nin de Halife Vâsiḳ zamanında hizmetine devam ettiği ve hatta onun ölümünde (232/847) yanında bulunduğu anlaşılmaktadır. Rivayete göre halife hasta yatağında aralarında Hârizmî’nin de yer aldığı ünlü müneccimleri çağırtmış, onlar da yaptıkları astrolojik hesaplardan sonra halifeye elli yıl daha sağlıklı bir ömür süreceğini bildirmişler, ancak halife bu olaydan on gün sonra ölmüştür (Taberî, IX, 151). Buna göre Hârizmî’nin 232 (847) yılından sonra vefat ettiği söylenebilir. 

Eserleri. 1. Zîcü’s-Sind-Hind (Zîcü’l-Ḫârizmî). Halife Mansûr zamanında 154 (770-71) yılı civarında, bir Hint heyetinin beraberinde Bağdat’a getirdiği Brahmagupta’nın Siddhanta adlı kitabına veya ondan kaynaklanan ve aynı ismi taşıyan başka bir esere dayanır (Sindhind, Sanskritçe Siddhanta tabirinden bozmadır). Kādî Sâid, Ṭabaḳātü’l-ümem adlı eserinde Halife Mansûr dönemine rastlayan 156 (773) yılında Hindistan’dan gelen bir heyetin getirdiği Sindhind adlı astronomi kitabının Muhammed b. İbrâhim el-Fezârî tarafından Arapça’ya çevrildiğini, daha sonra Me’mûn döneminde Hârizmî’nin bu zîci ihtisar ettiğini ve ayrıca ona dayanarak İslâm ülkeleri için kendi zîcini hazırladığını yazmaktadır. Kādî Sâid’e göre Hârizmî bu zîcinde Hint sisteminde büyük değişiklikler yapmış ve bazı astronomi konularında İran sistemini, bazılarında da Batlamyus sistemini esas almıştır; ayrıca kendisi de birçok keşifte bulunmuş ve esere yeni bilgiler eklemiştir. Ancak Kādî Sâid bu zîcin, bütün özelliklerine rağmen Hârizmî’nin geometri konusundaki bilgisinin zayıflığı ve astronomi ilminden uzaklığı sebebiyle çeşitli yanlışlar ihtiva ettiğini ve bunların daha sonra gelen Sindhind ekolü takipçileri tarafından düzeltilerek cetvelin daha kullanışlı bir hale getirildiğini de yazmaktadır (s. 132). Günümüz araştırmacıları, Hârizmî’nin bu zîci Me’mûn döneminde ve ilmî kariyerinin ilk yıllarında hazırladığı kanısındadırlar. Zîcin en önemli yanı, tam anlamıyla otantik sayılmasa da zamanımıza gelen ilk İslâm astronomi eseri olmasıdır. Yedi gezegenin hareketleriyle ilgili cetveller ve denklem tabloları, eserde Hint unsurlarının yanı sıra Batlamyus’unkileri andırır cetvellerin kullanıldığını ve eserde bunlardan başka ekliptik, güneş tutulması ve benzeri astronomik olayların hesabına dair çeşitli trigonometrik bilgilerin de yer alması, Hârizmî’nin Batlamyus cetvellerinin İskenderiyeli Theon versiyonunu bildiğini göstermektedir. Eserde bir de İran dönemine ait Zîcü’ş-Şâh’tan alınma cetvele rastlanmakta, ancak birbirinden farklı bu unsurların (Hint-İran-Grek) uzlaştırılmadığı görülmektedir. Öte yandan verilen bilgilerin ne kadarının aktarma, ne kadarının yeni yapılan rasatlara dayandığı da açık değildir. Çünkü zîc orijinal bir rasat ve hesaplama ihtiva etmemekte, ancak mukaddimesinden Hârizmî’nin Me’mûn döneminde Bağdat’ta ekliptiğin eğimini belirlemek için yapılan rasatları tartıştığı öğrenilmektedir. Burada eğimin doğruya yakın bir şekilde 23° 33′ olarak verilmesine karşılık cetvellerde