Kerbela faciası

kerbela
Spread the love

Kerbela faciası, Her 10 Muharrem mü’min gönüllerde bir hüzün ve bir öfke patlamasına yol açar. Zira bu gün cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin (r.a.) Efendimiz ve diğer Ehli Beyt mensuplarının Kerbela çölünde (10 Muharrem Cuma 61/10 Ekim 680) şehit edildikleri gündür. Bu olayı hatırladıkça hüznümüz ve üzüntümüzle birlikte zalimlere olan kin ve nefretimiz de artar. Zira ortada vicdanları kanatan açık bir zulüm vardır. Bir de bu zulmün haklarında Allah Resulünün “Hasan ile Hüseyin cennet gençlerinin Efendileridir” (Tirmizi, 3768) buyurduğu sevgili torununa karşı işlenmiş olması hüznümüze hüzün katmaktadır.

kerbela

Bu olayı başka türlü anlayan, yapılan katliama arka çıkan hiç bir Allah’ın kulu yoktur. Bu böyle olmasına rağmen bir takım grup ve mezheplerin genelde Ehl-i Beyt ve özelde ise Hz. Hüseyin ve Kerbela üzerinden bir dil üretmeleri, bir ideoloji oluşturmaları ve hatta bir din oluşturmaya kalkmaları ve meseleyi yalnızca kendileri sahipleniyormuş gibi göstermeye çalışmaları tam saptırma ve aynı zamanda başka bir zulümdür.

Dünya Müslümanlarının %85’ini Ehl-i Sünnet inancına mensup Müslümanlar oluşturmasına ve en çok kullanılan erkek isimlerinin Ali, Hasan ve Hüseyin olmasına rağmen tek bir Yezid ismine dahi rastlanmaz. Bu da Yezid’e duyulan kin ve öfkenin bir göstergesidir.

Ehl-i Beyt’i ve Hz. Hüseyin’in davasını savunma maskesi altında iş Sahabelere dil uzatmaya kadar götürülüyorsa burada bir duraklamak, bu fitnenin içine düşmemek için dikkatli olmak lazımdır. Bu konuda Resulullah (s.a.v.) Efendimizin oğlu İbrahim’in vefatı esnasında yaptığı uyarıyı hatırlamakta yarar vardır. 16 aylıkken vefat eden oğlu İbrahim’i kabre koyduğunda mübarek gözlerinden yaşlar boşandı. Bunu gören Abdurrahman b. Avf, “Yâ Resûlallah! Siz de mi ağlıyorsunuz?” deyince Resulullah (s.a.v.): “Göz yaş döker, kalp teessür duyar. Ancak biz, Yüce Rabbimizi kızdıracak bir söz söylemeyiz” (Sahih-i Müslim,1808; İbn Sa’d, Tabakat, 1/138 Müslim) buyurdu. Evet, bütün ibadet ve taatlerimiz, bütün yorgunluklarımız hep Yüce Allah’ı kızdırmamak ve O’nun rızasını kazanmak içindir. “De ki: ‘Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”(En’am,162)

Hz. Hüseyin (r.a.) Efendimizin Emevi halifesi Yezid’in Allah Resulü ve Raşid halifelerin uygulamalarına aykırı olarak yaptığı icraata karşı başlattığı bu kıyam elbette ki zalim yöneticilerden hesap sorma ve İslam devletini asli görevine döndürme amaçlı yapılan bir çıkıştır. Bu çıkış için o devirde hayatta olan sahabelerle ne kadar istişare yapıldığı, onların görüşlerinin itibara alınıp alınmadığı konusu ayrı bir meseledir. Ama Hz. Hüseyin’in (r.a.) bu çıkışına Yezid’in biat için kendisini sıkıştırması etkili olduğu kadar Kufe halkının da kendisini Irak’a ısrarlı bir şekilde çağırmaları da etkili olmuştur. Zira Irak halkının ısrarlı bir şekilde halife olarak biat etmek üzere kendisini Kufe’ye çağırmaları hem kıyamın başlamasına ve hem de bu kıyamın Yezid’in hükmünün daha az geçerli olduğu yemen tarafına değil de Emevilerin çok güçlü olduğu Şam bölgesine çok yakın olan Irak tarafına doğru yapılmasına zemin hazırlamıştır.

İşin en acı yanı da Kerbela’da Hz. Hüseyin (r.a.)’ a karşı savaşan ordunun da kendisini buraya davet eden Basra ve Kufe halkından oluşmuş olmasıdır. Zira Hz. Hüseyin’in (r.a.) kafilesinin Kerbela’da konaklamasının dördüncü gününde Ömer b. Sa‘d komutasındaki 4.000 kişiden oluşan bir ordu Kerbela’ya geldi. Aslında bu ordu kısa süre önce Rey valiliğine atanan İbni Sa’d ile birlikte serhad bölgesinde cihad etmek için Basra’dan yola çıkmıştı. Yani Horasan bölgesine gidiyorlardı. Ancak bu olay üzerine yoldan çevrildiler ve Kerbela’ya gönderildiler. Ordu komutanı olan Sa’d b. Ebi Vakkas’ın bir de Medine’den Hz. Hüseyin’in (r.a.) çocukluk arkadaşı olduğunu ve babasının cennetle müjdelenen bir sahabe olduğunu da hatırlatırsak dünya hırsının insana neler yaptırdığını bir kez daha görmüş oluruz.

İslam coğrafyasında hicri ilk asırda meydana gelen bu ve benzeri olaylar sadece birer tarihi olay olarak kalmamış, aksine İslam toplumu üzerinde çok derin izler bırakmıştır. Nitekim “Fırka-i Dâlle” dediğimiz Ehl-i Sünnet çizgisinden yani gerçek İslam’dan birçok konuda sapmış olan mezheplerin ortaya çıkışına etki eden sebeplerin başında da siyasi ve felsefi tartışmalar gelmektedir. Pek tabii olarak bu tartışmalara Ehl-i Sünnet uleması da katılmış ve dini rayından çıkarma cereyanlarına karşı Ehl-i Sünnet’i müdafaa etmişler ve böylece de Ehl-i Sünnet kelamı doğmuştur.

kaynak: milligazete.com.tr/makale/1238238/mustafa-kasadar/kerbela-faciasini-nasil-okumaliyiz

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

sixty six + = 76