daha yanlış bir tesbit olan İskenderiyeli Theon’un 23° 51′ değeri yer almaktadır. Bu gibi çelişkili hususlar zîcin orijinal yapısının saptanmasını zorlaştırmaktadır. İbnü’n-Nedîm’in iki nüsha halinde düzenlendiğini belirttiği eserin (el-Fihrist, s. 333) aslı günümüze ulaşmamıştır; İbnü’l-Kıftî de ez-Zîcü’l-evvel ve ez-Zîcü’s̱-s̱ânî şeklinde iki müstakil kitaptan söz etmektedir (İḫbârü’l-ʿulemâʾ, s. 286). Mevcut en eski nüsha, XII. yüzyılda Bathlı Adelard tarafından yapılan Latince tercümeye aittir. Ancak Adelard’ın tercümesi de X. yüzyılda yaşamış Endülüslü astronom Mesleme b. Ahmed el-Mecrîtî’nin tahririnden öğrencisi Ebü’l-Kāsım İbnü’s-Saffâr’ın (ö. 426/1035) yaptığı tahrire dayanmaktadır; dolayısıyla bu düzenlemelerle eserin aslı arasındaki uygunluğu veya farkları tesbit etmek mümkün değildir. Sadece zîcin ilk dönem astronomları tarafından yapılan şerhlerinin artakalan parçalarından orijinali hakkında bazı fikirler elde edilebilmektedir. Meselâ X. yüzyılda yaşayan İbnü’l-Müsennâ’nın şerhinden, Hârizmî’nin sinüs cetvellerini Hint parametresi olan 150 tabanına bağladığı öğrenilmektedir; zamanımıza gelen nüshada ise sinüs cetvelleri Grek parametresi olan (Bâbil geleneğinin devamı) altmış tabanına bağlıdır. Yine aynı kaynaktan, orijinal cetvellerde başlangıç tarihi olarak Mecrîtî’nin nüshasındaki gibi hicretin (14 Temmuz 622) değil, Sâsânî Kralı III. Yezdicerd’in tahta çıktığı 16 Haziran 632 gününün alındığı da öğrenilmektedir. Zîcin her ne kadar zamanımıza güvenilir bir nüshası gelmemişse de daha sonra yapılan iktibaslardan İslâm âleminde çok geniş bir alanda kullanıldığı anlaşılmaktadır. Esere başvuran astronomlardan özellikle Bîrûnî ve İbn Yûnus zikredilmelidir. Ayrıca üzerine çeşitli şerhlerin ve açıklamaların kaleme alındığı, eleştirilerin yapıldığı ve bunlara karşı cevabî eserlerin telif edildiği görülmektedir. Ünlü astronomi âlimleri Fergānî ile Muhammed b. Abdülazîz el-Hâşimî, ikisi de Taʿlîl li-Zîci’l-Ḫârizmî adını taşıyan birer şerh yazmışlardır. Hârizmî’nin bizzat rasat yaptığını belirten ve zîcini iki kez zikreden Bîrûnî ise (bk. Taḥdîdü nihâyâti’l-emâkin, s. 62, 181, 218) eserin aslına getirilen eleştirilere cevap vermek üzere el-Mesâʾilü’l-müfîde ve’l-cevabâtü’s-sedîde fî ʿileli Zîci Ḫârizmî ve İbṭâlü’l-bühtân bi-îrâdi’l-burhân ʿalâ aʿmâli’l-Ḫârizmî fî Zîcih adıyla iki çalışma yapmıştır (Sezgin, VI, 142). Zîcü Sind-Hind’in Latince tercümesi H. Suter tarafından gerekli açıklamalarla Die astronomischen Tafeln des Muhammed ibn Mūsā al-Khwārizmī adıyla neşredilmiştir (Kopenhagen 1914). O. Neugebauer de The Astronomical Tables of al-Khārizmī adıyla eseri bir giriş ve açıklayıcı notlar ekleyerek tercüme etmiştir. Ayrıca başta İbnü’l-Müsennâ’nın yazdığı şerh olmak üzere eserin aslıyla ilgili muahhar kaynaklar üzerine Batılı ilim adamları tarafından çok sayıda inceleme yapılmıştır (DSB, VII, 364-365). 

0Shares

Bir cevap yazın

Atahun

Name

Copyright © All rights reserved. | Newsphere by AF themes.